Eşi beş yıldır tutuklu olan bir kadının isyanı

“Eşim Erdener Demirel 1 Nolu F tipi ‘Yüksek Güvenlikli’ hapishanesinde tutuklu olarak bulunmaktadır. Kendisi 16/06/2010 Çarşamba günü hapishanede çıkan yangından etkilenmiş ve hapishaneye gelen sağlık ekipleri eşimle beraber çok sayıda tutukluya müdahale etmiştir.
‘Yüksek Güvenlikli’ bir hapishanede yangının çıkış nedeni göz önünde bulundurulduğundan böyle bir yangının çıkması çok düşündürücüdür. Hapishanedeki yakınımıza gönderdiğimiz bir dal kuru çiçek bile ‘güvenlik’ gerekçesiyle içeri alınmazken, psikolojik sorunları olan bir tutuklunun süngerli odaya atılması ve içeriye çakmak sokması büyük bir çelişkinin olduğunu göstermektedir. Daha öncesinde de farklı birçok hapishaneden psikolojik sorunları olan tutukluların süngerli odaya koyulmalarından sonra intihar ederek hayatına son verdiği Adalet Bakanlığı kayıtlarında da görülecektir.
Adalet Bakanlığı’nın B:03.0. CTE.0.00.00.04/ Sayı ve Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsis, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler Konulu olarak yayınlanan genelgesinin dördüncü bölümünde ‘Güvenlik’ başlığı altında sıralanan tedbirlerin altıncı maddesinde ‘Can güvenliği tehlike altında bulunan veya intihar riski olan hükümlü ve tutuklular yakın takibe alınarak, kaldıkları bölümdeki güvenlik önlemleri arttırılacak, özellikle intihara meyilli olan kişilerin sürekli gözetim altında bulundurulması ve bireysel terapiye tabi tutulması sağlanacaktır’ şeklinde açıkça belirtildiği halde kurumun tutukluyu süngerli odaya atarak psikolojik sorunlarının tedavisi yerine ilerlemesine sebebiyet verdiği açıktır. Kaldı ki kurumun bu tarz durumlara yaklaşımı sadece sorun yaşayan tutuklunun değil, aynı zamanda diğer tüm tutukluların da hayatını tehlikeye attığı, son yaşanan yangın olayında açıkça görülmüştür. Aynı şekilde Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında düzenlenen kanunun 6. maddesinin F bendinde belirtildiği üzere ‘Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü tedbirin alınması zorunludur’. Yine aynı kanunun 6. bölümündeki 34. maddenin E bendinde tutukluların bulundukları hücrelerin kapılarının ‘Ölüm, deprem veya yangın gibi olağanüstü hallerde’ açılacağı belirtilmiş olmasına rağmen tutukluların yangın esnasında hücre kapıları kilitlenmiştir. Tutukluların itirazları sonucu kapılar açıldığında ise çoğu tutuklu dumandan etkilenmiştir.
Yangının çıkış nedeninin yanı sıra yangın sonrasında kurum idaresinin yangına müdahale etmekteki yetersizliği de aynı şekilde hayati tehlike doğurmuştur. Yeterli sayıda gaz maskesinin ve yangın söndürme tüpünün bulunmayışı, yangın esnasında kurumda bulunan görevli memurların korku ve paniğe kapılarak soğuk kanlı davranamayışları, yangının çıktığı hücreye yakın hücrelerdeki tutukluların çıkarılmalarının geciktirilmesi nedeniyle çok sayıda tutuklunun dumandan etkilenerek rahatsızlanmasını bir bütün olarak ele aldığımızda, ortada idarenin büyük bir sorumsuzluğunun olduğu açıktır.
Son olarak yangından haberdar olduktan sonra hapishaneyi arayarak bilgi almak istediğimde telefona çıkan memur, önemli bir şey olmadığını, trafodan kaynaklı ufak bir yangının çıktığını söyledi. İşin aslının öyle olmadığını ertesi gün görüşe giderek eşimden öğrendim. 10’a yakın tutuklunun dumandan zehirlenerek hastaneye kaldırıldığı, son derece ciddi bir durum söz konusu iken kurum idaresinin arayan ailelere doğru bilgi vermeyerek bizleri yanıltmaya çalışmasının izahı mümkün değil. Yakınlarımızın güvenliğinden sorumlu olan bir kurumun bu kadar çok eksik ve hatalı olmasının bir gerekçesi olmamasıyla beraber bundan sonrası için de kurumun hiçbir anlamda güvenilir olmadığı ortaya çıkmıştır.”

Beş yıldır yaşananlar
Yukarıda yazdıklarım aslında bir suç duyurusu dilekçesine aitti, fakat ben bu dilekçeyi yazdıktan sonra bir süre düşündüm ve bu dilekçeyi vermekten vazgeçtim. Neden mi? Çünkü bugüne kadar hapishanede yaşadığımız hak ihlalleri ile ilgili olarak yaptığımız hiç ama hiçbir suç duyurusundan bir sonuç alamadık ve hepsine “kovuşturmaya yer yoktur” kararı verildi. Düşünün ki canınızdan çok sevdiğiniz yakınlarınız, orda dört duvar arasında (evet orada olmalarının elbette ki bir nedeni var ama bu onların can güvenliklerinin dahi olmamasının normal karşılanması anlamına gelmemeli) ve onların başına gelebilecek herhangi bir felakete ne engel olabiliyorsunuz, ne müdahale edebiliyorsunuz ne de sorumlularının cezalandırılması mümkün oluyor.
Eşim tutuklanalı beş yıl oluyor, bu beş yıllık süre içerisinde Türkiye’deki hapishane gerçeğini çok yakından tanıma şansım oldu. Kimi gün oldu, görüşe gittiğimde eşimin vücudundaki morlukları kendi gözümle gördüm, (hücre araması bahanesiyle gelip saldıran asker ve gardiyanların marifeti ve bununla ilgili yapılan suç duyuruları da sonuçsuz kaldı!) kimi gün hücreden çıkarılırken ayakkabılarını aramada çıkarmadıkları için aylarca görüş hakkımız elimizden alındı. Kimi zaman mektup içerisine koyduğum bir kuru çiçek “güvenlik” gerekçe gösterilerek eşime verilmedi, kimi zaman da herhangi bir gazete bayisinden rahatlıkla temin edebileceğimiz türden gazete ve dergiler “sakıncalı” denilerek içeri alınmadı. Benim yaşım 25, yani öyle 80’li yıllarda darbe dönemlerinde Diyarbakır hapishanesinde, Ulucanlar’da yaşananlara tanık olan ya da yaşamış biri değilim ama bugün hapishanelerde yaşanmaya devam eden sorunlar hâlâ o günlerden kalma, onlara benzer. Sizce de bunlar düşündürücü şeyler değil mi?
Bizler de bu ülkenin vatandaşlarıyız, bizlerin de en az Silivri’de yatan bazı “medyatik” tutuklular kadar hukuktan yararlanmaya, haklarımızın verilmesine, yaşadığımız haksızlıkların, hukuksuzlukların bu ülkenin milletvekilleri tarafından sahiplenip meclis kürsüsünden dillendirilmesine ihtiyacımız ve hakkımız var. Ama maalesef ki bunların hiçbiri olmuyor. Bizim yaşadığımız sorunların, hukuksuzlukların hiç kimsenin gözünde bir anlamı, önemi yok.
Ben Dersimliyim, eşim de öyle. Bizden (Kürtlerden) bu ülkeyi sevip sahiplenmemiz isteniyor, biz bu ülkeyi değil, yöneten zihniyeti sevmiyoruz. Ve yaşananlar gösteriyor ki, onlar da bizi sevmiyor. Empati kurmak lazım, kendinizi benim yerime koyun ve düşünün, siz benim yerimde olsaydınız sever miydiniz?
Bunları size neden yazdığımı da aslında tam olarak bilmiyorum ama en azından ülkede yaşanan böyle şeylerin de olduğunu hatırlatmak iyi olur gibime geliyor. Size de bize de kolay gelsin, malum memleketimiz hiç durulmuyor.


Radikal
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.