Üç yıldır gelmeyen adalet!
Geçen üç yılın özeti aslında tek bir cümleye sığıyor: 34 sivil üzerlerine bombalar atılarak öldürüldü ve olayla ilgili tek kişi dahi yargılanmadı, tek bir celse duruşma yapılmadı, mahkeme kurulmadı.

3. yıldönümüne günler kala Şırnak’a giderken kafamızda pek çok soru vardı: Adalete olan inançlarını yitirdiler mi? Hayat normale döndü mü? Yaralar biraz olsun sarıldı mı? Hala “kaçağa” gidiyorlar mı?

Roboski’ye bir Perşembe öğleden sonra saat 3 civarı vardık. 3 yıldır her hafta olduğu gibi anneler siyah elbiseleri giymiş, oğullarının fotoğrafları ellerinde dizilmişlerdi sarp dağların eteğindeki mezarlıkta yan yana sıralanan mezar taşlarının arkasına. Babalar da biraz arkalarında saf tutmuştu. Önlerinde de ağabeylerini kaybeden, bazıları nerede olduğunu bile anlamayacak yaşta ama mezarlığın ve acının ağırlığı karşısında sessizce bekleyen çocuklar vardı. Kalabalığın ortasında elinde beyaz bir kâğıtla katliamda 16 yaşındaki kardeşi Serhat’ı kaybeden Veli Encü var. Roboski aileleri 150 haftadır her Perşembe mezarlıkta toplanıyor. Tek bir fotoğraf makinesi, tek bir kayıt cihazı ya da kamera yokken bile her hafta mezarlıkta basın açıklaması yapıp seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Dağlardan başka duyan olmasa da seslerini, adalet taleplerinden pes etmiyorlar. Nedenini 24 yaşındaki oğlu Mehmet Ali’yi kaybeden Zeki Tosun “çocuklarımız orada, mezarlarında rahat uyusunlar, yalnız değiller, bunu bilsinler, biz onların arkasındayız ve bu mücadelenin sonsuza kadar takipçisi olacağız” diye açıklıyor.

Neyin mücadelesini veriyorlar? Üç yıl önce bölgenin tek ekonomik faaliyeti olan “kaçağa” giderken üzerlerine atılan bombalarla öldürülen oğulları için adaletin mücadelesini… Suçluların, olayın sorumlularının cezasını bulması için duyurmaya çalışıyorlar seslerini.

‘Herkesin bildiği kaçakçılık’

28 Aralık 2011 Çarşamba Roboski köyü için sıradan bir gün olarak başlamıştı. Bazıları okuldan gelen, bazıları okulu çoktan bırakmış çoğu genç hatta çocuk yaşta 38 kişi öğle saatlerinde kaçağa gitmek için katırlarını hazırladı. Kardeşi 18 yaşındaki Salih’i kaybeden Tansu Ürek “annem elleriyle portakal yedirdi kardeşime, yengem dalga geçti koca adam annesinin elinden yemek yer mi diye, Salih de sen bilmezsin yenge, annemin elinden daha tatlı oluyor dedi” diye anlatıyor o saatleri. Güle oyna, şakalaşarak gittikleri kaçak yolu pek de eğlenceli değildi aslıda. Doğunun sert ayazının içlerine işlediği karlı bir gündü. Yolda yer yer dizlerinin üstüne kadar çamura bata çıka gidiyorlardı sınırın öte tarafına. Oradan mazot, çay ve sigara alıp Türkiye’de satıyorlardı tıpkı babalarının ve dedelerinin 80 yıldır yaptığı gibi. 4-5 saat yürüyerek gidip geldikleri her bir seferin getirisi 50-70 lira arasında değişiyor. Ortalama aylık gelirin 600-700 olduğunu söylüyor arkadaşlarını kaybeden ama hala kaçağa gidip gelen Faruk Encü. Gidiyorlar çünkü çetin dağlarla çevrili coğrafyada tarım yapılabilecek arazi yok, olanlar da mayınlı. Hayvancılık para bırakmıyor, ne fabrika var ne de ürettiklerini gelip almaya istekli birileri. Onlar sınır ticareti diyorlar yaptıkları işe, mecburiyetten yaptıklarının her seferinde altını çizerek.

Zaten aslında herkes de biliyor o sınırda neler olup bittiğini. Köyün hemen üstünde gözetleme kuleleri ve askeri birlik var. Meclis Uludere Araştırma Komisyonu üyesi milletvekili Levent Gök’e göre “devletin en alt birimlerinden en üst kademesine kadar herkesin oradaki sınır ticaretinden haberi var”. Köylüler de doğruluyor geçişlerinin bilindiğini.

28 Aralık 2011’de “herkesin bildiği” kaçakçılığın verdiği rahatlıkla aileleriyle “akşam görüşürüz” diye vedalaşan çoğu 18 yaşın altında 38 kişi saat 3 civarı düştü yola. Sınırın Irak tarafına geçtiler. Mallarını katırlarına yüklediler ve dönüş yoluna düştüler. Sınıra geldiklerinde askerin yolları kestiğinin haberini aldılar. Bu da çok olağandışı bir durum sayılmazdı çünkü geçmişte de ara ara yolları kesiliyor, bazen uzaklarına düşecek şekilde uyarı amaçlı top atışları yapılıyor ve sonra dönüyorlardı köylerine alternatif yollardan. O akşam köyde kalanlarla haberleştiler cep telefonundan. Tüm yollar kapalı olduğundan soğuktan donmamak için ateş yakıp birkaç saat beklediler. Bazı aileler “bırakın katırları dönün” dedi çocuklarına.

Katır sırtında taşınan cesetler

Saat 21.39’da bir anda gökyüzü aydınlandı. Sağ kurtulan 4 kişiden biri olan Servet Encü havada uçuşan insan ve hayvan parçaları gördüğünü hatırlıyor. Patlamanın etkisiyle olduğu yerden uzağa savrulmuş ve kaçın diye bağırmış. Kaçacak pek fazla bir yer yokmuş ama ilk bombaların düştüğü yerin uzağında oldukları için sağ kalan 17-18 kişi buldukları bir kayanın altına sığınmış. 45 dakika sonra bombalar bu kez o kayayı vurmuş. Servet Encü hayatta kalma nedenini grubun gözcüsü olduğu için uzakta beklemesiyle açıklıyor. Yerini belli etmemek için birkaç saat karın içinde kıpırdamadan beklediğini anlatıyor. 29 Aralık sabahı cep telefonuyla çekilen arama kurtarma görüntülerinde bir babanın elleriyle oğlunun altına saklandığı ve bombalamada parçalanmış o kayayı kazdığı ve vücudunun parçalarına ulaştığı görülüyor.

Roboski ailelerinin avukatlarından Mesut Gerez’e göre bombalamanın ardından olay yerine ambulans sevk edilseydi, helikopter gönderilseydi, zırhlı birlikler yaralı taşımaya gitseydi daha çok sayıda kişi sağ kurtulabilirdi. Köylüler bombalama öncesinde yolları kesen askeri birliklerin olaydan hemen sonra orayı terk ettiklerini anlatıyor. Aileler haberi aldıkları anda köyden koşarak gitmişler bombalamanın yapıldığı 15. sınır taşına. İlk şokla bayılanlar olmuş. Kendilerine gelenler karanlıkta görebildikleri kadarıyla cesetleri toplamaya başlamış. Olay yerine ulaşan ilk gazeteci olan yerel muhabir Emin Bal yanmış ceset ve mazot kokusu duyduğunu, sabah hava aydınlanmaya başladığı saatlerde her tarafa saçılmış cesetler, kollar bacaklar gördüğünü anlatıyor. Cesetler battaniyelere sarılarak katır sırtında sonra da traktöre yüklenerek taşınmış köye kadar.

‘Kaçınılmaz hata’

Peki, tüm bu yaşanan facianın sebebi ne? Sorumlusu kim? Olay, aradan üç yıl geçmesine rağmen pek çok yönüyle hala karanlık. Olayı araştıran askeri savcılık “kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir” diye açıkladığı kararını “kaçınılmaz hata” olarak gerekçelendirdi. Bunun anlamı şu: Savcılık iddianame hazırlamaya ve mahkeme kurulmasına gerek görmedi çünkü ortada bir hata vardı ama mevcut koşullarda önlenmesi mümkün değildi. Savcılığın raporuna göre olayın yaşandığı gün başta PKK’nın üst düzey sorumlusu Fehman Hüseyin olmak üzere silahlı bir grubun Roboski bölgesinden Türkiye’ye gireceği yönünde istihbarat toplanmıştı.

AKP’den ayrılan dönemin içişleri bakanı İdris Naim Şahin, geçen ay yaptığı açıklamada bombalamaya neden olan yanlış istihbaratın Türk Silahlı Kuvvetlerine Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından verildiğini söyledi. Şahin’e göre askerin üst komuta kademesi MİT’e istihbaratın güvenilirliğini birkaç defa sordu; hem üst düzey bir MİT yetkilisi askeri komuta kademesini arayarak olayı doğruladı hem de MİT’ten TSK’ya istihbaratın doğru olduğuna dair yazılı raporlar gönderildi.

Bu açıklamalar olayın karanlık yanını aydınlatmaya yetmiyor. Çünkü Roboski’de yaşayanlar ve davanın avukatlarına göre bu istihbarat bölgedeki askeri birliklere ve köyde yaşayan koruculara sorularak kolaylıkla teyit ettirilebilirdi. Bombalanan grubun sadece “kaçakçılardan” oluştuğu yerel kaynaklar üzerinden kısa sürede öğrenilebilirdi.

Bombalama kararını kimin verdiği olayın kritik noktalarından biri. Bombalamanın olduğu 28 Aralık 2011 günü Milli Güvenlik Kurulu toplantısı yapılmıştı. CHP milletvekili Levent Gök’e göre bombalama kararı en üst düzey siyasi otorite tarafından alındı.

Roboski ailelerinin talebi bu noktaların açığa çıkarılacağı bir hukuki sürecin başlaması. Umutları son iç hukuk aşaması olan Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvuruda. Mahkemenin vereceği hak ihlali kararının, hukuki süreci başlatmasını umuyorlar. Olayın ardından kendilerine önerilen 123 bin TL’lik tazminatı kabul etmediler çünkü taleplerinin maddi olmadığını, adalet istediklerini söylüyorlar.

“Umudunuz var mı adalet için?” sorusuna verdikleri yanıt çeşitli. Kimi “bu dünyada olmazsa öteki dünyada gelecek” diyor, kiminin Anayasa Mahkemesi’nden beklentisi yüksek, kimi bu şartlar altında sorumluların ortaya çıkmasının imkânsız olduğunu düşünüyor. Ama hepsinin seslerinde ve gözlerinde ortak olan bir nokta var: mücadelelerini sürdürme kararlılığı. 
Işıl Sarıyüce/Serbest gazeteci
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.