Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ceza hukukuna uygun mu?
MUSTAFA ZEKİ YILDIRIM
FATİH ÜNİVERSİTESİ, HUKUK FAKÜLTESİ  

Bir kısmı, hususiyle hükümet, yapılan işlemlere karşı şüphe ve ithamlarını kamuoyuyla paylaştılar. Bu nedenle benzerini hatırlamadığımız, basında furya, kasırga gibi isimlerle anılan görevden el çektirme, tayin, kararlarını bir gece içerisinde uyguladılar. Kendilerine operasyon yapıldığı iddiasıyla Türkiye çapında çok büyük bir operasyonu çok kısa sürede icra ettiler. (Bu konu ayrıca idare hukuku kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.) Görebildiğim kadarıyla ceza usul hukukunu ilgilendiren bu konuda konunun uzmanlarının ne düşündüğü yeterince kamuoyuna yansımadı.

Birinci eleştiri; savcı üç farklı davayla ilgili soruşturmanın delil arama veya şüphelileri gözaltına alma işlemine aynı anda karar vermesi, hükümete karşı bir komplo ve operasyon olduğunu gösteriyor.

Cumhuriyet savcıları ve bağlı oldukları hukuk kuralları açısından bu iddiayı değerlendirdiğimizde öncelikle savcıların olaya bakışı gazeteci ve siyasilerden farklıdır. Cumhuriyet savcısının meslekî formasyonu ona şöyle bir bakış açısı kazandırmıştır. Görevi gereği nerede suç işlenmişse o suçla ilgili araştırmalar yapmak, delilleri toplamak vazifesidir. Her suç bir haksızlıktır ve zarar göreni vardır. Temelde bütün suçların mağduru ve zarar göreni toplumdur. Savcının memleket sathında suç fiili ile mücadele görevi vardır. Şunun için mücadeledir, hukuk davalarından farklı olarak ceza davalarında suçu işleyenler gizlenirler ve suç delillerini yok ederler. Hâlbuki bu deliller bulunmalı, failler adaletin önüne sağlam delillerle çıkarılmalı ki hak ettikleri cezayı çeksinler. Böylece mülkün yani devletin temeli olan adalet gerçekleşsin, cumhuriyet savcısı da eski tabirle müddei umumide görevini yapmış olsun. Demek ki biraz sonra değineceğimiz savcılarla ilgili hukuk kurallarının özü, savcılarından davranışlarını belirleyen temel ilke suçla mücadeledir, delillerin kaybolmasını önlemektir, onları muhafaza altına alıp mahkemenin önüne çıkarmaktır.  Faillerin kaçmasını ve delilleri karartmalarını yani değiştirme veya yok etmelerini önlemektir. Kamu davasının mecburiliği, mağdurun şikâyeti aranmaksızın suçlunun re’sen takibi bunu gerektirmektedir. Suçla mücadele yani maddî gerçeği ortaya çıkarmak için araştırma yapmak savcının varlık nedenidir.

Bu yaklaşımın gerçekleşebilmesi için ceza muhakemesinde, soruşturma evresiyle ilgili –ki bu evrenin sahibi cumhuriyet savcısıdır, bütün işlemler onun emir, talimatı ve talebiyle başlar- olarak temel bazı ilkeler kabul edilmiştir. Bu ilkelerden konuyla ilgili olanı soruşturmanın dağınıklığı ve kurala bağlı olmayışı ilkeleridir. Bu ilkeler savcıya soruşturma işlemlerini belirlerken takdir hakkı verir. Kendi kafasında ihbar edilen suçla ilgili delillerin toplanması noktasında öncelik sonralığı belirleme, tanıklara ne zaman başvuracağı, şüpheliyi ne zaman dinleyeceği ve benzeri konularda serbestlik tanır. Konuşturma evresinden farklı olarak kesintisizlik ilkesi soruşturma evresinde yoktur. Önemli olan hukuka uygun bir şekilde delilleri toplayıp bunların gösterdiği kişiyle ilgili yeterli şüpheye ulaştığı kanaati oluşmuşsa, o kişi hakkında iddianamesini hazırlayıp ilgili mahkemeye vermektir. Temel hak ve özgürlükler müdahale özelliği olan işlemlerin dışında herhangi bir süreyle bağlı değildir.

Gündemdeki rüşvet ve yolsuzlukla ilgili yürütülen soruşturmaya baktığımızda kendi görevi kapsamında takip ettiği üç ayrı rüşvet dosyasıyla ilgili şüphelilerin aynı anda gözaltına alınması savcının takdir alanı içerisindedir. Mer’i mevzuata aykırı bir fiil yoktur. Aynı zamanda suç delillerinin kaybolması ve faillerin yakalanması açısından savcının takdiri anlaşılabilir bir takdirdir. Yürütmeyi ve kolluğu ilgilendiren böyle bir soruşturmaya müdahaleyi muhtemel görmesi ve buna karşı önlem alması meslekî bilgi ve tecrübenin eseri olarak ondan beklenir. Hangi savcı onun yerinde olsa yürüttüğü dosyaya müdahale edilmeden neticelendirmek için bu tür önlemleri alır. Muhalfarz mesela ilgili dava çerçevesinde bir dosyayla ilgili ilk işlemleri yapsaydı daha sonraki dosyalarla ilgili büyük bir risk yaşayacaktı. Soruşturmanın gizliliği haleldar olacak, şüphelilerin suç delillerini gizleme imkânı olacaktı. Nitekim yürütmenin yani hükümetin ve Başbakan’ın tepkisi savcının ne kadar yerinde bir işlem yaptığını göstermiştir. Şayet ülkeye veya hükümete karşı bir operasyon var ise burada kınanacak olan hukuka uygun şekilde görevini yapanlar değil, hukuka aykırı bir şekilde, bu rüşvet ve suiistimal işlerine bulaşıp hükümetin bu bedeli ödemesine sebep olanlardır.

İkinci eleştiri, yapılan işlemleri kolluk, (polis) amirlerine; emniyet müdürüne, vali ve içişleri bakanına haber vermemiş olmasıdır. Polisin yaptığı işlemler iki kısma ayrılır. Birinci kısımdaki işlemler idarî (önleyici) kolluk işlemleridir. Bu tür işlemler açısından emniyet müdürü, vali ve içişleri bakanı amirleridir. Üstünün emir ve talimatlarına göre hareket eder.

İkinci kısımda ise işlenen suçla ilgili işlemler adlî (suç)  kolluk işlemleridir. Bu işlemler açısından amiri cumhuriyet savcısıdır. Onun emir ve talimatlarına göre hareket eder. Soruşturmanın gizliliği kanunun amir hükmüdür. Buna aykırı davranışlar Ceza Kanunu’nda suç olarak tanımlanmıştır. (TCK m.285) Soruşturma işlemleri sırasındaki polisleri yetkisiz olarak görüntüye almak veya nakletmekte ayrıca suç olarak düzenlemiştir. Başbakan’ın hukuka aykırı olarak kayda alınan polis görüntüleri üzerinden yorum yapması talihsizdir. 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun ilgili maddesi soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyi amaçlayan bir düzenleme değildir.  Burada polisi bağlayan konuyla ilgili Ceza Muhakeme Kanunu ve Adlî Kolluk Yönetmeliği’dir. Adlî Kolluk Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik de bunu göstermektedir. Bu değişiklik demokratik hukuk devletinin çatısını oluşturan iki temel ilkeye aykırıdır. Birisi normlar hiyerarşisidir, diğeri ise kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Yönetmelikle, yani yürütmenin işlemiyle adlî işlemlere müdahale edilmiş, yargının yürütmeyi denetleme fonksiyonu etkisizleştirilmiştir.

Ceza muhakemesinde bir süreç veya işlem yapılmışsa, o işlem geriye döndürülemez yok sayılamaz. Mesela soruşturmanın açılması, gözaltı, arama, tutuklama, kamu davasının açılması gibi işlemler yapılırken sürekli ileriye doğru yürür. Savcı şayet arama ve el koyma işlemi için mahkemeden karar almışsa, bu kararlar uygulanmak zorundadır. Bu kararların hukuka aykırı olduğu iddiasında olanlar, bu kararlara ancak kanunun gösterdiği yolla itirazda bulunabilirler. Bu konuda Cumhuriyet Başsavcısı’nın ve Emniyet Amiri’nin takdir hakkı yoktur. Yargı kararları herkesi bağlar. İlgililer de bu kararları yerine getirmemeleri halinde suç işlemiş olurlar. Hukuk zaviyesinden bakıldığında eldeki delil ve olgular işlemlerin hukuka uygun olduğunu göstermektedir. Bunun ötesi varsayımlar, kanaatler, söylentilere dayalı hükümler ve benzeri psikolojik harp yöntemleridir. Hâlbuki delillere istinat eden hüküm adalete, delilsiz hükümler çoğu zaman zulme işaret eder.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.