3 yumurtaya 11 yıl!
     
Gazeteport'un haberine göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün İstanbul Üniversitesi'ni (İÜ) ziyaret ettiği gün çantasında 3 yumurtayla okula giden Hukuk Fakültesi 2'nci sınıf öğrencisi 19 yaşındaki Yiğit Ergün hakkında kendisini engellemek isteyen polislere direnip hakaret ettiği iddiasıyla 11 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Savcının istediği cezayı komik bulan ve "Sözün bittiği yerde yumurta başlar" diyen Ergün, "Çantamdan yumurta çıkmış. Silah çıksa daha mı iyi? Sonuçta 3 tane yumurta yani. 2 kişilik menemen bile etmez" dedi ve yumurtanın bir silah olmadığını söyledi. Ergün, Gül'ün 14 Aralık 2011'de İÜ'yü ziyaret ettiği gün okula giderken çantasına 3 yumurta koydu. Yumurtalar, Gül'e yönelik bir protestonun mühimmatıydı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca hazırlanan iddianameye göre, okulda güvenlik tedbiri alan polis, Ertürk'ün çantasındaki yumurtaları buldu. Olası protesto şüphesiyle Ergün'ün okula girişini engelledi. İddiaya göre "AKP burada 3 yumurta sana az bile... AKP defol üniversiteler bizimdir" diye slogan atan Ergün, "Şerefsiz polisler kolumu bırakın" diye bağırdı. Ergün'ün iddiasına göre ise hakaret yoktu, polis tacizi vardı. "Memurlara hakaret ettiğim doğru değil. Böyle bir şeyi kendime yakıştıramam" dedi. Polis memurları Adnan Ş., Muhammet Ç., Hakan K. ve Murat A. Ergün'den şikayetçi oldu. Emniyetteki ifadesinin ardından adliyeye sevk edilen Ergün, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Her iki tarafı da dinleyen savcılık iddianamesini hazırladı. Ve Ergün hakkında "Hakaret ve Görevi Yaptırmamak İçin Direnme" suçlamasıyla 4 yıl 6 aydan 11 yıla kadar kadar hapis istendi. Yani yumurta başına 44 ay hapis istemi düştü. 19 yaşındaki Yiğit Ergün şimdi İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.
5 öğrenci gözaltına alınmıştı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 14 Aralık 2011'de İstanbul Üniversitesi'ni ziyareti sırasında bir grup öğrenci tarafından protesto gösterisi düzenlenmiş, polisin müdahalesiyle dağıtılan öğrencilerden 5'i gözaltına alınmıştı.
Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Yiğit Ergün, o gün yaşadıklarını anlattı. Ergün, yumurtaları bulduktan sonra polisin "Bunlar ne, bugün ne olacağını bilmiyor muydun, Abdullah Gül'ün geldiğini bilmiyor musun? Alın bunu kenara" dediğini ve kendisini ittiğini söyledi. Ergün, gözaltına alındığında polise "Buna hakkınız yok, yumurta taşımak suç değildir, yumurta bir silah değildir, yumurta bir bomba değildir" dediğini ancak "Siz de 15-20 kişi bir araya gelince kendinizi bir şey zannediyorsunuz. Sizin döneminiz bitti, bu işlere çok bulaşmayın. Ananız-babanız yok mu sizin, ananız-babanız size nasıl terbiye vermiş" gibi sözlerle taciz ve tahrik edildiğini savundu. Savcının hakkında istediği cezayı komik bulduğunu belirten Ergün, "Çantamdan yumurta çıkmış. Silah çıksa daha mı iyi? Sonuçta 3 tane yumurta yani. 2 kişilik menemen bile etmez. Bu, korktuklarını ve tahammülsüzlüklerini gösterir. Konuşmamıza izin verilmiyor. Sözün bittiği yerde yumurta başlar. Yumurta bizim demokratik hakkımız. Abdullah Gül'e kişisel bir gıcığım yok. Sorunum onun da temsil ettiği anlayışla. Bu anlayışla üniversitemize gelmeyin, gelirseniz yumurtalar hazır diye uyarmıştık" dedi. Yumurtanın bir silah ve yumurta taşımanın bir suç olmadığını söyleyen Ergün, "Bu bizim bir mücadele biçimimizdir. Bu meşru ve demokratik bir mücadele biçimidir" diye konuştu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BURHAN İŞCAN 6 yıl önce

Bu ülkede “hukuku hukukculara bırakın” diye zırvalayan gukukcular varsa; adalette, hukukda bu şekilde olur. Bu ülkede hukuk varmı ki hukukculara bırakalım. Ya da tersine deyişle, bu ülkede hukukcu mu var ki hukuk bekleyelim?
YASA VAR, HUKUK YOK.
Bu ülkede yasa yapmasını bile bilmeyen sözde hukukcular var. Bu yüzdendir ki tüm yasalarımız İTHAL YASA.
Bizim hukukcu bildiğimiz zevat, bu ithal yasaları, yolsuzluk ekonomisi politikalarına uydurmaya, bu politikalar için yasal boşluk oluşturmaya çalışan aklı eveller. Bu yüzden dir ki; yaptıkları her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırmaktalar.
EVET YASA VAR, AMA HUKUK YOK. HUKUK OLMAYINCA ADALET ZATEN YOK.
Bu ülkede ithal temel yasalar var. Mesela, CEZA YASASI var. Bu yasada suçlar ve cezalar ile ilgili temel mevzuat var; ancak uygulama yok. Ceza yasası içinde HUKUKUN TEMEL PRENSİPLERİ VAR. Mesela KANUNİLİK İLKESİ, BİR SUÇA BİR CEZA VERİLİR İLKESİ, MASUMİYET KARİNESİ, KIYAS YASAĞI İLKESİ, CEZANIN SUÇA ORANI İLKESİ, PİŞMANLIK OLUŞTURMA İLKESİ, SUÇTAN OLUŞAN ZARARIN GİDERİLMESİ İLKESİ. Gibi bir çok ilkeler var. Peki hangisi uygulanıyor?
Sıkıntı bu yüzden.
Yolsuzluk ekonomisi politikalarında, toplum sorunlarını giderecek yasalar;
1-Ya, YOLSUZLUKLA MÜCADELE VE ÖNLEME YASASI gibi 2004 ten beri bir türlü çıkarılmaz.
2-Ya, 10 sene çıkmayı bekleyen yasalar(TİCARET YASASI-BORÇLAR YASASI) çıkarıldıktan sonra yasal boşluklarla işlevsiz kalacak şekle gelmeden YÜRÜRLÜĞE KONMAZ.
3-Ya, yürürlükte olan yasalar,1905 SAYILI KANUN, SUÇ GELİRLERİNİN AKLANMASINI ÖNLEME KANUNU gibi İŞLEVSİZ BIRAKILIR
4-Ya da yürürlükte bulunan temel yasalarda, özel yasalarla boşluk oluşturulur.
ÖRNEĞİN; “SİYASİ SUÇ”, “EKONOMİK SUÇ” kavramları ile oluşturulan kavram karmaşası ile asıl suçluları af etmek için, uydurma suç tipleri ile suçlanan masumları aynı kategoride toplarsınız. Masumlar af edilirken, suçluları da af edersiniz olur biter.

Üç maymunarı oynamak isteyenler, hukuku hukukculara bırakabilir. Sonrası çıkıp, “adalet herkese lazım” feryadı basmamak lazım. Çünkü kendi düşen ağlamaz.
Olmayan hukuku oluşturacak bizden başkası değil aslında. Adalet Mülkün temeli değilmidir?
Bu temel; “kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma, başkası için de isteme” ahlak prensibini esas almaz mı?
Toplum içindeki çıkar ilişkilerini düzenler hukuk. Bu ilişkilerin düzenlenmesini tek taraflı bir anlayışa bırakmak hukuk ve adaleti oluşturur mu? Bunun adı bal gibi hukuksuzluktur. Dayatmaya hukuk denebilir mi?
Bu ülke gerçeklerine Fransız kalmayanlar, bu ülkenin DAYATMALAR CUMHURİYETİ olduğunu çok iyi bilir.
Bu ülkede, anormalleri normal gören, yokluğun yerine varlığı koymaktansa yokluğa alıştıran, sorunları bitirmek yerine sorunların sürmesinden nemalanmayı amaçlayan ahlak anlayışı ve bu ahlak anlayışından oluşan hukuk var.

“Sihirbaz ve ilizyonistlerin oyun başlamadan önce bir uyarıları olur. “Dikkatli izlemiyorsunuz!” . Sonunda mesaj verilir; “çünkü aldanmayı seviyorsunuz”

Ünlü sihirbazların gösterileri üç bölümden oluşur. “vaat”, “dönüş noktası” ve “prestij”.

Vaat, sunumun yapıldığı Andır. Dönüş noktasında, beklenmeyen şaşırtan olaylar gerçekleşir. İzleyicinin ağzı açılmış vaziyette; şaşkınlık ve gerginlik son safhada.

Ve prestij; sahnede düğümün çözüldüğü an. Kaybolan tavşanın veya kuşun geri gelmesi gibi.

Politikacıların da bunlardan bir farkı yok. Onların da numaraları üç bölümden oluşur.
Önce meydanlarda vaatler başlar. Sanırsınız toplumsal tüm sorunlar halledilecek. Bütün yanlışlar sayılır meydanlarda ve sona erdirecek vaatleri..
Daha sonra dönüş noktasına geçilir. Beklenmeyen, şaşırtan ve hüsrana uğratan olaylar geçer bu süreçte.” Diye başlamış bir yazar, “aldanmayı aldatılmaya mecbur olacak kadar mı seviyoruz” adlı yazısına.

Dayatmalar Cumhuriyetinde, Yolsuzluk Ekonomisi Politikaları gereğince hazırlanan hukuk sistemi ilizyonistlerin kaybettiği tavşanı asla geri getirmez. Yani kaybolan eşeğin bulunması sizi asla mutlu etmez. Çünkü bulduğunuz eşek sizin kaybettiğiniz o eşek değildir.
Sizin anlayacağınız sahnede çok kötü bir oyun sergileniyor.
Ya oyunun prestij bölümü?
Nasıl sağlanıyor prestij?
Karşısındakinin ilizyonist olduğunu bile bile aldanmayı sevenler veriyor prestiji. Aldanmayı aldatılmaya mecbur olacak kadar mı seviyoruz. İşte mesele burada.
Devlet işlerine karışmayanlara, kendi iş ve gücü ile uğraşan sessiz yurtaş diye mi bakmalı, yoksa üç maymunları oynayan hiçbir işe yaramayanlar diye mi?
Bir politikayı ancak birkaç kişi ortaya koyabilir. Ama hepimiz onu yargılayacak yeteneklere sahip olmalı değimliyiz?

SORUNA ÇÖZÜM ÜRETEMEYENLER SORUNU BİLMİYOR DEMEKTİR.
Yolsuzluk ekonomisi politikalarının, suçları; “siyasi suçlar”, “ ekonomik suçlar” diye sınıflandırma politikasının amacı, büyük suçları da masum suçlar arasına sokmak, veya tersine işlemle masumları suçlular sınıfına dahil etmektir.
Örneğin; aynı siyasi görüşte değil diye cana kıymış adam öldürmüş bir adamı cezasız bırakmak gayesi ile onu masum göstermek için siyasi suçlu demek mümkün mü?
Ya da öğrenim harcı kesildiği için, hak aramak sesini duyurmak için miting yapmış öğrenci siyasi suçlu gösterilip cezalandırılabilir mi?

Küresel hukuk kavrayışı içinde, buna uygun uluslar arası sözleşmelerde DOLANDIRICILIK, YOLSUZLUK ve RÜŞVET toplumları helake sürükleyen SUÇLAR olarak tanımlanırken ve AĞIR CEZALARLA CEZALANDIRILMASI istenirken siz bunları MASUM SUÇLAR KATAGORİSİ ne koyabilir misiniz?
Ya da tersine, SGK Prim borcunu, vergi borcunu, elektrik doğalgaz borcunu ödememiş veya ödeyememiş kimseleri EKONOMİK SUÇLU diye adlandırıp cezalandırmanız mümkün mü?
Mümkün diyenlerin asıl amacı;
Siyasal iktidar kaygısı ile işledikleri cinayetleri, komploları, suikastları, dolandırıcılık yolsuzluk ve rüşvet suçlarını ; mecburiyetten oluşmuş bu yüzden MASUM SUÇLAR olarak kabul edilmesi gerekir anlayışındadır ve bu anlayışı yaygınlaştırmak istemektedirler.

Ne gerek var EKONOMİK SUÇ, SİYASİ SUÇ tanımlamalarına, bu tanımlamalarla oluşan kavram karmaşasına.

Gerek var çünkü ya kurunun yanında yaş da yanacak, ya yaşın yanında kuru yanmaktan kurtulacak.

KURUNUN YANINDA YAŞI YAKMAMAK İÇİN KURUYU DA YAKMAYACAKMIYIZ, ya da illa ki yaşı yakmak mecburiyetinde miyiz?

Ayrıştırma yapmak mümkünken, tersine birleştirme yapmak niye? Yargılama imkanı varken yargısız infazda maksat ne?

Bütün sorularınıza tek bir cevap vermek mümkün. Suçluları masum göstermek için suçsuzları suçlu göstermek anlayışı bunun adı. Bunun adı DAYATMA SUÇ TEORİLERİ İLE SUÇ TİPLERİ ÜRETMEKTİR.

Maksat, bütün dünyada dolandırıcılara, yolsuzluk yapanlara ve rüşvet alanlara ağır cezalar verilirken; bu ülkede, “ekonomik suça ekonomik ceza” diye cezasız bırakmaktır.

Ülkemizde son günlerde YARGIYI HIZLANDIRMA adına, YARGISIZ İNFAZI KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN bir sürü düzenlemeler yapılmaktadır. Bu düzenlemelerde MÜDAHİL olmak, her vatandaşın VATANDAŞLIK GÖREVİ dir.
Örneğin bu düzenleme ile bankaların, ÖZEL SEKTÖR alacaklarının tahsilinin önünde engel olan ANAYASAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE BAĞLI YARGILAMA, YARGISIZ İNFAZ OLUŞTURMA GAYRETİ İLE YOK EDİLMEK istenmiştir. Bu maksatla özel yasalar içinde bulunan dayatma suç teorisi ile üretilmiş suç tipleri; yargısız infaz yapmak için yasalardan çıkarılmış, ancak ön yargı oluşması için beyinlere kazınmaya çalışılmıştır. Maksat bu ön yargı ile yargısız infazdır.

Tıpta genel bir kaide vardır. Cerrahi ameliyatlar özellikle füzyon cerrahi müdehaleler uzmanlar tarafından yapılır.

İktidar olmak muktedir olmak, yani her işin uzmanı olmak anlamına asla gelmez. Hukuk oluşturmak da uzmanlık gerektirir. Muktedirlik hukuk oluşturmada da gereklidir.

Muktedirlik toplumun çoğulcu katılımcı demokrasi efkarında oluşur.

Uzman addedip bu ameliyeleri ehil olmayan kişilere bırakırsanız; ya yanlışlıkla başka bir organ zarar görür, ya da hastanın içine fazladan bir şeyler konur.

Bizim uğraşımız bu dur. Ameliyatın doğru yapılıp hastanın şifa bulması.

Avatar
tijo 6 yıl önce

yargı mı bu?
atatürk'ün gençliğe hitabesi'ni yeniden okusunlar.
gençler'e neden güvenmiyorlar?
neden?
çünkü, gençlik, çoğunlukla haklı olabiliyor.
bir öneri: tavuklar da tutuklansın.
çünkü eğer tavuklar tutuklanmazsa, daha çok yumurta yaparlar.