Avukat olduğum için U-TA-NI-YO-RUM...
Kanunlar ve uluslararası kurallar hiçe sayılarak avukatların uzun arama kuyruklarına sokulduğu,

Bırakın sıradan avukatları, meslek örgütü yöneticilerinin bile polis kalkanları ile süpürülüp adliyeden atıldığı, hakaretlere uğradığı, haklarında davalar açıldığı,

Hukuk örgütlerinin adliye önündeki basın açıklamalarının çevik kuvvet tarafından dağıtıldığı,

Hâkimler, savcılar bir yana, kâtipleri ile görüşmek için bile özel güvenliğe saatlerce dil dökmek zorunda kalındığı,

En basit dosyada bile gizlilik kararı verilerek savunma ve adil yargılanma haklarının kısıtlandığı,

Dilekçe verilmesin diye koridorlara barikat kurduran savcıların, savunma yapılmasın diye sayı sınırlamasıyla avukatların duruşma salonunun önüne bile gelmesini engelleyen hâkimlerin, gözaltındaki müvekkilleri ile görüşmesin diye avukatların nezarethaneye, emniyet müdürlüklerine girişini engelleyen emniyet müdürlerinin olduğu,

Avukatların adliye koridorlarında “Savunma hakkımız engellenemez” diye sloganlar atmak zorunda kaldığı,

Tutuklama ya da mahkûmiyet konusunda karar verecek hâkimlerin, avukat savunmalarını cep telefonları ile oynayarak ya da horul horul uyuyarak dinlediği,

Hırsızların, katillerin değil de, anayasal haklarını kullanarak 1 Mayıs’ı kutlayan eylemcilerin tutuklandığı,

“Neden tutuklandım”a, “içeride geçen yıllarım ne olacak”a, “beni darp edenler için bir şey yapabilecek miyiz”e verilecek tatmin edici bir cevabın bulunmadığı,

Avukatların mahalle mahalle dolaşıp vatandaşlara seçimlerde oyların çalınmasını nasıl engelleyeceklerini anlattığı, trafoya giren kediler gibi akla ziyan örneklerle başa çıkmak zorunda olduğu,

Hâkimlerin, savcıların, avukatların sadece burunları sürtsün diye tutuklandığı, daha şanslı olanların yüzerli gruplar halinde sürüldüğü, daha şanssız olanların ise adliyede öldürüldüğü,

Yasama, yürütme ve yargının hukuk kuralları ile değil de, talimatlarla yönetildiği, yargı bağımsızlığının hayallerde kaldığı,

Yargı mensupları dâhil hiç kimsenin hukuk sistemine inanmadığı,

Başbakana yuh çekince tokadın yendiği,

Cumhurbaşkanının yaşadığı kaçak saray için “Açılışını da yapacağım, içine de girip oturacağım” dediği,

Cumhurbaşkanına hakaretin tutuklanmayı gerektirecek kadar ciddi bir suça dönüştürüldüğü,

İçişleri bakanının açıkça anayasayı tanımadığını söylediği,

Dışişleri bakanının, MİT başkanı ve ordu komutanı ile kafa kafaya kendi topraklarını nasıl bombalayacaklarını planladığı ve hiçbir hukuki yaptırımla karşılaşmadığı,

Uluslararası hukuku çiğneyerek komşu ülkedeki teröristlere tırlarla silah ve mühimmat gönderen MİT mensuplarının yargılanmasının engellendiği,

Yolsuzlukların iktidar partisi üyeleri arasındaki kayıkçı kavgalarında “hiç kimse bir şey yapamaz” aymazlığıyla parsel parsel açıklandığı,

Kanunların zaten mevcut olan illegal duruma yasal kılıf hazırlamak için torba torba, paket paket çıkarıldığı, bu esnada muhalefet milletvekillerinin tokmakla, yumrukla, tekmeyle dövüldüğü,


Anayasa mahkemesi gibi en üst mahkemeye bile hukukla yakından uzaktan alakası olmayan kişilerin torpille atandığı,

Küçücük çocukların, gencecik delikanlıların sokak ortasında vurularak, dövülerek öldürüldüğü, faillerinin ya meçhul kaldığı ya da komik cezalarla kurtulduğu,

Bırakın insanları, katırların bile intihar süsü verilmiş faili meçhul cinayetlere kurban gittiği,

Gezi Direnişi'nde evladı öldürülen bir annenin bu acıya daha fazla dayanamayıp hayata gözlerini yumduğu, diğer acılı bir babanın adliye önünde biber gazı ve copla darp edildiği, diğerinin ise “Adalet arıyorum, yani okyanusun dibindeki bir iğneyi” dediği,

Ekmek almaya gitmenin ancak resmi belgeyle, ancak 700 bin TL’lik saatin rüşvetle alınmadığının peçete üzerindeki yazı ile ispat edildiği,

Taraftar gruplarının bile darbeye teşebbüsle yargılandığı, onların da haklı olarak “Darbeye gücümüz olsa takımımızı şampiyon yapardık!” savunması yaptığı,

Kadın ve işçi cinayetlerinin fıtratla açıklandığı,

Felçli ve görme engelli 70 yaşındaki kadına tecavüz suçundan yargılanan sanığa bile iyi hal indiriminin uygulandığı,

Kentlerin yağmalandığı, çevrenin yok edildiği, yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının uygulanmadığı,

Sosyal medyaya erişimin her sene engellendiği,

Akla gelebilecek herkesin dinlendiği,

Arkadaşlarının tutuklanmasını protesto edenlerin tutuklanmasını protesto edenlerin tutuklandığı,

Tahliye krizinde yok hükmünde sayılan kararı yok hükmünde bulan kararın da yok hükmünde sayıldığı,

Müebbetle yargılanıp cezaevine atılanların seneler sonra suçsuz görülüp tahliye edildiği, bu kez onları içeri atanların içeri girdiği ve onları içeri atanların da sıranın kendilerine gelmesinden korktuğu,

Muz cumhuriyetinden hurma cumhuriyetine, asker devletinden polis devletine, limited şirketten anonim şirkete, yasaklar imparatorluğundan korkular imparatorluğuna dönüşen,

Ve tüm bunlar vatandaşlarının yarısı tarafından takdir ve övgüyle karşılanan,

Bir ülkede avukat olduğum için U-TA-NI-YO-RUM...



Av. Ozan Gülhan, Hukukta Sol Tavır Derneği kurucu YK üyesi / SOL HABER
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.