[Yorum - Bejan Matur] Taş çocuk

Bir gün önce bazı yazarların yaptığı açıklamalar moralini bozmuş gibiydi. Yorgun görünüyordu. Ya da bana öyle geldi.

Toplantıda, altı saat boyunca pek çok şey konuşuldu. Pek çok soru ve sorun. Başbakan hemen her yazarın söylediklerini dikkatle dinledi. Kayda değer bulduklarını cevapladı. Açıklamalar yaptı.

O gün Başbakan'ın eski futbolcu yanını gördüm. Aldığı pası gole dönüştürmek konusunda oldukça becerikliydi. İki soru hariç!

Bu yazının sınırlarını aşacağı için, birini geçiyorum. Ama ikincisini yazmak bir borç.

Evet, taş atan çocuklar meselesi!

O toplantıda önüne gelen topu, taca atarak heba eden bir Başbakan gördüm. 'Türkiye'nin neden bir taş atan çocuklar meselesi olsun?' diye sormuştuk bazılarımız. Oradaki çoğu kişinin dert edindiği bir konuydu bu.

Başbakan Erdoğan, bir başbakandan çok, bir emniyet genel müdürü gibi cevapladı o soruyu. Önünde duran dosyalardan başını kaldırmadan 'ama onlar da...' diye başlayan cümleler kurdu.

Şimdi konu çocuk, araç taş olunca her şeyi en başından düşünmek için çok sebep var. Başbakan'ın o günkü toplantıda 'ama onlar da ...' diye başlayan konuşması üzücüydü.

Önünde ne tür dosyalar var, hangi tanıklıklar, çocuklardan söz ederken 'yavrular' diye konuşan aynı Başbakan'a 'ama' ile başlayan o cümleyi kurdurtuyor bilmek mümkün değil.

Kimin tarafından yönlendirilirse yönlendirilsin, özgür iradesi olmayan birinden söz ediyoruz. Çocuklardan söz ediyoruz ...

Başlığı 'taş atan çocuklar' olan bir dosyanın kapağını açamadan önce başvurulması gereken başka değerler var. İnsanlığın vicdanında bu değerler tükenmiş değil. Bunca haklı itiraz da o değerlere dayanıyor.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi bu konudaki en temel referanslar. Ceza Yasası'nın, cezai ehliyeti düzenleyen kuralları başka bir dayanak.

İnsanlığın mutabık olduğu bu referanslardan doğan yasalara göre seçme iradesi olmayanın, cezai sorumluluğu sınırlıdır. Bitti!

Burası 'ama'ları kaldırmayan yer...

Ama, 'evrensel değerlerden bize ne' diyorsanız, çıkış bulmak için bir şansınız daha var; çoğu taşrada doğmuş mevcut hükümetin mensupları muhayyilelerini zorlayıp taşrada çocuğun taşla kurduğu ilişkiyi düşünebilirler!

Babam anlatırdı; çocukken köyünün yakınından geçen trene koşarak gider ve yolculara el sallarlarmış. Olur da, yolculardan biri okuduğu bir gazeteyi pencereden atar diye beklerlermiş. Tren uzaklaştığında arkasından taş atarlarmış. Bir tür selamlama onlar için. Onlara gazetesini veren yolculara, verecek başka bir şeyleri yok çünkü. El sallamak, taşla selamlamak dışında. Bu eylemin onların gözünde gölde halkaları büyüyen taşları izlemekten farkı yok.

Onlar uzaklaşıp giden trenin gerisinde kalanlar. Giden medeniyetin ardından bakanlar. Onlar için taş atmak 'Buradayız' demenin bir aracı. Taşrada her şeye taş atılır çünkü; göle, güneşe, sesini duysun diye anneye. Anneye bile taş atılır. Çocuğun orada olduğunu bilsin diye atılır.

Çocuk bu; gösterilerde, karşısına çıkan, modern teçhizatla donanmış Robokopların miğferlerinden görünmeyen gözleri görmek için bile, taş atıyor olabilir!

Taşrada taş bir dildir. Çocuğun sahip olduğu yegâne dil.

Gölde halkaları büyüten yassı çakılları bulmak üzere, kıyıyı yoklayan çocuğun eylemi ne kadar masumsa, aynı masumiyet karinesini sokak gösterilerinde işletecek bir vicdan gerekiyor bize. Siyasete yön verenlerin önlerindeki dosyalardan başlarını kaldırıp, 'çocukluğu' samimiyetle hatırlamaları gerekiyor.

Çocuğun taş atarak, anlatmak istediğine yoğunlaşan siyaset büyüksiyaset sayılır. Böyle bir siyaset saygıyı hak eder.

Çocukları, ayrım gözetmeksizin kendinden görmek konusunda merhamet göstermeyen bir yönetimse eleştirilmeye mahkûmdur. Olan da bu zaten.

Dünya, bugün Türkiye'ye baktığında koca protokollerin, nükleer anlaşmaların, Birleşmiş Milletler'e meydan okumaların yanında, küçücük avuçlardaki küçük taşları görüyor. Dünyanın saygın entelektüelleri, çocuklara destek vermek üzere Türkiye'ye gelmeyi düşünüyorlar.

Yaklaşık 4000 çocuğu ilgilendiren, 260'ının cezaevinde tutulduğu konuda nihayet yeni bir yasa teklifi hazır. Hükümetin Meclis'e sunacağı tasarıda amaç; çocukları ağır cezalardan korumak ve çocuk mahkemelerinde yargılanmalarını sağlamak.

Yani temel sorun değişmiyor. Çocukları taş attığı için suçlu gören bakış açısında hiçbir kıpırdama yok. Sadece ceza oran ve yöntemlerinde iyileştirme öngörülüyor.

Halbuki, çocuk sevgisi bilinen bir Başbakan'ın hükümetinden başka türlüsü beklenirdi; daha kuşatıcı, merhametli bir yaklaşım. Çocukların tarafında duran bir yaklaşım. Onları kabahatli, kabahatsiz diye ayırmayan.

Hafta içinde Londra Üniversitesi/SOAS'ta katıldığım konferansta kitap imzalatmak üzere yanıma gelen bir kız öğrenci, 'Türkiye, çocukları taş attıkları için hapsediyormuş doğru mu bu?' diye sordu. Sorudaki masumiyet, Başbakan'ın Gazze ile ilgili gürleyen sesini gölgelemeye yetermiş gibi geldi bana. Keşke Başbakan bunu duyabilse.

Siyasete yön verenler, çocukların taşla suç işleyebileceğine dair düşünceyi sadece zihinlerinden değil, kalplerinden de söküp atmadıkça, yapacakları hiçbir iyileşme çare olmayacak.

Çocukları suça itenleri vicdanlarda mahkûm etmenin başka yolu yok! b.matur@zaman.com.tr/Zaman


 Bejan Matur

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.