Yüksek yargıda ilk ‘olağan’ değişiklik


PROF. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ

Anayasa Hukukçusu, KATÜ Öğretim Üyesi

Devlet organları içerisinde yasama ve yürütme, önemli görevler yerine getirmekle birlikte yargı, yasama ve yürütmenin tasarruflarını hukukilik denetimine tabi tutan ve verdiği kararlara karşı ülke içerisinde başka bir yere başvurulamayan bir erk olarak daha fazla ön plana çıkmaktadır. Bu güçlü konumu sayesinde yargı, adeta son karar mercii olarak görülmektedir. Türkiye’de özellikle 1961 Anayasası ile “demokratik hukuk devleti” biçimindeki ibarelerin ilk kez Cumhuriyetin nitelikleri arasına yer almasından bu yana yargı konusu daha aktüel bir hal almıştır. 1961 ve 1982 Anayasaları dönemlerinde özellikle hukuki açıdan sorunlu kimi kararları ile yargı daha fazla eleştirilerin odağında yerleşmiştir. “Zor zamanlar” olarak nitelendirilebilecek olan siyasal kriz ve askerin siyasete müdahalesi dönemlerinde ve yine bürokrasinin konumu ve menfaatleri söz konusu olduğunda verdiği tartışmalı kararlarla yargı daha fazla tartışmaların merkezine oturmaktadır.

27 Mayıs’ın kurumları

Değişik zamanlarda özellikle yüksek yargı bağlamında kendisini açıkça gösteren bu eğilim, aslında 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile başlayan ve 12 Eylül 1980 Müdahalesi ile zirve noktasına ulaşan bilinçli bir tercihin anayasal düzeyde formüle edilmesiyle desteklenmektedir. Siyasal iktidarlar karşısında bürokratik vesayetçi yapıyı ve onun kazanımlarını sıkı biçimde korumayı hedefleyen bu yaklaşım, verdiği kararların bağlayıcılığına katkı sağlayabilecek bir argüman olarak Anayasadaki “hukuk devleti” ilkesinden destek bulmaya çalışmaktadır. Oysa oluşturulan bürokratik vesayetçi yapı ve onun talepleri doğrultusunda hukukla bağdaştırılması güç kararlar veren mahkemeler hiç de hukuk devletinin evrensel standardıyla izah edilememektedir. Bu bağlamda ülkemizde daha fazla ön plana çıkan iki önemli kurum Anayasa Mahkemesi ve HSYK olmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyen ve siyasal parti kapatma davalarına bakan bir organ olarak öngörülmesi ve HSYK’nın adli ve idari yargıdaki hakim ve savcıların mesleğe kabulden emekliliğe kadar tüm özlük hakları konusunda tek yetkili organ olması ve özellikle Yargıtay üyelerinin tümünü ve Danıştay üyelerinin dörtte üçünü seçme yetkisini elinde bulundurması nedeniyle, bu iki kurum siyasal sistem içerisinde daha fazla göze çarpmaktadır.  İlk kez 1961 Anayasası ile karşımıza çıkan bu iki kurumun oluşumunda 1971 değişiklikleri ve 1982 Anayasası sonrasında siyaset kurumu tamamen dışlanmış ve ancak bu biçimdeki oluşum hukuk devleti bağlamında savunulagelmiştir. Oysa Avrupa standardı bunu tamamen tekzip etmektedir. Nitekim, önemli ölçüde evrensel standarttan uzak bu farklı oluşumundan da aldığı güçle, gerek Anayasa Mahkemesi ve gerekse HSYK tartışmalı kararlar vermişlerdir. Yaşananların ardından TBMM gelinen noktada bu konuları da kapsayan bir anayasa değişikliği gerçekleştirmiştir.

12 Eylül’de referanduma sunulacak olan söz konusu anayasa değişikliği paketindeki özellikle HSYK ve Anayasa Mahkemesi ile ilgili hükümler bu bağlamda daha fazla önem kazanmaktadır. Bu iki kuruma ilişkin olarak ilk kez olağan dönemde bir anayasa değişikliği yapılmaktadır.

Bu değişiklikle birlikte HSYK ve Anayasa Mahkemesi daha fazla Avrupa standardına yaklaşmaktadır. Her ne kadar anayasa değişikliği paketinde bu iki kurumun oluşumunda Avrupa ülke örneklerinde olduğu gibi parlamentonun üye seçmesi noktasında arzu ettiğimiz düzeyde hükümler tam olarak yer almamışsa da, getirilen yeniliklerin Türkiye’deki mevcut yapıyı önemli ölçüde geliştirip Avrupa standardına daha fazla yaklaştıracağı özellikle vurgulanmalıdır.

HSYK’nın 7 olan üye sayısının 22’ye yükseltilmesi, Kurulda Yargıtay ve Danıştay’ın 5 üyesi yanında adli ve idari yargı ilk derece mahkemelerindeki yargı mensuplarından 10 üyeye yer verilmesi ve ayrıca 4 üyeyi Cumhurbaşkanının hukukçu öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçmesi kurulu daha çoğulcu bir yapıya kavuşturacaktır.


Yargı özerkliği güçlendiriliyor

Bu noktada, değişiklikle, yüksek yargının kurulda blok halinde oy kullanmasının önlenmesi yanında kurulun oluşumunda yargının geniş temsiline imkan sağlanması ve karma oluşumun benimsenmesi sayesinde kurul çalışmalarında farklı görüşler dillendirilebilecek ve böylece daha sağlıklı müzakerelerin yapılması ve daha rasyonel kararların çıkmasına zemin hazırlanabilecektir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin henüz yeni açıklanan kararında da belirtildiği gibi, değişiklikle yürütmenin HSYK üzerindeki etkisi azalmakta ve böylece kurulun özerkliği güçlendirilmektedir.

Bunun gibi paketteki Anayasa Mahkemesi’nin oluşumu, yetkileri ve çalışma esasları ile ilgili hükümlerin de olumlu katkılar sağlayacak nitelik taşıdığı belirtilmelidir. Bu bağlamda Mahkemenin 11 olan asıl üye sayısının 17’ye yükseltilmesi, uygulamada anlamı olmayan yedek üyelik statüsüne son verilmesi, üyelerin görev süresinin 12 yıl ile sınırlandırılması, TBMM’nin belli sayıda üye seçebilmesi, Mahkemenin artan iş yüküne paralel olarak kimi durumlarda iki ayrı bölüm halinde çalışmasına imkan sağlanması ve bireylere AİHS kapsamındaki haklarının ihlali durumunda doğrudan Mahkemeye başvuru hakkının tanınması uygulamada karşılaşılan kimi sorunlara çözüm sağlayabilecektir.

Anayasa değişikliği paketinde HSYK ve Anayasa Mahkemesi ile ilgili olarak her ne kadar bazı yetersizlikler varsa da, sadece yukarıda sıralanan olumlu yenilikler bile aslında 27 Mayıs 1960 Müdahalesi ile oluşturulmaya başlanan bürokratik vesayetçi mekanizmanın yargı ayağının önemli ölçüde değişmesine katkı sağlayabilecek nitelikte olduklarını açıkça göstermektedir. Sadece bu katkı bile referanduma sunulan maddelerin siyasal sistemin demokratik yöne doğru evrilmesi sürecinde ne derece yaşamsal öneme sahip olduklarını göstermek için yeterlidir.

yhakyemez@yahoo.com



Star
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.