Evli Kadına Kocası Cinsel Saldırı Suçu İşleyebilir mi?
 Yazar: Av. Gülperi Eldeniz

Kanun koyucu, eşler arasında işlenen ‘nitelikli cinsel saldırı suçu’nu şikayete tabi kılmıştır. Evlenmenin sosyal amacı yanında, cinsel arzuları tatmin etme gayesi de vardır. Bu bağlamda, kocanın, karısının rızası olmadan onun vücut bütünlüğünü ihlal etmesi acaba bir hakkın normal şekilde kullanılması mıdır, yoksa bizatihi hakkın kötüye kullanılması hali mi teşkil etmektedir? 

Türk Ceza Kanununda cinsel saldırı suçu nedir?

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçu, 765 sayılı Eski Türk Ceza Kanunu’ndaki sarkıntılık, ırza tasaddi ve ırza tecavüz suçlarının karşılığını oluşturmaktadır. Anılan kanun maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, kanun koyucu şöyle demektedir:

(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi, mağdurun şikayeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması halinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.

Kanunun lafzi yorumundan yani sözel anlamından ortaya çıkan sonuç; cinsel saldırı suçunun, ya vücuda organ veya sair bir cisim sokmadan vücut dokunulmazlığının ihlali yoluyla (“basit cinsel saldırı”) (m. 102/1), ya da vücuda organ veya sair cisim sokarak vücut dokunulmazlığının ihlaliyle (“nitelikli cinsel saldırı”) (m. 102/2) işlenebileceğidir. Kanunun lafzi yorumundan yani sözel anlamından ortaya çıkan sonuç; cinsel saldırı suçunun, ya vücuda organ veya sair bir cisim sokmadan vücut dokunulmazlığının ihlali yoluyla (“basit cinsel saldırı”) (m. 102/1), ya da vücuda organ veya sair cisim sokarak vücut dokunulmazlığının ihlaliyle (“nitelikli cinsel saldırı”) (m. 102/2) işlenebileceğidir.
Demek ki; mağdurun vücuduna dilin sokulması, ikinci fıkraya göre nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturmayacaktır.

İkinci fıkranın ikinci cümlesinde, “Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır” denilmek suretiyle, eşlerden biri tarafından diğerine karşı rıza olmadan organ ya da cisim sokulması da suç sayılarak cezalandırılmaktadır. Ataerkil bir toplum olmamız nedeniyle, kanun koyucunun bu düzenlemesi birtakım tartışmalar yol açmıştır. Zira erkeğin karısından cinsel arzusunun tatminini istemesinin onun doğal bir hakkı olduğundan hareketle bazı kişiler bunun hakkın kullanılmasını engellemek anlamına geldiğini ifade etmişlerdir. Bu nedenle de erkeğin eşinin rızası hilafına cinsel davranışlarla vücuda organ veya cisim sokmak suretiyle vücut bütünlüğünü doğal şekilde yani normal yoldan ihlal etmesinin cinsel  suç oluşturmayacağını iddia etmektedirler. Bu görüş sahipleri, eşin rızası hilafına, erkeğin anal yoldan normal, alışılageldik biçimin tersine hareket etmesini suçun oluşmasına yeterli bulmaktadırlar.

Kanun koyucu, eşler arasında işlenen nitelikli cinsel saldırı suçunu şikayete tabi kılmıştır.
Birçok Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, evlilik birliğinin karıya ve kocaya cinsel yükümlülükler yüklediğinin, karşılıklı olarak birbirlerini cinsel olarak tatmin etmelerinin gerektiğinin vurgulandığı görülmektedir. Hemen belirtelim ki; sırf bu hakkın bulunması, hakkın kötüye kullanılmasını meşru kılmamaktadır. Zira Türk Medeni Kanunu m.2/2 gereğince hakkın kötüye kullanılması yasaklanmıştır. Bu kural, emredici hukuk kuralı niteliğinde olduğundan, toplumdaki herkes, anılan kurala uymakla yükümlüdür. Hal böyle olunca, kocanın karısına normal, anal ya da oral yoldan rızası hilafına hareket ederek organını ya da yukarda saydığımız tarzdaki cisimleri, nesneleri sokması nitelikli cinsel saldırı suçuna vücut verecektir. Kadının, kendisine yapılan ve suç teşkil eden bu tarz muamelelere rızası olması halinde, rıza bir hukuka uygunluk sebebi sayılacak ve fail cezalandırılmayacaktır. Burada, üzerinde durulması gereken husus şudur:

Kanun koyucu, eşler arasında işlenen nitelikli cinsel saldırı suçunu şikayete tabi kılmıştır. Yani, kocasından sadır olan bir eylemle nitelikli cinsel saldırı suçuna maruz kalan bir kadın, gözünü karartıp savcılığa suç duyurusunda bulunabilirse, kocasının cezalandırılması için ceza muhakemesi usulünde hükümler devreye girecektir. Toplum yapımızın sosyal ve kültürel gerçekleri karşısında, kadına karşı işlenen bu suçun şikayete tabi kılınması, kocalar bakımından caydırıcılık unsuru taşımayan, kadın açısından ise şikayet sonrası başına gelebilecekler nedeniyle çile, dert sebebi olabilecek bir durumdur.

Kanunun, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin sayıldığı üçüncü fıkrasında, suçun  üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı işlenmesi, daha ağır cezayı gerektirir bir hal olarak kabul edilmiştir. Burada kayın hısımlığı ilişkisi ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken husus şudur:

Kayın hısımlığı, evlenme dolayısıyla meydana gelen ve eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımlarının, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olmalarını sağlayan bir hısımlık türüdür.

Evlenmekle karı koca arasında hısımlık meydana gelmez. Yani, karı koca, birbirinin kayın hısmı olmayıp evlilik sözleşmesinden ötürü birbirlerine karşı sözleşmesel edim yükümlülüğü bulunan kişilerdir. Dolayısıyla, kanımızca, eşlerin birbirine karşı bu suçu işlemelerinin olması gereken hukuk açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli haller arasında yani üçüncü fıkra kapsamında düzenlenmesi gerekmektedir.Birçok Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, evlilik birliğinin karıya ve kocaya cinsel yükümlülükler yüklediğinin, karşılıklı olarak birbirlerini cinsel olarak tatmin etmelerinin gerektiğinin vurgulandığı görülmektedir. Hemen belirtelim ki; sırf bu hakkın bulunması, hakkın kötüye kullanılmasını meşru kılmamaktadır. Zira Türk Medeni Kanunu m.2/2 gereğince hakkın kötüye kullanılması yasaklanmıştır. Bu kural, emredici hukuk kuralı niteliğinde olduğundan, toplumdaki herkes, anılan kurala uymakla yükümlüdür. Hal böyle olunca, kocanın karısına normal, anal ya da oral yoldan rızası hilafına hareket ederek organını ya da yukarda saydığımız tarzdaki cisimleri, nesneleri sokması nitelikli cinsel saldırı suçuna vücut verecektir. Kadının, kendisine yapılan ve suç teşkil eden bu tarz muamelelere rızası olması halinde, rıza bir hukuka uygunluk sebebi sayılacak ve fail cezalandırılmayacaktır. Burada, üzerinde durulması gereken husus şudur:

Kanun koyucu, eşler arasında işlenen nitelikli cinsel saldırı suçunu şikayete tabi kılmıştır. Yani, kocasından sadır olan bir eylemle nitelikli cinsel saldırı suçuna maruz kalan bir kadın, gözünü karartıp savcılığa suç duyurusunda bulunabilirse, kocasının cezalandırılması için ceza muhakemesi usulünde hükümler devreye girecektir. Toplum yapımızın sosyal ve kültürel gerçekleri karşısında, kadına karşı işlenen bu suçun şikayete tabi kılınması, kocalar bakımından caydırıcılık unsuru taşımayan, kadın açısından ise şikayet sonrası başına gelebilecekler nedeniyle çile, dert sebebi olabilecek bir durumdur.

Kanunun, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin sayıldığı üçüncü fıkrasında, suçun  üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı işlenmesi, daha ağır cezayı gerektirir bir hal olarak kabul edilmiştir. Burada kayın hısımlığı ilişkisi ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken husus şudur:

Kayın hısımlığı, evlenme dolayısıyla meydana gelen ve eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımlarının, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olmalarını sağlayan bir hısımlık türüdür.

Evlenmekle karı koca arasında hısımlık meydana gelmez. Yani, karı koca, birbirinin kayın hısmı olmayıp evlilik sözleşmesinden ötürü birbirlerine karşı sözleşmesel edim yükümlülüğü bulunan kişilerdir. Dolayısıyla, kanımızca, eşlerin birbirine karşı bu suçu işlemelerinin olması gereken hukuk açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli haller arasında yani üçüncü fıkra kapsamında düzenlenmesi gerekmektedir.Birçok Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, evlilik birliğinin karıya ve kocaya cinsel yükümlülükler yüklediğinin, karşılıklı olarak birbirlerini cinsel olarak tatmin etmelerinin gerektiğinin vurgulandığı görülmektedir. Hemen belirtelim ki; sırf bu hakkın bulunması, hakkın kötüye kullanılmasını meşru kılmamaktadır. Zira Türk Medeni Kanunu m.2/2 gereğince hakkın kötüye kullanılması yasaklanmıştır. Bu kural, emredici hukuk kuralı niteliğinde olduğundan, toplumdaki herkes, anılan kurala uymakla yükümlüdür. Hal böyle olunca, kocanın karısına normal, anal ya da oral yoldan rızası hilafına hareket ederek organını ya da yukarda saydığımız tarzdaki cisimleri, nesneleri sokması nitelikli cinsel saldırı suçuna vücut verecektir. Kadının, kendisine yapılan ve suç teşkil eden bu tarz muamelelere rızası olması halinde, rıza bir hukuka uygunluk sebebi sayılacak ve fail cezalandırılmayacaktır. Burada, üzerinde durulması gereken husus şudur:

Kanun koyucu, eşler arasında işlenen nitelikli cinsel saldırı suçunu şikayete tabi kılmıştır. Yani, kocasından sadır olan bir eylemle nitelikli cinsel saldırı suçuna maruz kalan bir kadın, gözünü karartıp savcılığa suç duyurusunda bulunabilirse, kocasının cezalandırılması için ceza muhakemesi usulünde hükümler devreye girecektir. Toplum yapımızın sosyal ve kültürel gerçekleri karşısında, kadına karşı işlenen bu suçun şikayete tabi kılınması, kocalar bakımından caydırıcılık unsuru taşımayan, kadın açısından ise şikayet sonrası başına gelebilecekler nedeniyle çile, dert sebebi olabilecek bir durumdur.

Kanunun, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin sayıldığı üçüncü fıkrasında, suçun  üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı işlenmesi, daha ağır cezayı gerektirir bir hal olarak kabul edilmiştir. Burada kayın hısımlığı ilişkisi ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken husus şudur:

Kayın hısımlığı, evlenme dolayısıyla meydana gelen ve eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımlarının, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olmalarını sağlayan bir hısımlık türüdür.

Evlenmekle karı koca arasında hısımlık meydana gelmez. Yani, karı koca, birbirinin kayın hısmı olmayıp evlilik sözleşmesinden ötürü birbirlerine karşı sözleşmesel edim yükümlülüğü bulunan kişilerdir. Dolayısıyla, kanımızca, eşlerin birbirine karşı bu suçu işlemelerinin olması gereken hukuk açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli haller arasında yani üçüncü fıkra kapsamında düzenlenmesi gerekmektedir.Kocanın cinsel saldırı suçu

Şimdi, kanunun bu üç fıkrası bir arada değerlendirildiğinde, evli kadına karşı kendi kocasının birinci fıkra kapsamında basit cinsel saldırı suçu işlemesi mümkün değildir. Yani, kocanın karısının vücut bütünlüğünü rızası olmadan ihlal etmesi mümkündür.

Koca, karısı istemese dahi, karısının kalçasını elleyebilecek, göğüslerine dokunabilecek, kulağının içine dilini sokabilecektir. Maddenin yorumundan, kadının vücudunun kendine değil kocasına ait olduğu sonucu çıkmaktadır. Oysaki; kadının vücudu kadına aittir. Kadın da toplumu oluşturan bir bireydir.

İkinci fıkraya gelince, kocanın eylemi ile ikinci fıkrada düzenlenen ve takibi şikayete tabi olan vücuda organ ya da cisim sokulmasını içeren nitelikli cinsel saldırı suçu oluşabilecektir.

Üçüncü fıkrada daha ağır cezayı gerektiren nitelikli haller arasında eş ifadesi yer almadığı için de kocanın eylemi yarı oranında artırılmayacak, sadece nitelikli cinsel saldırı boyutunda kalacak ve on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına çarptırılma yaptırımına tabi olacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.