AYM’den Veli Küçük kararı
Kararın gerekçesinde, aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de aynı davranışta bulunabileceğini varsaymanın, tutukluluk gerekçelerinin somutlaştırılmasını engellediği, özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündeki anlayışla bağdaşmadığı belirtildi.

Anayasa Mahkemesi’nin, Ergenekon davasının sanığı Veli Küçük ’ün yaptığı bireysel başvurularda “uzun tutukluluk” gerekçesiyle verdiği “ihlal” kararının gerekçesi Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Küçük, Anayasa Mahkemesi’ne tutukluluğunun yasal dayanağının olmadığını ve makul olmayan bir süredir tutuklu olduğunu ileri sürerek Anayasa’nın ‘kişi hürriyeti ve güvenliği’ başlığını taşıyan 19. maddesinin ihlal edildiğini iddia etti. Gerekçede, kapatılan İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen Ergenekon soruşturması çerçevesinde 2008 yılında gözaltına alınan ve tutuklanan Küçük’ün 2013 yılında tutukluluk haline itirazının reddedildiği belirtildi. Gerekçede, 2014 yılında tahliye edildiği belirtilen Küçük hakkındaki davanın temyiz aşamasında derdest olduğu ifade edildi. Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğünün ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine ait olduğunun belirtildiği gerekçede, Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olduğunu, istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerektiği ifade edildi. Küçük’ün gözaltına alınması ile hapis cezasına karar verilmesi arasında 5 yıl 6 ayı aşan bir süre boyunca bir suç isnadına bağlı olarak tutulduğunun anımsatıldığı gerekçede, tutukluluk süresini 10 yıla çıkaran düzenlemenin Yüksek Mahkeme tarafından 4 Temmuz 2013 tarihinde iptal edildiği ancak yürürlük süresinin dolmadığı bu nedenle de on yıllık azami sürenin aşılmadığı ifade edildi. Gerekçede, tutukluluğun kanunda belirlenen azami süreyi aştığı yönündeki şikayetin Anayasa’nın 19. Maddesinde belirtilen kanunilik şartının ihlal edilmediğine karar verdi.

GEREKÇEDEN YOKSUN BİR YARGI KARARIYLA TUTUKLULUĞUN UZATILMASI KABUL EDİLEMEZ

Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamanın öncelikle derece mahkemesinin görevi olduğunun anımsatıldığı gerekçede, “Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler ‘ilgili’ ve ‘yeterli’ görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir” denildi.

Hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerektiğinin vurgulandığı gerekçede, özgürlük hakkının, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde yorumlanmaması istendi.

Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabul edilemez olduğunun altı çizilen gerekçede, “Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancak kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine karar verilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer” denildi.

TUTUKLAMADA DENGE KURULMAMIŞTIR

Tutuklamanın devamına karar verilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin durumunun da dikkate alınmasının zorunluluk olduğunun kaydedildiği gerekçede, Küçük’ün tahliye talebini inceleyen mahkemenin, ret gerekçesinde başvurucunun kaçacağına ya da delilleri karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamadığına dikkat çekildi. Dava kapsamında yargılanan sanıklardan birkaçının kaçmasının ya da kaçmaya teşebbüs etmesinin, bazı sanıkların da delilleri karartma girişiminde bulunması şeklindeki gerekçelerin, diğer sanıkların da bunları yapabileceğine dair karine olarak değerlendirilemeyeceğinin vurgulandığı gerekçede, “Aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, tutukluluk gerekçelerinin somutlaştırılmasını engellediği gibi, özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz. Bu çerçevede tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ileri sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez” denildi. Gerekçede, 5271 sayılı Kanun’un tutuklama yerine öngörülen adli kontrol hükümlerinin 6352 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 5 Temmuz 2012 tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanma imkanı doğduğu vurgulandı. Gerekçede, “Anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli kontrol tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu durumda, tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun tutukluluk süresinin uzun olduğu yönündeki şikâyeti ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” denildi.

>> KARAR İÇİN TIKLAYINIZ


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.