Çiçek: Çözüm, istinaf mahkemeleri

ERZURUM (A.A) - 
     Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Erzurum'da bulunan Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ile Palandöken Dağı'nda, Türkiye Kayak Federasyonu tarafından alınan kar motoruyla kısa süreli gezinti yaptı.
     Gezintinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çiçek, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesiyle ilgili tartışmaları değerlendirdi.
     ''AİHM'nin Türkiye'yi mahkum ettiği kararlara baktığımızda, 2-3 yıl tutukluluğu bile sözleşmenin 5. maddesine aykırı buluyor. Dolayısıyla davaların belli süre içerisinde bitirilmesi esastır'' diyen Çiçek, şunları kaydetti:
     ''Kaldı ki Türkiye'de yanlış anlaşılan da bir şey var. Tutukluluk mahkumiyet, tahliye de beraat değildir. Çünkü tahliye etmiş olmakla dava bitmiş olmuyor. Yargılanan kişiler yargılamanın sonucunda suçlu bulunursa cezasını çeker. Tutuklu olan kişi, beraat ederse esas sıkıntı burada oluyor. Bu tutukluk kişinin tutuklu süresince çektiği sıkıntıyı telafi etmemiz çoğu zaman mümkün değil. Onunu için tutukluluk ceza hukukunda bir tedbir olarak değerlendirilir. Meseleye bu açıdan bakmak lazım.''
     Bakan Çiçek, geçmişte Türkiye'de idam talebiyle yargılananların uzun süre tutuklu kalıp, sonra da beraat ettiklerini belirterek, şöyle devam etti:
     ''Bunların içerisinde Türkiye'nin geçmişte önde gelen siyasetçileri de var hiç tutuklanmadığı halde yargılanıp ceza alanlar da var. Konuya bu açıdan bakmak lazım. Yapılan düzenlemelerle tahliye edilen kişiler, bir teminat karşılığı tahliye edilebildiği gibi denetimli serbestlik şartlar içerisinde, hergün gidip imza vermek suretiyle de tahliye edilebilir. Nitekim son tahliyelerde, imzaya gitmedikleri takdirde tekrar tutuklanacaklardır. Bu da bilinen bir husustur. Tabiatıyla davaların belli bir sürede bitirilememesi birçok sebebe bağlı. Bunların başında iş yükü olarak gözüküyorsa ki iş yükü yoğunluğu büyük ölçüde Yargıtayda gözüküyor. Sayın Adalet Bakanı'nın açıkladığı rakamlara bakarsak ilk derece mahkemelerinde davalar, genelde 580 gün içerisinde soruşturması, kovuşturması yapılıyor. Yargıtaydaki bekleme süresi bin günün üzerinde.''
    
     -''SUÇLAMA DEĞİL ÇÖZÜM ARAMA MANTIĞINDA OLMAK GEREKİR''
    
     Yargıtay'ın bazı dairelerinin yaptığı gibi çok önemli dosyaları öne alarak bugün tartışılan konuları ortadan kaldırmanın mümkün olduğunu belirten Çiçek, bugünkü sistemde neredeyse her davayla ilgili temyize gidildiğine dikkati çekti.
     ''Bunların içinde tutuklu olan var, tutuklu olmayan var. Tutuklu olmayanları geriye bırakıp tutuklu olanları öne alarak, zaman aşımı süresi dolmak üzere olanları öne alarak, bugünkü tartışmaların önüne geçilebilir'' diyen Çiçek, Yargıtay'da bazı dairelerin bunu yaptığını belirtti.
     Cemil Çiçek, bir Yargıtay üyesinin bu yöndeki açıklamalarının da basına yansıdığına işaret ederek, ''Dolayısıyla, suçlama mantığı içerisinde değil, çözüm arama mantığı içerisinde olmak gerekecektir'' dedi.
    
     -''ÇÖZÜM, İSTİNAF MAHKEMELERİNİN FAALİYETE GEÇMESİDİR''-
    
     Başbakan Yardımcısı Çiçek, çözümün istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesinde olduğunu belirterek, bu mahkemelerin Türkiye için doğru olmadığı yönündeki iddialara ve bu konudaki tartışmalara işaret etti.
     İlgiyi yasanın çıkarılmasıyla 9 yerde istinaf mahkemesi kurulmasına karar verildiğini anımsatan Çiçek, ''Bu defa Ceza Hukuku ile ilgili yeni düzenlemeler dikkate alınarak, 'içtihadın oluşması lazım, Türkiye her tarafından yargı birliğinin sağlanabilmesi açısından 2010 yılına kadar istinaf mahkemelerinin faaliyete geçirilmemesi' yönünde, geçmişte Yargıtay görüş bildirmiştir'' diye konuştu.
     Çiçek, 2011 yılında istinaf mahkemelerinin kurulmuş olacağını bildiren Çiçek, şunları söyledi:
     ''İş yoğunlunun bir başka sebebi ise halen hakim ve savcı açığının olmasıdır. Neden hakim ve savcı açığı doldurulamıyor? Maalesef uzun süre imtihanlar yapılamadı, 2006'dan sonra. 40 yıldır hangi yöntemle hakim ve savcı adaylarıyla ilgili sınav yapılıyorsa, 40 yıl sonra bu yöntemin Anayasa aykırı olduğu ileri sürülmüş ve bu Anayasa Mahkemesinin önüne kadar götürülmüştür. Bunun doğru olmadığına Anayasa Mahkemesi karar verdi ama aradan neredeyse 1 sene geçti. Bir taraftan zaten açık var öbür taraftan hakim savcı alınamadığı için bu açık daha da büyüdü. Kamuoyunun şunu bilmesi lazım; başka kamu kurumlarında personel açığını bugün imtihan yaparsınız, kazananları ilan edersiniz, ertesi gün o kurumda işe başlayabilirler. Hakim ve savcılıkta imtihanın yapılması 5-6 ay sürüyor. ÖSYM yapacak, soruları hazırlanacak vesaire. Ondan sonra o tarih itibarıyla hakim ve savcı stajları 2 yıldı, şimdi bir yıla indi. Bunların soruşturması 1 yıllık stajı ve geçmiş süreleri de hesaba katarsanız 2-2.5 yılı buluyor. Hatta bunlar içerisinde erkek adaylar için bir de askerlik süresini buna kattığınızda, bugün ayrılan bir hakim ve savcının yerine yeni savcının ancak 2.5-3 sene sonra göreve başlayabiliyor demektir. Bunları hesaba kattığınızda neden bu açık dolmuyor konusu, düşünülmesi gereken bir konudur.''
    
     -''HER TARTIŞMANIN MERKEZİNE HÜKÜMETİ OTURTUYORLAR''-
    
     ''Şimdi deniliyor ki bazı dosyalarla ilgili zaman aşımı vardı. Bu bilinmiyor muydu? Bilmesi gereken olarak hükümet gösteriliyor'' diyen Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:
     ''Yani Türkiye'de her tartışmanın merkezine hükümeti getirtip, oturtuyorlar. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, hangi dosyanın zaman aşımına ne zaman uğrayacağı, temyiz mahkemesinde veya mahkemelerde davanın zaman aşımının ne zaman dolacağı, bu tahliyelere mesnet teşkil eden 102. madde açısından sürenin ne zaman dolacağını hükümet bilmez. Hiçbir makam bilmez. Bilebilecek olan yargı mercileridir. Onlar bilecekler. Bunun dışında kimse bilmez. Eğer onlardan bir talep gelirse sürenin uzatılması noktasında siyaset kurumu onu değerlendirir. Halbuki, şimdi 'işin bu noktaya geleceğini neredeyse hükümet bilmiyor mu' dercesine hükümete başka sebeplerle karşı olanlar, hemen bunun üzerinden bir siyasi tartışmayı başlatıyorlar.''


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.