Yerelleşme-merkezîleşme geriliminde büyükşehir yasası
KEMAL GÖRMEZ
Prof. Dr., Gazi Üniv. Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı
    
Yeni düzenlemeye göre kurulanlarla birlikte yirmi dokuz ilde büyükşehir yönetimi uygulanmaya başladı. Yeni düzenlemeyle belde belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak büyükşehir ilçe belediyelerine bağlandı. Köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak mahalle haline getirildi. Aynı şekilde bucak yönetimine son verildi. Diğer taraftan yirmi dokuz ilde il özel idarelerinin de tüzel kişiliği sona erdi. Düzenlemeyi değerlendirmek için, yerel yönetimlerin varlık sebeplerine, evrensel hukuk ilkelerine, demokratik değerlere, ayrıca dünya ve Türkiye uygulamalarına bakmak gerekiyor. Hemen belirtelim ki düzenleme iddia edildiği gibi, bir bölge yönetimi, federasyon denemesi, siyasi özerklik gibi amaçlar taşımamaktadır. En azından bu ve benzeri amaçlara hizmet edecek bir karakter taşımamaktadır. 

Yasanın ayrıntılarına bakarak bir değerlendirme yapılacak olursa söylenebilecek ilk şey, yasanın Türkiye'nin de kabul ettiği Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na pek çok açıdan aykırı oluşudur. Anılan şartın beşinci maddesinde var olan “Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan bir değişiklik yapılamaz” hükmü bulunmaktadır. Bu hükme aykırı olarak pek çok il özel idaresi, belde belediyesi ve köylerin tüzel kişiliği kaldırılmıştır.

Düzenleme, yerel hizmetlerin halka en yakın kuruluş tarafından verilmesi anlamına gelen 'hizmette halka yakınlık' ilkesine de aykırı özellikler taşıyor. Büyükşehir yönetimi kurulmasının genel olarak iki sebebi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, yerel hizmetlerin etkinliğinin artırılması ikincisi ise yerel demokrasinin ve katılımın artırılmasıdır. Mevcut düzenleme nitelikleri itibarıyla bu iki amaca da uymamaktadır. Kısmi olarak hizmetlerin etkinliğinde faydalı olduğu düşünülse de Konya gibi, Antalya gibi bazı ilçelerinin merkeze uzaklığı 200 km'yi bulduğu ve bu ilçelere bağlı köylerin mahalle haline getirilip büyükşehire bağlandığı yerlerde hangi hizmetin etkinliğinden bahsedilebilecektir?

Yerel yönetim pratiği, temsilin ve katılımın artırılması amacını taşıyan bir uygulama iken ölçeklerin büyültülerek temsil ve katılımın zorlaştığı ve anlamsızlaştığı bir durumla karşı karşıya kalınmıştır. İstanbul ve Kocaeli örneklerinin diğer büyükşehirlere uygulanması da anlamsızdır. İstanbul ve Kocaeli illerinde kentler, yerleşmeler adeta iç içe girdiği için hizmetlerin bölünmesinin etkinliği azaltıcı bir sonuç doğurduğu açıktır. Ancak diğer yirmi yedi ilde bu durum söz konusu değildir. Hemen belirtelim ki 5216 sayılı Büyükşehir Yönetimi Kanunu'nun da yerel yönetim ve yerel demokrasi ruhuna pek uygun olmadığı bilinmektedir. Anılan kanun, yerel yönetim felsefesine uygun hale getirilmeden yeni düzenlemeler yapmak bir nevi yerelde merkeziyetçi idareler oluşturmak anlamını da taşır. Büyükşehir yönetimlerine ilişkin yürürlükte olan kanun zaten ilçe ve alt kademe belediyesi tüzel kişiliklerini sınırlayan belediye başkanının öne çıktığı belediye meclislerinin demokratik işlevlerini azaltan niteliğe sahip. Bu anlamdaki bir merkeziyetçiliğin Türkiye'ye teşmil edilmesi sorun oluşturacaktır.

Kısa bir süre önce 5216 sayılı yasa ile getirilen belediye sınırları içerisinde “750 binden fazla nüfus olan illerde büyükşehir belediyesi kurulur” hükmünün kısa sürede değiştirilmesinin de ne anlama geldiği kavranılmış değildir. Yeni yasayla gündeme gelen bir başka husus, yerel yönetimlerde il özel idarelerinin varlığı ve köyler açısından Türkiye'nin ikili bir yapıya dönüşmesi olmuştur. Çoğu zaman aynı özellikleri gösteren bazı illerde il özel idaresi ve köyler varlıklarını sürdürürken diğer illerde kaldırılması anlamsızdır. Mesela Van ilinin Bitlis sınırındaki bir köyünün Bitlis'in Van sınırındaki bir köyden farkı olmamasına rağmen biri büyükşehire bağlı bir mahalle, diğeri köy statüsünde kalmıştır. Bu farklılığı açıklayacak bir idari akıldan bahsetmek zordur. Aynı şey belde belediyeleri için de geçerwlidir. Merkeziyetçilikten uzaklaşma ve yerel reformun bir uzantısı olarak gösterilen büyükşehir düzenlemesinde valinin başkanlığında kurulan “Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezi” merkezi idarenin temsilcisi olan valiyi güçlendirmektedir. Düzenleme, bu haliyle yerelliğe aykırıdır. Valinin bu konumuna ilişkin düzenleme geçici olarak algılanıyor. Ancak uzun vadede il yönetiminin kaldırılması düşünülüyorsa bu sorun daha da çıkmaza girebilir. Ya da vali de seçimle işbaşına gelecekse tam anlamıyla iki başlılık ortaya çıkabilecektir.

Bir başka husus da böyle bir düzenlemenin şu ana kadar örneğine rastlanılmamasıdır. Dolayısıyla bu yönetim biçiminin hangi sorunları doğuracağına ilişkin bir tecrübeden de yoksunuz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın kuruluşu, imara ve çevre korumaya ilişkin bazı yetkilerin olabildiğince merkeze devredilmesi ve kentsel dönüşüme ilişkin yasa ve uygulamalar Büyükşehir Yasası ile beraber düşünüldüğünde, Türkiye'nin yeniden merkezileşme eğilimlerinin güçlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. 2004 sürecine bağlı olarak yerel yönetimleri güçlendirmeye yönelik düzenlemelerin devam etmesi beklenirken son dönemde artan merkeziyetçilik eğilimleri Türkiye'de siyasal partiler düzeyinde var olan ve sıkça nükseden merkeziyetçi geleneğin bitmediğinin işaretidir. Taşra/çevre ve özellikle alt gelir gruplarından olan seçmenler genellikle kendilerinin temsilcisi olduklarını varsaydıkları ve programlarında da bu temsilciliğe vurgu yapan siyasal partileri desteklemişlerdir. Ancak merkeze yerleşen siyasal partiler bir süre sonra bu kitlenin beklentilerine kulak tıkamaya başlamışlardır. Umarız bu sefer yanılırız.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.