17 Aralık sürecinde herkes haksız

JALE ÖZGENTÜRK

Dünya Kadınlar Günü’nde gazetelerde Boyner Holding’in ilginç bir ilanı yer aldı. İlanda kadınlara “eşini, işini, yöneteni özellikle de özgürlüğünü SEÇ” diyordu. Aynı gün grubun CEO’su Cem Boyner’in Birleşmiş Milletler’in Kadını Güçlendirme İlkeleri’ne verdiği katkılardan ötürü liderlik ödülü aldığı açıklandı. TÜSİAD eski Başkanı ve Boyner Holding Yönetim Kurumu Üyesi Ümit Boyner’le biraraya geldik. Hem Türkiye’nin karnesinin en kötü alanlarından biri olan kadın-erkek eşitsizliğini, hem de sorunların kaynağı olan yarı demokrasimizi konuştuk. 

Türkiye 17 Aralık’tan beri inanılmaz gerçeklerle karşılaşıyor. 500 binden fazla insanın telefonları dinlenmiş. İşadamları dinlenmemek için telefonların üstüne oturuyor. 

Gülüyoruz ağlanacak halimize. Gerçekten gücü ele geçirme dürtüsünden. Hukuk güvenilir, öngörülebilir olmadığı için herkes dinleniyor. Daha vahimi Başbakan bile gizli dinleniyor. Adil bir sistem yok. Halının altına süpürülmüş, çözülmemiş sorunların ortalığa saçıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bence dinleyen de dinlenen de sonucu belli olmayan bir güç savaşını haksız ve hukuk dışı yollarla sürdürüyorlar.

Nasıl çıkılacak bu süreçten?
Vatandaşta ciddi bir güven kaybı var. Uzun süreli sürdürülebilir birşey değil bu. Güven tesis edilmesi gerekiyor. Ama bu çok seslilikle, daha şeffaflaşarak ve hukuk içinde olmalı. Bastırarak, susturarak, sindirerek sağlıklı bir sonuç alabileceğimizi görmüyorum.

İnternetle ilgili bir yasa çıktı. Şimdi de Facebook, Youtube gibi mecraların kapatılması tartışılıyor?

Haber alma özgürlüğü, internet yasakları bütün bunlar bireyin seçme özgürlüğü ile karar verebileceği konular olmalı. Hukuk devletinin de bu hakları koruyor olması lazım. Türkiye’de tarihsel olarak baktığımız zaman bireyin kimliğini, inançlarını empoze eden ve bunu regüle etmek için de kendi hukukunu oluşturan bir yönetim anlayışı ile karşılaşıyoruz. Kim gücü ele geçirirse birden bire toplumun tümünü dizayn etmeye kalkıyor. Aslında tamamen bunu terse çevirmek lazım. Bizde tam tersi atlarla arabaların yeri yanlış.

Türkiye’de darbe tartışması gündemden düşmüyor. Bugünlerde de yeni bir sivil darbe tartışması var. Nasıl sona erecek bu korku?
Dediğim gibi Cumhuriyetin başından itibaren toplumu kurgulama dürtüsünden maalesef gücü ele geçirenler vazgeçemiyor. Durup durup filmi başa sarıyoruz. Avrupa Birliği’ne siyasi uyum bu açıdan çok önemli. Bizim sistemimiz vesayet yaratmaya uygun. Şeffaflık, hukuka bağlılık, hesap verme zorunluluğu gibi ilkeler çerçevesinde kadın, erkek her vatandaşın hak ve özgürlüklerini koruyan bir sistemle değiştirmedikçe filmi başa sarmak kaçınılmaz hale geliyor

Seçim konuşmaları seçimlerden sonra Türkiye’de özgürlüklerin değil otoriterliğin artacağını gösteriyor.
Türkiye yavaş da olsa özgürlüğe yönelecek. Benim yeni nesilden daha fazla beklentim var. Türkiye aslında 2000’lere kadar daha kapalı bir toplumdu. AB süreci ve teknolojideki gelişmeyle, değişmeye başladı. Her ne kadar sansür çabaları olsa da öyle bir dünyada yaşıyoruz ki yeni nesiller bilgiyi nereden nasıl kullanacağını iyi biliyor. Özgürlük ve bireysellik taleplerinin önüne geçmek zor. Türkiye’de evrensel doğruları sürekli gündeme getiren, talep eden kesimler de var. Yani bastırarak bu iş kontrol altında tutulmaz. Türkiye’yi ne kadar kapalı tutabilirsiniz ki?

Dinlemeler yasa dışı. Ortaya dökülenler ise ihaleye karışma, hukuk sistemini dizayn etme, medyayı dizayn etme. Bunlar Türkiye’nin imajını nasıl etkiledi?

Avrupa Birliği’ne aday olmuş bir ülke. Böyle bir yolda giderken bu şekilde bir hukuk zafiyetinin, yolsuzluk tartışmalarının ortaya çıkması dışarda Türkiye’ye ilişkin soruların artmasına sebep oluyor. Ekonomimiz son derece dışa bağımlı. Demografik yapımız belli. Genç nüfus iş istiyor. Dışa bağımlıyken güven ortamının zedelenmesi kaygı duyulacak bir durum.

Yatırımcıların Türkiye’ye yaklaşımında bir değişim var mı?
Yine de rekabet ettiğimiz ülkelere baktığımız zaman Türkiye’nin büyüme potansiyeli çok, yetişmiş bir iş gücü de var. Gerçekten yıldız olabilecek bir ülke. Bunu kimse yadsıyamıyor. Bunun için siyasi çalkantının bir şekilde geçici olduğunu anlamak ve duymak istiyor yatırımcı. Türkiye’ye çok uzun vadeli bakanlar var. Onlar zaten tekrar taşların yerine oturacağını düşünüyor. Ama sonuçta bu geçiş döneminin de çok fazla uzamaması lazım. Sayın Babacan sürekli hukukun altını çiziyor. Evet hukuk ekmektir. Olmadığı yerde ekonomi de gelişemez.

Ekonomiye gelirsek. Ekonomiyi soğutmak için taksit kısıtlaması gibi önlemler alındı. Etkilendiniz mi?

Ekonomide bir soğuma olduğu ortada. Mesela Otomotivde çok net ortaya çıktı, gerileme yüzde 20’lerde. Bizim sektöre şu ana kadar ciddi bir yansıma yok. Ama bence esas sorun farklı. Taksitlendirme gibi uygulamalara karşı vatandaş yolunu buluyor. Esas önemli veri şu. Tüketici güven endeksi, aralıktan beri çok ciddi aşınıyor, bu bir süre sonra piyasayı, yatırımları etkiler. Türkiye içine yatırım yapan tüketiciye bakıyor. Türkiye günlük kasetlere, kavgalara ve kitlenmiş durumda. Ayrıca yolsuzlukların üstüne gitmeyen ülkeler vatandaşın güvenini kaybetmesinin yanında dış dünyada itibar kaybeder. Türkiye’nin ekonomisindeki yapısal sorunlara, hukuk devleti, eğitim gibi temel sorunlarına çözüm üretmesi şart. Yaşadığımız ortamı sürdürülebilir görmüyorum. 

Bu yıl kadınlara ‘Seç’ diyoruz
Dünya Kadınlar Günü dolayısı ile Cem Boyner Birleşmiş Milletler’den bir ödül aldı. Bu ödül ne için verildi?
JALE ÖZGENTÜRK

Biz Boyner Grubu olarak 5 yıl önce Birleşmiş Milletler’in Kadını Güçlendirme İlkeleri’ni imzaladık. Türkiye’den sadece 17 şirket var, bunların 7’si bizim grup şirketlerimiz. Bu sözleşmenin çok ciddi bir prosedürü var. İşe alış sürecinden, çalışan kadın sayısına, kadının eğitim programlarına katılımından, bu kriterleri iş ortaklarımızla paylaşmaya kadar. Kurum kültürü adil bir yaklaşımı benimsiyoruz. Kadın çalışan oranımız yüzde 48. Yetiştirme Yurtlarındaki kızlara kariyer imkanı sağlayan Nar taneleri projemiz de değerlendirildi. İşyerinde demokraside kazanımlarımızdan dolayı BM liderlik ödülü CEO’muz Cem Boyner’e verildi.

Birkaç yıldır da Kadınlar Günü’nde ilginç ilanlar yayınlıyorsunuz. Bu yıl “SEÇ” başlığını kullandınız. Ne anlatmak istediniz?

2013’de “Çık”la kadınların haklarını talep etmeleri için bilinç yaratmayı hedefledik. Bu yıl ise “Seç” diyoruz. Seçmenin özgürlük olduğunu, bireysel kararlarının ve tercihlerinin peşinde olmalarının en doğal hakları olduğunu seslendiriyoruz.

Cinsiyette uçurum demokratik sorun
Türkiye kadın erkek eşitliği konusunda 136 ülke arasında 127’inci sırada. Aslında insan hakları, özgürlükler konusunda da gerilerdeyiz hep. Bir demokrasi sorunu mu bu?

- Cinsiyet eşitliği konusunda bu kadar büyük bir uçurum yaşıyorsak demokrasiye bakışımızda da bir sorun vardır. Demokrasi herkesin, aslında azınlıkların haklarının korunabildiği ve temsil edilebildiği bir rejimdir. Ayrıca katılımcılığı ve çoğulculuğu içselleştirememiş, hatta anlamayan bir toplum yapımız var. Çoğunluğu elinde tutanın azınlıkta kalana kuralları ve kanunları, yaşam biçimini empoze etmeye çalıştığı bir bakış açısı var. Cinsiyet eşitliğindeki uçurum da bu bakış açısının sorunlu izdüşümlerinden biri.

Diğer yandan yeni yasalarla otoriterleşme eğilimi artıyor. Bu konuda kaygılarınız var mı?

- Hukuk devleti kavramına sahip çıkamadık. Hep bir vesayet şikayeti var. Bireyin hakkını tekil olarak koruyan, kendini güvende hissetmesini sağlayan bir sistem ortaya koymadıkça, bireyin özgürlüğünden korktukça zaten vesayet sistemi işliyor. Hiç kimse yukardan doğrusu budur dememeli.

FOTOĞRAF: LEVENT KULU

Radikal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.