36 yıllık dava için 9 bin 500 TL tazminat
Haklı olduklarına inanmalarına rağmen bunu yerel mahkemelerde ispatlamayanlar Anayasa Mahkemesi'nin yolunu tutuyor. Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde 1978 yılında aleyhlerine açılan tespite itiraz davasının aradan geçen on yıllara rağmen sonuçlanmadığını belirten üç kişi, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu. Yüksek mahkeme, başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmederek 3 başvurucuya 9 bin 500'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Ş.E., C.E. ve S.E., Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunarak, 1978 tarihinde 3 taşınmaz için Diyarbakır Çınar Kadastro Mahkemesi'nde aleyhlerine açılan tespite itiraz davasının halihazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğunu ve uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazdan yararlanamadıklarını dile getirdi. Adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri süren üç müracaatçı, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etti. Yargılamanın uzamasında herhangi bir kusurlarının olmadığını, muhtelif nedenlerle keşiflerin tehiri, dosyanın tetkike alınması, usul işlemlerinde gerekli özenin gösterilmemesi, uzayan yazışmalar ve beklenen müzekkere cevapları nedeniyle yargılama süresinin uzadığını belirten E. ailesi, Yargıtay tarafından verilen bozma kararı sonrasında da yargılamanın daha uzun bir süre sonuçlandırılamayacağının açık olduğunu hatırlattı. Ayrıca uzun süren yargılama nedeniyle taşınmazdan yararlanamadıkları gibi taşınmaz nedeniyle sağlanan gelir desteklerinden de mahrum kaldıklarını belirten müracaatçılar, Anayasa'nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etti.

ELLİYİ AŞKIN KİŞİYİ GİLENDİRİYOR

Başvuruyla ilgili hazırlanan raporu inceleyen yüksek mahkeme, başvuruya konu yargılamanın üç adet taşınmazın şahıslar adına yapılan tespitine itiraz ve hazine adına tescili talebine ilişkin bir uyuşmazlık olduğu, davanın taraflarında elliyi aşkın kişinin bulunduğuna dikkat çekti. Yüksek Mahkeme'ce hazırlatılan raporda, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu belirtildi. Raporda şu ifadelere yer verildi: "Yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, özelikle kadastro mahkemesinde geçen yargılama sürecinde tatbiki gereken yargılamayı hızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilen ara kararların birçoğunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin müracaat yokluğu ve masraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği, bunun yanı sıra birçok kez dosyanın tetkike alındığı anlaşılmaktadır."

Yargılamanın konusunun başlangıçta bir adet taşınmaza ilişkin tespitin iptali ve tescil talebi olduğunun vurgulandığı raporda, Çınar Kadastro Mahkemesi'nin iki dosyayı da mevcut dosya ile birleştirmesiyle dava konusu olan taşınmaz sayısının üç olarak belirlendiği hatırlatıldı. Duruşmaların tehir edilmesi, keşiflerin uzadığının ve yerine getirilmediğinin taşınmazların havadan çekilmiş fotoğraflarının onu aşkın celsede sağlanamadığının kaydedildiği raporda, tebligat ve evrak temini işlemlerinin ikmali için 5 yıl 8 aylık bir yargılama süresinin geçtiği açıklandı. Raporda şu görüşe yer verildi: "Verilen iki keşif ara kararının yerine getirilmemesini takiben 14 Mayıs 2003 tarihinde keşif icra edildiği, keşfi müteakip on celsenin bilirkişi raporlarının beklenilmesi, raporlara karşı beyanda bulunmak üzere taraflara süre verilmesi, dava konusu parsellere ilişkin başka bir yargılama olup olmadığının tetkiki ve ek rapor alınması işlemleriyle geçtiği, akabinde davanın orman işletme müdürlüğüne ihbarı, taşınmazların kuru veya sulu tarım arazisi niteliğinin belirlenmesi ve kıymet takdir çizelgelerinin temini için ilgili kurumlarla yazışma yapılması hususunda üç yıl altı aylık bir sürenin geçtiği ve bu süreçte, birçok celsede taraf vekillerine dosya hakkında beyanda bulunmak üzere süreler verildiği, taraf vekili mazeretlerinin kabul olunduğu ve dosyanın muhtelif celselerde tetkike alındığı görülmektedir."

DAVA 36 YIL SÜRMÜŞ, HAK İHALLİ VAR

Müracaatçıların ihlal iddiasını yerinde bulan yüksek mahkeme, idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olduğunu da göz önünde bulundurarak kararını açıkladı. Başvuruya konu yargılamanın yaklaşık otuz altı yıl sürdüğüne dikkat çeken Anaya Mahkemesi, başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının kabul edilebilir olduğuna, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve başvurucular Ş.E., C.E. ve S.E.'e ayrı ayrı 9 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.


CHA

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.