17-25 Aralıktan beri, kendileri hakkında ne kadar olumsuz düşünsem de, iktidar partisinin bulaştığı ve üzerinde en çok tartışma çıkan Oslo bataklığı tutanaklarının, topluma açıklanmasını, devletin içine düşebileceği zorlukları tahmin ederek gereksiz hatta zararlı görmüştüm. Ancak, artık tam tersini düşünüyorum. Neden mi?

- Türk Devleti, bu güne kadar mutlaka PKK ile  -resmi veya gayri resmi- görüşmüştür; ama bu güne kadar, böyle bir görüşmeden, ne toplumsal olarak haberdar olmuştuk, ne de, toplumun tamamı, bu görüşmeler sonunda ortaya çıkacak sonuca, tüm acılarını unutması, hatta dönemin Başbakanı’nın, görüşme konusunda yalan söylediğinin ortaya çıkması ve buna rağmen Başbakana inanması pahasına hazırlanmıştı. 

- En önemlisi, PKK ile mücadele hiçbir zaman siyasetin malzemesi olmamıştı Beşir ATALAY gibi isimlerin icat ettiği ‘çözüm’ kandırmacasına kadarki tüm hükümet dönemlerinde, terörle mücadelede izlenen yöntem ne olursa olsun, verilen şehit sayısı veya ölen sivil ne kadar çok olursa olsun, iktidarlar, iktidarının devamı uğruna toplumun genel huzuruna ve geleceğine mal olacak riskler üstlenmemişti. Ve muhalefet de, bu gün geldiğimiz noktayı açık açık işaret etmemişti. Bu gün ise, tüm muhalefetin, çözüm süreci boyunca ikaz ve işaret ettiği tehlikeler “ben söylemiştim” der gibi tek tek çıkıyor ortaya. Evet, bunlar söylenmişti; artık PKK daha güçlü, Suriye’den temin ettiği büyük miktarlı patlayıcıları kullanıyorlar, şehir savaşına başladılar vs…  İstihbaratımız ise sıfır! Devletin, istihbarat hafızası polisler, ya trafikte kırmızı ışık cezası kesiyor, ya da Silivri Cezaevinde, bir yıldır iddianame yazılmasını bekliyor. 

- Geçmişte, hiçbir iktidar partisi, beklenen kurtarıcı rolüne soyunup, seleflerinin belki de birçok sakınca gördüğü riskleri, millet adına üstlenmediği gibi, en acısı, bunu da meydanlarda seçim malzemesi yapmamıştı. 

- Geçmişte, cemaatler, tarikatlar gibi dini yapılanmaların tamamı, milli güvenliğimiz için(!), PKK’ dan sonra ikinci sıradaki tehdit(!) olarak kabul edilmesine rağmen, hiçbir iktidar döneminde, milli güvenlik için tehlike olarak gösterilen insanlar, PKK ile mücadeleye engel olarak sunulmamıştı. “Çözüm süreci” boyunca ise, muhalif sesler “barış düşmanı” olarak sunuldu. AKP, kendisinden olmayan cemaat ve muhalif tüm grupları, kendisine inandırdığı kalabalıkların önüne bu gerekçe ile hedef olarak koydu. Hatta öyle ki, çocukluğundan beri birbirini tanıyan akraba, arkadaş, insanlar, Cemaatçi olan veya solcu, hatta MHP’ li olan yakınlarını gözlerinin içine baka baka aynen böyle suçladı.

Bunlar hemen aklıma gelebilecek nedenler.

Durum bu iken, Dağlıca’da 16 şehidin verildiğinin akşamı, önceden programlanmış yandaş TV programını iptal etme gereği bile duymayan Cumhurbaşkanı, yukarıda zikrettiğim muhalif seslerin ikazlarının, çözüm süreci boyunca gerçek olduğunu itiraf ediyordu. 
 
İnsan çılgına dönüyor. O, “Siz bana inanın, aksini konuşan ‘paralelcidir, İsrail uşağıdır!’ hatta gelin, onları, ayarladığım yeni Sulh Ceza Hakimlikleri ile içeri atmam için bana oy verin, 400 milletvekili verin!” dediğinde bile, ona inananlar, akrabasını hatta kardeşini bile “İsrail uşağı” görmedi mi?

İşte can alıcı soru: Oslo’da PKK ile ne konuşuldu, neyin pazarlığı yapıldı ki; bunun uğruna, (selefi iktidarların aklının ucundan bile geçirmediği) bu kadar büyük riskler üstlenildi? Hatta toplumun kendileri gibi düşünmeyenleri, yandaşların hedefine konuldu. Hayır hayır, bunun da cevabı, tek başına 17-25 Aralığı örtmek olamaz! Oslo’daki ihtimal daha felaket gibi görünüyor.

Oslo artık devletin mahrem konusu olamaz. Benim, sizin ve hiç tanımadığımız insanların, bilmek zorunda olduğu bir gerçektir. Zira, 7 Hazirandan beri olanları, önceden haber verenlerin, haklı çıkıp çıkmayacağını merak ettiğimiz tek iddiaları kaldı geriye: OSLO!


(Bu köşe yazısı, sayın Av. Murat ARAÇ tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alp 1 yıl önce

Bu yazının yazarı akpartiden 2011 yılında Mv aday adayı olmus mudur? Olmuşsa Biraz ironik geldi sonuçta Oslo görüşmeleri 2009 yılında yapılmıştır.

Misafir Avatar
İlyas 1 yıl önce @Alp

Peki Oslo Görüşmeleri ne zaman ortaya çıktı? çok daha sonra...

Beğenmedim! (0)