“Yaşam tüm insafsızlığı ve acımasızlığı ile hâlâ sürüyor”
diyor Hatice Can, onu ayakta tutan ise adalet arayışı. Uçan kuşun kanadının rüzgârından koruyup kollayarak büyüttüğü oğlu Onur'un ölümünden sorumlu olanların bulunup adalete teslim edilmesi için giriştiği mücadele...

28 yaşında genç ve başarılı bir mimardı Onur Yaser Can. Brüksel'de resim, İtalya'da mimarlık eğitimi almıştı. İtalyanca, Flamanca biliyordu. Davul, bendir, gitar ve saz çalıyordu. ODTÜ Sualtı Topluluğu üyesiydi. Yaşama bağlı ve sevgi doluydu. Her şey bir yıl kadar önce üzerinde esrar bulunduğu şüphesiyle gözaltına alınmasıyla başladı. 22 gün sonra da Onur yaşamına kıydı! İşte soru işaretleri ve adalet arayışı da burada başladı. Onur'u o genç yaşta çırılçıplak odasının penceresinden aşağı attıran şey neydi? 22 günde genç delikanlıya kimler neler yaşatmıştı? Onur'u gözaltına alan polisler hakkında “işkence” ve “cinsel saldırı” suçlarından yürütülen soruşturma, 11 ay sonra takipsizlikle sonuçlandı. Bu karara itiraz eden ailesi, oğullarını intihara sürükleyen süreci aydınlatmaya kararlı. Anne Hatice Can, “Onur'un ölümünden sonra aylarca artık güneş doğmayacak, bu yaşam sürmesin, dedim. Şimdi oğlum için adalet arama mücadelemizde yaşama tam ortasından tutunuyorum. En büyük dayanağım ise kızım ve eşim” diyor.


Mutlu ve iyi görmiştük ama

Onur, 3 Haziran 1982'de Ankara'da birbirlerine aşkla bağlı anne ve babadan dünyaya gelmişti. Mutlu ve gülen bir çocuktu. Eğitim hayatı boyunca övgüler almıştı. İlk tercihi ODTÜ Mimarlık bölümüne de dereceyle girmişti. Daha öğrenciyken katkı sunduğu projelerden biri Sarıkamış Harekâtı Anma Alanları Fikir Yarışması’nda üçüncü olmuştu. Ekipte, heykeltıraş Mehmet Aksoy da yer alıyordu. “Oğlumuzun ABD’de ya da Avrupa'da eğitimini sürdürmesini istedik” diyor Hatice Can, “Ama o, 'Ülkemde kalıp, neler yapabileceğimi görmek istiyorum' diyerek kabul etmedi. Mezun olunca, 2009'da İstanbul'a taşındı.” Onur'la ailesi son kez Nisan 2010'da İstanbul'da bir araya gelmişti. “Üç gün kaldık birlikte... İyi ve mutlu olduğunu gördük. Ankara'ya memnun döndük. Zalim polislerin zulmüne uğrayacağını bilmeden, 28 yıl emek verdiği hayatından koparılacağını bilemeden...” diyor Hatice Can. Onur'un yaşamına son veren süreç bu ziyaretten iki ay sonra başladı. 2 Haziran 2010'da Harbiye'de İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı Onur. İfadesi avukatsız alındı, yakalandığı ailesine bildirilmedi. Hatice Can, “Onur, gözaltı kararı olmamasına karşın nezarete konuldu. Oğlum, burada çırılçıplak soyularak işkence ve cinsel istismara maruz bırakıldı. Acı içinde polislere yalvaran genç bir insanın sesi dinletildi. Hakarete uğradı, tokatlandı, muhbirliğe zorlandı. Ölene dek adım adım izlendi. Telefonu dinlendi. Öldürülmekten, bize zarar gelmesinden korktu.”

İşkence, taciz ve "intihar"

Onur'un, savcının “salıverin” talimatına karşın emniyette bir süre daha tutulduğunu söylüyor annesi. Onur'a imzaladığı ifade ve tutanaklar verilmeyerek kendisini şüphe altında hissetmesinin sağlandığını anlatıyor. Onur, serbest kaldıktan saatler sonra telefonla aranarak, ikinci kez emniyete çağrılıyor. 4 Haziran günü, ikinci kez gittiği emniyette, ifadesine bazı eklemeler yapılıyor. Bu gelişme üzerine, tedirgin olan genç mimar, bir avukat tutmaya, olanları ailesine anlatmaya karar veriyor. Tutanakları almaya şubeye giden avukatına, Onur'un, yeniden emniyete gelmesi gerektiği söyleniyor. Onur'un savcının talebi olmadan tekrar çağrılamayacağına dikkat çekiyor Hatice Can, “Oğlum, üçüncü kez çağrıldığı günün akşamında, yaşadığı travma sonucu, 23 Haziran 2010'da, saat 22:00 civarında, kendini, üçüncü kattaki evinde, odasının penceresinden çırılçıplak bir halde attı. Ambulansın geç gelmesi, ilk hastanenin başka hastaneye sevk etmesi ve zamanında müdahale edilmemesi sonucu, iç kanama nedeniyle hayatını kaybetti” diyor. Can ailesi, Şişli Etfal Eğitim Araştırma ve Okmeydanı Eğitim Araştırma hastaneleri ile 112 İl Ambulans Servisi görevlilerinden de şikâyetçi. Anne Can, saat 22:27’de çağrılan ambulansın, 23:00 gibi geldiğine, uygun sedye olmadığı için Onur'un 20 dakika sonra ambulansa alınabildiğine dikkat çekiyor. Şişli Etfal'de, “operatörler meşgul” diye müdahale edilmezken Okmeydanı Araştırma'da “kan gazı aletinin” bozuk olması zaman kaybına neden oluyor. Valiliğin, doktorlar hakkında iki kez soruşturma izni vermediğini ve ikinci kez Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurduklarını anlatıyor.
 

Adaleti bekliyoruz, gelir mi?

Onur, intihar girişiminden birkaç saat önce anne-babasını aramış. Başının sıkıntıda olduğunu, İstanbul'a gelmelerini istemiş. Yola çıkan anne ve baba saat 03.00'te İstanbul'a ulaştığında, oğullarının ölümünü öğrenmiş. Savcılık, Onur'un ölümünden bir gün sonra hakkında uyuşturucu kullandığı gerekçesiyle soruşturma açıp, 29 Haziran'da iddianame hazırladı. İddianame, Beyoğlu 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nce 7 Temmuz'da kabul edildi ve 27 Ekim'e duruşma günü belirlendi. Anne Can, “Savcılığın, oğlumu hayattan koparan 22 günde neler yaşadığını da aynı hızla araştırmasını beklerdim. Narkotik polisleri oğlumun öldüğünü aynı gün öğrenmişlerdi. Ölüm kaydı da düşülmüştü” diyor. Polisler hakkında, işkence suçundan yaptıkları suç duyurusunun, Fatih Cumhuriyet Savcılığı’nda yaklaşık 11 ay sonra takipsizlikle sonuçlandığını anlatıyor Hatice Can: “Soruşturma savcısı üç kez değişti. Avukatlarımız, uzun süre, gizlilik gerekçesiyle dosyaya ulaşamadı. Olay tarihinden bir buçuk ay sonrasına ait, emniyetin giriş çıkış kameralarını inceleyen bilirkişiler, işkence yapıldığına ilişkin bir kayda rastlamadıklarını belirttiler. Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz ettik. Aylardır sonuç bekliyoruz.” Onur'a 4 ya da 5 Haziran'da imzalattıkları belgeleri, 2 Haziran'da imzalanmış gibi gösteren iki polis de “evrakta sahtecilik” suçundan İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor.

Can ailesi adalet bekliyor. Duyuyor musunuz?


Hilal Köse/Cumhuriyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.