35. madde bu kez değişiyor
Radikal'den Deniz Zeyrek'in yazısına göre;
Gezi olayları, hem iktidarın hem muhalefet partilerinin toplumsal dinamikleri analiz etmekte zorlandıklarını, daha çok kendi taraftarlarının talep ve beklentilerine göre bir siyasi duruş inşa ettiklerini ortaya çıkardı. 2011’de iki kişiden birinin oyunu alarak iktidara gelen bir parti olarak AK Parti’nin önünde iki yol var: 
 
* Sokaktan gelen rahatsızlık homurtularını, uluslararası komplonun yönlendirdiği, bilinçsiz, basiretsiz, darbeci heveslere alet olan bir akım olarak niteleyip ‘dik durma siyaseti’ diye anlatılmaya çalışılan gerilim siyasetini yükseltmek. 
 
* Rahatsızlıkların kaynağındaki tıkanıklıkları aşabilmek için gerekli reformları başlatamasa bile, reform yapma iradesini ortaya koymak. 
İlki büyük ölçüde yapıldı zaten. Bazen komik duruma düşme pahasına, bazı görüntüler, fotoğraf kareleri, bağlantılar ‘derin ilişkiler’ olarak kamuoyuna sunuldu ve bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından meydanlarda dile getirildi. Ancak geçmişteki gibi bir sonuç elde edilemedi. Darbeciler, faiz lobisi, dış mihraklar gibi kalıplar, sokağa yansıyan, hiçbir siyasi partiyle ilişkilendirilemeyen, şiddete mesafe koyan, orantısız bir zekâyla şehir şehir yayılan o tepkiye uymadı. 
O halde, sıra ikincisini denemekte. Yani insanları günlerce görülmemiş polis şiddetine rağmen sokaklarda tutan yanlışları tespit edip reform adımlarıyla bertaraf etmekte. Bunun için de uzun araştırmalara gerek yok. AK Parti’nin 27 Eylül 2012’de Büyük Kongre’de ilan ettiği 62 maddelik manifestoya bakmak yeterli. “Seçimlerle ilgili mevzuatın topyekûn gözden geçirilmesi”, “Temsilde adaletin sağlanması için tedbirler alınması”, “Anadilde kamu hizmetlerine erişim”, “Bağımsız kolluk denetim merkezinin kurulması”, “Kişisel verilerin korunmasına yönelik yasal düzenleme yapılması”, “Darbelerin dayanağı olan mevzuatın ayıklanması” bu vaatlerden bazılarıydı. 
AK Parti’nin 62 vaadinin gerçekleşmesi, sadece Türkiye’nin demokrasisine seviye atlatmaz, aynı zamanda çözüm sürecinin hayati önemdeki ikinci aşamasının da büyük ölçüde tamamlanmasına katkı sağlar. Adalet Bakanlığı, 3 ve 4. paketlerde AK Parti içinden gelen direnişe rağmen önemli bir duruş ortaya koydu ve 62 vaat içinde kendisine düşen (tutuksuz yargılama imkânlarının arttırılması, yargılama sürecinde AİHM içtihatlarının etkin kullanılması gibi) taahhütlerin önemli bir bölümünü yerine getirdi. KCK sanıklarının büyük bölümünün bu düzenlemelerin ardından tahliye edilmesi, propaganda suçunun yeniden düzenlenmesi, tutukluların eşle görüştürülmesi, anadilde savunma, yadsınamayacak reformlar olarak mevzuata dahil oldu. Ancak hükümet, siyasi partiler ve seçim yasalarında, darbe mevzuatının gözden geçirilmesinde, kolluk güçlerinin bağımsız denetiminde vaatlerini şu ana dek rafta tuttu. Yüzde 10’luk seçim barajı hâlâ Demokles’in kılıcı gibi siyasi partilerin üzerinde sallanıyor. Son olarak Gezi olaylarında orantısız güç kullanan kolluk kuvvetleriyle ilgili soruşturmalarda bir kez daha ihtiyaç duyulan ‘bağımsız kolluk denetimi’ hâlâ hayata geçirilmedi. AK Parti kişisel verilerin korunması için yasal düzenlemeler vaat ederken MİT’in kamu ile iş yapan bütün vatandaşlarının her türlü bilgisine erişebildiği ortaya çıktı. 
 
BDP’ye ‘ret’ yok 
Neyse ki Adalet Bakanlığı’nın yeni bir paket üzerinde çalıştığı bilgileri gelmeye başladı. BDP’lilerin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüşmesinde ortaya koyduğu 25 maddelik paket de hükümet tarafından reddedilmedi. Adalet Bakanlığı, paket üzerinde çalışma başlattı. Makul olanlarının yeni pakete dahil edilmesi söz konusu olabilir. TBMM Genel Kurulu’nun 6 Temmuz’da tatile girecek olmasını dikkate alırsak, yeni düzenlemelerin ancak sonbahardan önce TBMM’de tartışılmayacağını söyleyebiliriz. Ancak hükümetin irade beyanında bulunması da BDP kanadını ikna edecek gibi görünüyor. Zaten hükümet kanadında PKK’nın çekilme sürecinin eylül ayını bulacağına dair bir beklenti var ve BDP de aksini savunamıyor. 
 
Darbe mevzuatı değişiyor 
Hükümetin yeni reform paketi bir nevi torba kanun niteliğinde olacak ve birçok alanda değişiklik yapılmasını sağlayacak. Bakanlar Kurulu’ndan vize alınabilirse vicdani retçilerin kamu hizmetinde çalıştırılması, kamuda anadil kullanılmasının önünün açılması gibi ses getirecek düzenlemeler de torbada olabilir. Paketin yarın kurulda ele alınması bekleniyor ancak Meclis’e gelmesiyle ilgili takvim net değil. Diğer taraftan paketin en kritik bölümü darbe mevzuatıyla ilgili olacak. TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi, TSK’ya ‘ülkeyi koruma ve kollama’ görevi veriyor. Başbakanlık’ta üzerinde çalışılan tasarı son aşamasına geldi ve hızlı bir şekilde TBMM’nin gündemine getirilmesi bekleniyor. 35. maddeyle birlikte darbelere zemin hazırladığı gerekçesiyle 2 yasa maddesi ve 2 yönetmelik maddesi daha değişecek. 

Devrim çalışmalarından zaman bulursa...

Sonbahara kadar Öcalan ile görüşmelerin de sürmesi hedefleniyor. Yeni heyette Sırrı Süreyya Önder’in olup olmayacağı yönündeki tartışmalar sürerken Önder, İmralı’ya gidip gitmeyeceğine dair bir soruya şu yanıtı verdi: “Henüz bir bildirimde bulunulmadı. Biz isimler üzerinden hiçbir tartışma yürütmedik, yürütmeyeceğiz. Süreci başlatan Sayın Öcalan’dır ve onun inisiyatifi, önerisi olmadan biz hiçbir zaman herhangi bir şeyi sürecin önünü tıkayan bir gelişmeye döndürmeyiz. Bizden kim giderse gitsin, aynı yetkinlikle, aynı kararlılıkla süreci devam ettirecektir. Barışa katkı sunmak için bizim müzakere heyetinde olmaya gerek yok. Kişisel olarak Sayın Öcalan’ın başlattığı sürece sonuna kadar bütün enerjimi, zamanımı ve zekâmı ayıracağım.” Konuyu İmralı’ya gidecek heyetin belirlenmesinde söz sahibi bir yetkiliye sordum. Gülerek şu yanıtı verdi: “Kendisi meşgul. Devrim çalışmalarından zaman ayırabilirse gidebilir, niye olmasın...”


Radikal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.