MAKALE:
31 NUMARALI REKLAM ALANI
Yeni YÖK yasası, eski yasa'nın ruhundan uzaklaşmalı
İBRAHIM ÖZDEMIR - PROF. DR.,
GAZIANTEP HASAN KALYONCU ÜNIVERSITESI REKTÖRÜ    

Bir seferinde hocadan farklı düşünen arkadaşlarımız önce dersten çıkarılmış, daha sonra da kimisi bir, kimisi ise iki dönem fakülteden uzaklaştırılmıştı. Öğrenciliğim gibi, akademik hayatımda da hep bu yasa var oldu. Ufak-tefek makyajlara rağmen yasanın merkeziyetçi, otoriter ve tek tipçi anlayışı değişmedi. Bu yasa ile önce doktor, sonra, yardımcı doçent, doçent, profesör ve nihayet rektör oldum. Bugün hayatımızda bu kadar etkili olmuş yasanın değişmekte olduğunu görmek; dahası bu değişimin kapalı kapılar ardında değil kamuoyu önünde cereyan etmesi büyük bir şans. Temennimiz bu tartışmaların bütün renkliliği ile derlenip-toparlanıp tasarının bir an önce kanunlaşmasıdır. Dünyadaki gelişmelere bakınca yükseköğretim sistemimizin daha fazla beklemeye takati kalmamıştır. YÖK yönetimi de bunun farkındadır.

Türkiye'nin yükseköğretim hayatı 30 yıldır askeri darbenin kalıntısı olan 2547 sayılı mevcut YÖK Kanunu tarafından belirleniyor, şekillendiriliyor ve denetleniyor. 30 yılda devlet üniversitelerinin sayısı 28'den 103'e, vakıf üniversitelerinin sayısı ise 65'e çıktı. Şu anda toplamda 168 üniversitemiz var. Dünyadaki ve ülkemizde yükseköğretime olan talep dikkate alındığında bu sayının artacağı beklenmektedir. On yıllardır değiştirilmeye çalışılan, ancak adeta değişime direnen YÖK; özellikle ekonomik ve siyasi elbisesini büyük ölçüde değiştirmiş; bölgesinde önemli bir güç ve aktör olmaya başlayan; değişen ve dönüşen Türkiye'ye dar geliyor. Yeni tasarı bu değişim talebinin geç kalmış bir cevabı olarak değerlendirilmelidir. Bu kadar gecikmiş bir tasarıyı gündeme getiren ve kamuoyunun tartışmasına sunanları kutlamak bir görev. Bundan dolayı da başta YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya olmak üzere tasarının ete-kemiğe bürünmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyoruz.

ÜNİVERSİTELER DEVLETİN Mİ, HALKIN MI?

Aslında uzun süredir bu konuda çeşitli çalışmalar, çalıştaylar, paneller ve konferanslar düzenlendi. YÖK yönetiminin öncülüğünde vakıf üniversiteleri ve çeşitli STK'lar bu çalışmalara hem öncülük etti hem destek verdiler. Yazın sıcak aylarında bile devam eden bu çalışma ve çalıştaylarda katılımcı demokrasinin güzel örneklerine tanık olundu. Ancak tasarıya dikkatle bakılınca bu çalışmalardaki birçok noktanın yeterince yansımadığı görülmektedir. Umarız önümüzdeki süreçte tüm detaylar bir kez daha tartışılır ve bizleri daha uzun vadeli bir geleceğe taşıyacak doğrudan demokratik katılımı esas alan esnek, şeffaf ve değişime açık bir yasa metni ortaya çıkar. Mevcut YÖK'ün mimarları soğuk savaşın hâkim olduğu bir dünyanın zihin yapısına sahiptiler. Bundan dolayı da üniversitelere tek tip bir elbise biçtiler. Onların amacı, gelecekten çok, geçmiş odaklıydı ve ideolojik öncelikleri vardı. Bu model de YÖK çatısı altında merkeziyetçi, üniversite özerkliğine yanıt vermeyen, yukarıdan aşağıya –komuta zincirini andırırcasına- piramit bir sistem olarak tasarlandı. Bundan dolayı da farklılık ve çeşitliliği tehdit olarak algılayıp izin vermiyordu. Bunda 1980 öncesi siyasal hareketlerin ve kamplaşmaların bazı üniversitelerdeki faaliyetlerinin izi ve etkisinin olduğu açık. Bundan dolayı da tek tip üniversite ve tek tip insan yetiştirilmesi hedeflendiği anlaşılıyor. Soğuk savaş döneminin siyasal çatışmalarının faturasını üniversitelere çıkaran yasa üniversitelere ideolojik bir de misyon biçti: “Türk devriminin ilkelerine inanmış bireyler” yetiştirmek! Bu anlayış, soğuk savaş döneminde anlaşılabilirdi. Ancak soğuk savaş bitti. Dahası 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması ile dünyada yeni bir dönem başladı. Aslında 1990'lı yıllarda YÖK'ün değişmesi gerektiği ile ilgili çeşitli talepler dile getirildi. Ancak ideolojik gerekçelerle bu talepler hep bastırıldı ve ötelendi. İspanyol düşünür Jose Ortega y Gasset'in üniversite, üniversite reformu ve yükseköğretimin içeriği konularını tartıştığı “Üniversitenin Misyonu” kitabında dediği gibi eğitim konusu “bir grubun egemenliği için değil, bütün bir toplumun duygu ve düşüncelerini göz önüne alarak ele alınmalıydı”.

21. yüzyılın ilk yarısında bölgesinde güç ve dünyada söz sahibi olma iddiasındaki Türkiye mevcut YÖK Yasası ile yoluna devam edemez. Dünyadaki değişim talebinin bölgemizi yeniden şekillendirdiği, “evrensel değerler” çerçevesinde oluşan yeni bir insanlık ve insan hakları zemininde bu anlayışı yansıtan, bireyi merkeze alan, insan haklarını her şeyin üstünde tutan, farklılıkları zenginlik olarak kabul eden gerçek bir demokrasi kültürü oluşturmayı hedefleyen bir anlayışa ihtiyacımız bulunmaktadır. Bunun yolu da, mevcut YÖK Yasası’nın tam zıddı olan, adem-i merkeziyetçi, yatay, herkesi kuşatan ve içeren özgürlükçü bir yasa hazırlamaktır. Bu bağlamda geleneksel demokrasi kavramını daha da ileri götürerek “derinlikli demokrasi” anlayışına ihtiyaç vardır. Üniversitelerin yönetimleri de bu anlayışla şekillenmeli, öğrenciler başta olmak üzere tüm paydaşlar üniversite yönetiminde temsil edilebilmelidir. Üniversitelerin devletin değil de, halkın üniversiteleri olduğu anlayışı ile halkın verdiği vergilerle yapılan ve işletilen üniversitelerde ideolojilerin değil, halkın iradesinin tüm renkleri ile tecelli etmesi sağlanmalıdır. Dahası, insan merkezli, şeffaf ve demokratik üniversitelerin dünyada kaliteli eğitim arayışında olan milyonlarca uluslararası öğrenci için bir cazibe merkezi olacağı da unutulmamalıdır.


Sonuç olarak, mevcut yasa tasarısına bakıldığında içerisinde barındırdığı reform niteliğindeki yeniliklere rağmen özünde birçok açıdan eski yasanın ruhunu muhafaza ettiği görülmektedir. Bunun en açık göstergesi ise hâlâ tasarıda sık sık geçen “belirleme, denetleme, şekillendirme, kontrol etme” anlayışıdır. Dahası tüm bunların da yine eskiden olduğu gibi Ankara'dan ve tek elden yapılmak istenmesidir. Yeni YÖK Yasası öğretim üyelerine, öğrencilerine ve insanına güvenmek zorundadır. Türk yükseköğretimi rüştünü ispat etmiştir. Bundan dolayı Ankara'da temerküz etmiş merkezi yetkileri dağıtılarak; bölgesel ve mahalli yapılar güçlendirilmelidir. Bölge üniversitelerinin kümeleşmelerinin ve bazı Batı ülkelerinde rastladığımız çeşitli konsorsiyumlar kurmalarının yolu açılmalıdır. Böylece üniversiteler bölge ile entegre olacak ve bölgesel sorunların çözümünde işbirliği yaparak, değişimi bilgi temelinde gerçekleştireceklerdir. Bu sistemde YÖK'ün “yeni” yeri ise dünyadaki ekonomik, siyasi ve özellikle de eğitimle ilgili değişim ve eğilimleri dikkatle takip eden, buna uygun üst politikalar ve standartlar belirleyen; yükseköğretim kurumlarını sürekli bilgilendiren ve onlara gerektiğinde rehberlik eden bir akil adamlar kurulu olmasıdır.





Zaman
Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Gazze’deki katliama...
Tekrarlana tekrarlana artık sıradanlaşan İsrail'in Filistin topraklarında, bilhassa da Gazze'deki katliamları...

Haberi Oku