Referandumla gelen sendikal haklar ve uygulama

Tarkan Zengin
Sendika Uzmanı


Darbecilerin yargılanmasına imkân veren düzenlemelerin yanı sıra sendikal hak ve özgürlükleri genişleten düzenlemeler yapılmıştı. Referandumda "hayırcıların" iddiaları, düzenlemelerin makyaj niteliğinde olduğu, sendikal hak ve özgürlüklerin geriye gideceği ve sendikacıları mağdur eden darbecilere yargılama imkânı getirilmediği yönündeydi. Hatta kimi sendikalar, demokratik ve sendikal hakları geliştiren düzenlemelerin emekçileri aldatmaktan ibaret olduğunu bile söylediler. Referandumda kabul edilen düzenlemelerle, sendikal tarih içinde ilk defa memurlara "toplu sözleşme" hakkı verildi (emekliler dâhil), işçilere yasak olan "siyasî amaçlı grev", "dayanışma grevi" ve "genel grev" yasak olmaktan çıkarıldı, grev sırasında ortaya çıkan zararlardan sendikaların sorumlu olması kaldırıldı, aynı işkolunda birden çok sendikaya üye olma imkânı getirildi, memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açıldı.

Referandumda "evet" denilmesi gerektiğini savunan sendikaların kısa sürede haklılıklarını ortaya çıkaran gelişmeler yaşandı. Ancak sendikal hak ve özgürlükler açısından referandumun ilk meyveleri görülürken, bürokratik engeller de kendini göstermeye başladı. Başbakan Erdoğan, halkın ve emekçilerin desteğiyle referandum sonucunda, sendikal hak ve özgürlüklerin birtakım engellerini ortadan kaldırırken kimi bürokratlar hâlâ eski engelleyici reflekslerini devam ettiriyorlar. Öyle görülüyor ki halk ve hükümet, özgürlükler açısından kimi bürokratların önünde gidiyor. Referandum sonucu sendikal hakları ilgilendiren iki önemli somut olay yaşandı. Bunlardan ilki memurlara verilen uyarma cezası ile ilgili, ikincisi ise memurların toplu sözleşme hakkını kullanması ile ilgili.

SENDİKAL HAKLAR YARGIDA KABÜL GÖRDÜ

Memurların aldığı uyarma ve kınama cezalarına yargı yolu kapalıydı. Referandum ile gelen değişiklik sonrası memura verilen "uyarma" cezasında ilk iptal kararı çıktı. Bu karar, "evet" tercihinde bulunan sendikaları haklı çıkaran bir karar olmuştur. Yalova'da bir sınıf öğretmeninin aynı okuldan bir öğretmen ile aralarında yaşadıkları tartışma sonrası başlatılan soruşturmada, 657 sayılı kanunun 125/A-e maddesi gereği uyarma cezası alması sonrası Eğitim-Bir-Sen'in, "üyemizin ifadesi dikkate alınmadı" diye başlattığı hukuk mücadelesi, referandum sonrası memurların ilk kazanımlarından biri oldu. Bursa 3. İdare Mahkemesi'ne açılan dava esastan görüşülerek karara bağlandı. Uyarma cezasını iptal eden Mahkeme, 2010/1343 esas sayılı kararında şu ifadelere yer verdi: "Olayda davacıya isnat edilen devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak fiilinin sübuta ermediği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir." Referandumun bu somut sonucu fevkalade olumlu bir gelişme.

Referandum paketinde yer alan memurlara toplu sözleşme hakkının verilmesinden sonra büyükşehir, il ve ilçe belediyelerinde birçok sözleşme imzalandı. Yerel yönetimlerin diğer alanı olan il özel idarelerinde ise ilk somut örnek Bursa İl Özel İdaresi ile Bem-Bir-Sen (Belediye ve Özel İdare Çalışanları Sendikası) arasında imzalanan sözleşme oldu. İmzalanan sözleşme ile memurların maaşlarında ortalama olarak seyyanen 500 TL artış sağlandı. Sendika sözleşme yapma talebini yazılı olarak genel sekreterliğe iletmiş ve il genel meclisi gündemine alınmıştır. İl genel meclisi oybirliğiyle (tüm partilerin desteğiyle) sözleşme yapılmasına ve ödenecek tutara karar vermiştir. Tüm bu süreçten sonra sözleşme imzalanmış ve memurlar arasında büyük bir memnuniyet oluşmuştur. Bursa İl Özel İdaresi'nde yapılan sözleşme, referandum sonrasının somut sonuçlarından biri olmanın yanında ülkenin sendikal hak ve özgürlüklerinin geliştiğinin bir göstergesi olarak görülmelidir. Sendikal hakların geliştiğinin göstergesi olacak bu somut olay, bürokrasinin müdahalesi yüzünden, sendikal özgürlüklerin sabote edilmesine neden olmamalıdır. Zira Başbakan'ın çok net biçimde memurların toplu sözleşme hakkını ilan eden ifadeleri ile bir genelge vardır.

Memur-Sen 4. Olağan Genel Kurulu'nda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kamu çalışanlarının toplu sözleşme hakkını kullanması konusunda çok önemli bir tespitte bulundu. Başbakan Erdoğan, uyum kanunları çıkmadan da memurların toplu sözleşme yapabileceğini söyledi. Bu tespit, hükümetin sendikal haklara yaklaşımını göstermesi bakımından da önemlidir. Başbakan Erdoğan, 12 Eylül referandumunun kamu çalışanlarına getirdiği haklardan bahsettikten sonra toplu sözleşme ile ilgili şunları söyledi: "Anayasa'nın 128. maddesinde yapılan değişiklikle, kamu görevlilerinin mali haklarıyla ilgili olarak toplu sözleşme hükümlerinin uyum kanunları çıkmadan uygulanacağı hüküm altına alındı." Başbakan Erdoğan'ın bu tespiti, belediyelerde ve özel idarelerde imza altına alınan sosyal denge sözleşmelerinin önünde hiçbir engel olmadığını gösteriyor.

Ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 14 Aralık 2010 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Başbakanlık genelgesinde kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı verildiği kamu yöneticilerine hatırlatılıyor. Genelgede "Anayasa'mızın 53. maddesinde değişiklik öngören 5982 sayılı kanunun 12 Eylül 2010 tarihinde milletimizce kabulü ile 2010 yılı, kamu görevlileri sendikacılığı açısından çok önemli bir dönüm noktası olmuş ve kamu görevlilerimiz toplu sözleşme hakkına kavuşmuştur." ifadesi durumu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Belediyelerin ve il özel idarelerinin sözleşme yapmalarının önünde engel olmadığını Başbakan, Başbakanlık genelgesi, Anayasa'mız, ILO sözleşmeleri, ILO'nun denetim organları kararları ve ülkemizde birçok mahkeme kararı da söylemektedir. Zaten şu anda belediyelerde yürürlükte olan bine yakın sözleşme vardır. Bursa İl Özel İdaresi'nde yapılan sözleşme, Cumhuriyet tarihinde belediyeler dışında memurların yaptığı ilk sözleşmedir. Toplu sözleşme bir haktır ve bu hakkın kullanılması yasaldır. Anayasal hak olan toplu sözleşme hakkının kullanılması ülkemizde sendikal özgürlüklerin ilerlediğini de göstermektedir. Ülkemizde olumsuz bir alışkanlık vardır ki, sendikal hak ve özgürlüklerin gelişmesi, bürokratik engellemeleri gündeme getirir. İşçilerin yıllardır talebi olan 1 Mayıs'ı resmî tatil ilan eden hükümet, belediyeler dışında memurların yaptığı ilk toplu sözleşme sevincini bürokrasinin engellemelerine kurban etmeyecektir. İşçi haklarını düzenleyen yasalarda çelişki olduğunda yasa "işçi lehine yorum ilkesi" gereğince işçinin lehine yorumlanır. Memurların toplu sözleşme hakkını kullanması anayasal bir hak olduğu gibi, "çalışan lehine yorum ilkesi" çerçevesinde bile bakılsa bu hakkın kullanılması engellenemez.



Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.