Alman hukukçu Radbruch'tan günümüze bir mektup var diyelim ve başlayalım mektubu okumaya. Dinleyenler de kulak kabartsın lütfen..

"Değerli meslektaşlarım;


Çoğunuz beni tanımazsınız. Belki adımı da duymamışsınızdır. Bilmem ki bu eksiklik benden mi yoksa sizden mi kaynaklanıyor. Hitabımdaki "meslektaşlarım" cümlesinden anlamış olabilirsiniz. Evet ben de hukukçuyum. Bu güne kadar size yazmamış olmam nedeniyle bana kızmayın. Tanışmamış olmamızdaki eksikliği biraz da kendinizde arayın.

1878 yılında Lübeck'de dünyaya geldim. Hukuk eğitimi aldım. Üniversitelerde ders verdim. Weimar Cumhuriyeti döneminde Adalet Bakanlığı yaptım.

Naziler Almanya'da iktidara geldiğinde "Yahudi ataları olan yahut politik olarak güvenilmez kamu görevlilerinin görevlerinden uzaklaştırılmaları hakkında kanun" gereğince güvenilmez kişi olduğum ilan edildi. Üniversitedeki profesörlük görevimden uzaklaştırıldım. Daha çok hukuk felsefesi alanında çalışmalar yaptım. Beni şöhrete kavuşturan ise adımla anılan formüldür. 1946 yılında yazdığım ve formülümü açıkladığım "Yasal Haksızlık ve Yasa Üstü Hukuk" en çok bilinen eserimdir.

Ülkem olan Almanya'da, Nazi döneminde o kadar çok hukuka aykırı uygulamalar yapıldı, o kadar çok hukuka aykırı kanun çıkartıldı ki. İnsanlar sadece inançları ya da sevgileri, değer yargıları, etnik kökenleri, aidiyetleri nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakıldı. Mallarına el konuldu, haksızlığa uğradı. Kimileri yargılandı, ceza aldı. Kimileri öldürüldü, kimileri de sürgün edildi. Bütün bu haksızlıklar, tahmin edebileceğiniz üzere kanunlarla yapıldı.

Kanunların bu kadar haksızlığı meşru göstermesi, hukukçuları, askerleri, halkı, sivil toplumu ve bürokrasiyi etkisi altına alması, pek tabii ki hukuki pozitivizm sayesinde mümkün oldu. Alman hukuk düşüncesine hakim olan Hukuki pozitivizm, "kanun kanundur" ve "emir emirdir" diyordu. Hukukçular, kanunun sadece kanun olduğu için uyulmayı hak ettiğine inanıyor ve yine sadece kanun olduğu için emirlerinin yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyordu. İşte bu hukuki pozitivizm anlayışı, Almanya'da Nazi dönemimin haksızlıklarının meşru olarak algılanmasına neden oldu. Hukuki pozitivizmin savunduğu "kanun, asgari ahlak içeriğinden yoksun bile olsa, kanun ise uyulmalı ve uygulanmalıdır" tezi, hukukla ahlakı birbirinden ayrı iki kompartıman haline getirdi. Yüzyıllardır uygulana gelen tabii hukuk anlayışını rafa kaldırdı. Keyfi ve içerik itibariyle suç olan kanunlara karşı Alman hukukçularını savunmasız bıraktı. Hukuk, halkın yararına olan şey iken, kanun, halkın yararını, güvenliğini ihlal etmeye başladı.

Unutulmamalıdır ki yaşamda amaçsız bir iş olamaz. Her işin ve eylemin bir amacı vardır. Kanunlar, özelde belli uyuşmazlık durumlarını çözüme kavuşturmak, bazı alanları düzenlemek için kabul edilmiş olsa bile genelde adaleti, eşitliği ve insan haklarını gerçekleştirmeyi amaçlar. Kanunun, içeriğine göre özel bir amaca yönelmiş olması, her kanunda bulunması gereken adalet, eşitlik ve insan hakları gibi genel ahlaki amacını ortadan kaldırmaz. Bilakis özel amaçlar, genel amaçlarda birleşir.

Peki bir kanun, adalet içeriğinden, eşitlikten ve insan haklarından yoksunsa ya da kanunun kendisi, adaletsizliğin kaynağı haline gelmiş, hatta bu değerleri kaldırmayı amaçlamışsa ne olur? İşte ben de bu sorunun cevabını arayarak "Radbruch formülü" adıyla bilinen görüşlerimi ortaya koydum.

Daha öncesinde ben de hukuki pozitivizme inanıyordum. Hala da inanıyorum. Ancak ülkemde yaşanan ve üstelik kanunla yapılmış onca haksızlıktan sonra pozitif hukukun ve buna itaatin de bir sınırı olması gerektiğini düşündüm. Çünkü kanunun, ayrımcılığın ve adaletsizliğin kaynağı olduğu günleri yaşadım. Hukukun askıya alındığı olağanüstü dönemlerde, "kinci muhbir" ve "Puttfarken" davalarında olduğu gibi intikam aracı olarak kullanıldığını, tasfiyenin, arıtma mantığının, sindirmenin, yok etmenin mekanizması haline getirildiğini bizzat gördüm.

Kanunları yapmak, kuşkusuz ki seçilmişlere, bunlara uyarak karar vermek ise yargıçlara aittir. Yargıç, kanunu sorgulamak için değil uygulamak için vardır. Ama kanun, kanun olma vasfını kazanamayacak kadar adalet içeriğinden yoksunsa yine de yargıç bu kanunu uygulayacak mıdır?

Kanunun amacı adalet ise, bir yargıç bu kanunu uygularken adaletin yerine getirilmesine hizmet eder. Adalet içeriğinden yoksun, insan haklarını ortadan kaldıran bir kanunu uygulayarak adaleti sağlamak mümkün değildir. Bu durumda yargıçlar, adalet içeriğinden yoksun kanunlara ve yürütmenin baskılarına karşı direnmelidir. Adalet içeriğinden yoksun olduğu için yok hükmünde olan kanunu uygulayan bir yargıç, haksızlığın ve adaletsizliğin dolaylı faili olur. "Ben kanunları uygulamakla görevliyim ve sadece kanunu uyguladım" savunması mazeret olarak kabul edilmez.

Geçmişte yaşanan ağır haksızlıklar ve insan hakları ihlalleri, geleceğe leke bırakır. Lekelenmiş bir gelecekte yaşamamak, bir daha bu kadar ağır ihlallere sebebiyet vermemek için geçmişle hesaplaşabilmenin tek yolu, ceza hukukudur. Kural olarak kanunlar geçmişse yürümez. Ama geçmişteki haksızlıklar o kadar ağırdır ki, geçmişe yürüyen kanunların yapılması, iki kötülükten hafif olanı tercih etmektir. ilk kötülük geçmişe yürüyen kanun yapmaktır. ikinci kötülük ise katlanılmaz derecede ağır insan hakları ihlali içeren adalet içeriğinden yoksun kanunlar ve bunlara dayanılarak yapılan uygulamalardır. Daha ağır olan ikinci kötülüğü gelecekte bertaraf edebilmek için ilkine göre hafif sayılabilecek ilk kötülüğe başvurulması mümkündür.

Formülüm, çağımızda medeni toplulukların ortak değeri olan, tabii hukuka dayanan insan haklarını koruma altına alır. İnsan hakları o kadar yücedir ki, hiç kimse onun özüne dokunamaz. Formülüm, insan haklarını açık, ağır ve katlanılmaz şekilde ihlal eden, adalet içeriğinden açıkça yoksun olan kanunlar boş ve hükümsüz olduğu tezine dayanır. Böylesi bir kanun o kadar adalet içeriğinden yoksundur ki ona kanun denilemez. Kanun olmadığından da uyulması ve uygulanması da mümkün olamaz. Yok hükmündeki kanunlara dayanılarak verilen mahkeme kararları uygulanamaz ve bu kararları verenler hukuki sorumluluktan kurtulamaz.

İnsan haklarının sistematik şekilde askıya alındığı, ortadan kaldırıldığı dönemler olağan üstü dönemlerdir. Formülüm, olağanüstü dönemler için geçerlidir.

Ortaya koyduğum düşünceler, sadece felsefi sözler olarak kalmadı. Almanyada ve Strazburg mahkemelerinde kabul gördü. Uygulandı, mahkeme kararlarına yansıdı. Yani dostlarım, size anlattığım görüşlerim gerçek oldu.

Kuşkusuz mutluyum. Bir dönemin, kanunu aracı kılarak yapılan açık haksızlıklarıyla mücadele edebildiğim için mutluyum. Yahudi olduğum için sadece Yahudilere karşı yapılan haksızlıkları engellemek amacıyla bu görüşleri ortaya attığım zannedilmesin. Hukuki pozitivizmin egemen olduğu her yerde benzer sorunlarla karşılaşılması mümkündür.

Geç kalmış mektubum için beni bağışlayın. Tüm meslektaşlarıma selam ederim."

Tarihten günümüze hukuk adamlarının savları, hayatları, kitapları günümüze ışık tutmaya devam ediyor. Boş ve hükümsüz hayatlar ülkesinde kayıp bir fert olmamak adına Radbruch'a kulak verdiğiniz için teşekkür ederim...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.