Avukatlar Günü basın açıklaması
Adana Baro Başkanı Av. Mengücek Gazi Çıtırık, '5 Nisan Avukatlar Günü' ve Baro'nun kuruluşunun 90. Yılı nedeniyle basın açıklaması yaptı.

Av. Çıtırık, öncelikle konuşmasına şahsı ve yönetim kurulu adına önceki dönem baro başkanları başta olmak üzere tüm meslektaşları ile basın mensuplarını selamlayarak başladı.

Av. Çıtırık'ın şunları söyledi:
"Acaba bugün Türkiye'de Avukatlık Gününü kutlamayı gerektiren koşullar mevcut mudur? Üzülerek söylemek gerekirse bugün Türkiye'de avukatlar gününü kutlamamak gerekir. 36 Avukat mesleki faaliyetlerinden dolayı tutuklu, Avukatlık yasası uyarınca, baro yönetimlerine verilen meslektaşlarına yönelik hak ihlallerine karşı idari ve yasal işlemler yaptığı için İstanbul Baro Başkanı ve yöneticilerinin yargılandığı dönemden geçmekteyiz. Avukatların  sorunlarının görüşülmiesine dair önerge TBMM'de  milletvekillerin büyük çoğunluğunun hukukçu olmasına rağmen önergenin ret edildiği günlerden geçilmektedir. O zaman Avukatlar Günü kutlamamanın da bir anlamı yoktur. Bu karamsar tablodan da hiçbirimizin yılgınlık göstermemesi gerekir. Doğrudur, üstlendikleri  görevlerden ötürü, aldıkları dosyalardan dolayı 36 meslektaşımız yargılanmakta. İstanbul Barosu'nun 135 yıllıkhukuk mücadelesinde Türkiye'nin insan hakları ve hukuk devleti ile  cumhuriyetin kazanımlarını korumak, savunmasıyla,  eylemi, söylemi, doğırltu tutarlığıyla kendisini kanıtlamış bir barodur. Avukatlık yasasının baro yönetimlerine verdiği hakları kullanırken, 'sandıkla gelen sandıkla gitmesi gerekirken' sandıkta yıkamadıklarınızı hukuki dayanağı olmayan davalarla yıkmaya çalışmaktasınız.

Değerli meslektaşlarım, avukatları şekli unsur olarak gören, yok sayan, olsa da olur, olmasa da olur mantığıyla hareket eden bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Türkiye İstiklal Mahkemelerini, 27 Mayıs'ta Yassıada yargılamalarını,  12 Mart faşizmini ve 12 Eylül hukuksuzluğunu görmüştür. Ama Türkiye bugün olağan bir rejim içerisinde yönetilmektedir. Siyasi iktidara göre de, ileri demokrasi adı altında yürütülmektedir. İleri demokrasi adı altında yürütülen bir ülkede olağanüstü mahkemeler, olağanüstü yargılama yöntemleri olamaz. Doğal yargıç güvencesine aykırı, adil yargılama hakkının kullanılamadığı, makul sürelerde insanların yargılamasının yapılmadığı dönemlerden geçilmektedir. Türkiye'de doğal yargıç güvencesine  aykırı olan, olağanüstü dönemlere özgü, olağanüstü yargılamalar yapan, Ceza yasası ve CMK 'da gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra adı üstünde özel yetkili ve görevli hakim ve savcıların görevlendirildiği vicdansızların hukuku olarak tanımladığım ve gelinen noktada Türkiye kamuoyunun vicdanın yaralandığı, vicdanında kan akıtıldığı bir süreçten geçmekteyiz. Özel yetkili mahkemeler şimdi tasfiye halinde ve Türkiye'de düşünen, aydın, yazar, çizer, gazeteci, 8 'i tututuklu milletvekili olmak üzere, Türkiye bir korku imparatorluğu sürecinden geçilmektedir. Korku imparatorluğu ve açık faşizmin hukuki ve fiili uygulamaları Türkiye'nin dört bir tarafını sarmıştır. Bu süreç içerisinde Türkiye barolarına düşen Avukatlık Yasası'nın 76. Maddesinin barolara vermiş olduğu hukukun üstünlüğünü savunmak, insan haklarını savunmak, geliştirmek ve bunu işlevselleştirmek bizim en temel ödevimizdir. Türkiye baroların bugünlerde birbirlerine daha çok sahip çıkmalıdır.

Bugün Türkiye'de Anayasa çalışmaları da devam etmektedir. Anayasalar bir toplumsal uzlaşma metnidir. Anayasanın içeriği,hazırlanış biçimi onun meşruiyetini ve ömrünü belirler. Bugün Türkiye'de kimsenin yok sayılmadığı, kimsenin ötekileştirilmediği, devletin alabildiğince sınırlandığı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin genişletildiği, Türkiye'nin toplumsal katmanlarının ihtiyaçlarına cevap verebilecek, kişilerin kendi ikbal ve hırslarından ya da kendilerini belli sıfatlara taşıyabilmesinden değil, Türkiye'nin özgün koşullarından ve tüm kesimleri kucaklayabilecek ya da toplumsal barışa hizmet edebilecek bir anayasa çalışması yürütülmelidir. Barış sadece kanın akmaması, silahların susması demek değildir.  Gelir adaletsizliğinin, sosyal adaletsizliğin yaşandığı ülkemizde, insanlarımızın yüzde 60 'ı açlık ve yoksulluk sınırı içerisinde yaşarken ne söylersek söyleyelim bunun adı barış olamaz.

Türkiye'de bugün bir siyasi partinin parmak üstünlüğüne dayalı, parmak çoğunluğunu, kendi siyasi ikballerini, bir sıfatla taçlandırıp, Türkiye'nin 150 yılı aşkın süredir oturmuş olan batılaşma, çağdaşlaşma, parlamenter demokratik rejimden Türk usulü başkancı sisteme gidildiğini görmekteyiz

Türkiye bugün adı barış süreci olan bir süreçten geçmekte. Biz de silahlar sussun istiyoruz. Terörle mücadele adı altında  400 milyar doların Türkiye'nin sağlık, eğitim, hukuk gibi temel ihtiyaçlarına harcanmalıdır. Yapılan görüşmelerin içeriği nedir, nerede başlar, nerede biter bunlar belli değildir. Kamuoyundan ve TBMM'den gizlenerek bu görüşmelerden sağlıklı bir sonuç çıkmayacaktır. Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü bozacak ve ülkemizi yeni maceralara sürükleyecek çalışmalardan uzak durulmalıdır.

Değerli meslektaşlarım, her geçen gün bu mesleğin sorunları daha da artmaktadır. Hukuk Fakültesi eğitiminden sayısı 114 'ü bulmuş olan hukuk fakültelerimize kadar sorunlar devam etmektedir. Sancılı bir süreçten geçiyoruz. Açıklanan her yargı paketiyle mesleğimiz gerilemektedir. Türkiye'de bürokrasi maalesef avukatlık yasanın 2. Maddesine göre bizleri mesleki bilgi birikimlerini ortaya koyan değil, sorun olarak görmektedir. Hakim, savcı ve adliye personelleri de bizleri sorun olarak görüyor. Bugün 230 dolayında yabancı hukuk firması danışmanlık yapabilmektedir. Türkiye'de vekalet ücreti toplamı yaklaşık 6  milyar doları bulmaktadır. Uluslararası sermayeye Türkiye avukatları peşkeş çekilmemelidir. Türkiye avukatların yüzde 50'si sigortalı, bağlı, işçi avukat durumundadır. Beynini ve bedenini bir ofise vakfetmiş ve onun ağırlığı altında ezilen, yoksulluk sınırının altında çalıştırılan genç meslektaşlarımız, serbest piyasanın kucağına bırakılmıştır. Avukatlık yasasında bu konuyla ilgili düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekmektedir. Bugün sizlere daha iyi şeyler söylemeyi arzulardım; kamu avukatlarının da sorunları artmıştır. Kamu avukatlarının sorunları da mesleğimizin önemli sorunlarından biridir. Bir an önce kamu avukatlarının maaş ve özlük haklarının düzeltilmesi gerekmektedir. Toplumsal refahın, iç barışın, rejimin demokratikleştiği, laikliğin etkin şekilde korunabildiğini ve mesleğimizin hak ettiği yere gelebilmesini istemekteyiz. Ne yazık ki bunlardan çok uzaktayız. Bu yıl baromuzun 90 yıl kuruluş yıldönümü. Cumhuriyetle yaşıt, Cumhuriyet çocuğu bir Baro'nun üyesiyiz.

1940 yılında yayınladığı "Avukatın Kitabı" isimli eseriyle Avukatlık tarihine ışık tutan Av. Ali Haydar Özkent'in dediği gibi; "Eğer bugün Türkiye'de müstakil avukatlık müessesesi varsa, eğer avukatlar iyi, namuslu, söz, vakar ve hatta refah sahibi yurttaşlar arasında bulunuyorsa, bunu bu iradeye borçludurlar. Çünkü, Cumhuriyet avukatların yalnız refahını temin etmemiştir, mesleğini kurmuş avukatların namus ve şerefini kurtarmış, O'nu layık olduğu mevkiiye çıkartmıştır. Bunu böylece kabul etmek ve söylemek meslek, vicdan ve namus borcudur."

Adana Barosu köklü, saygın, etkin bir barodur. Baromuz çalışmalarıyla yerelden ulusala oturmayı başarmıştır. Bugün savunmanın sesinin kısılmayacağının provasını da 17 Mayıs 2013 günü Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesinde İstanbul Barosu'nun yargılanma sürecinde Türkiye Baroları olarak göstereceğimize olan inancımızla; Avukatlar Gününü Kutluyorum. "


hukukihaber.net
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.