Demirtaş: 'Yargıya güven kalmadı'

AA

DİYARBAKIR - Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Sümerpark Resepsiyon Salonunda Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ile BDP'nin, Diyarbakır'daki ''KCK soruşturması'' sonucu tutuklanan kişilerin 13 Ocak 2011 günü görülecek davayla ilgili düzenlenen ortak basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

CMK'nın 102. maddesinin yürürlüğe girmesiyle başlayan tahliyelerle ilgili soru üzerine Demirtaş, son tahliyeler ile ilgili grup toplantısında BDP'nin yaklaşımını derli toplu olarak ortaya koyacaklarını söyledi.

Demirtaş, KCK davası gibi devam eden bir çok davada Türkiye'deki yargı sistemi çökmüş durumda olduğunu kolaylıkla görülebildiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

''Meselenin sadece Hizbullah tahliyeleri ile ilgili ele alınıp tartışılması bir eksikliktir, biz fotoğrafın tümüne bakılması düşüncesindeyiz. Şu anda Türkiye'de hiç kimse kendini yargı güvencesi altında hissedemez. Hem mağdurlar, hem de sanıklar açısından adil yargılanma ilkesi evrensel bir ilkedir ama bugün görüyoruz ki Türkiye’de hiç kimsenin yargıya güveni kalmamıştır artık.

Bu sadece son tahliyelerle ilgili değildir. Biz defalarca altını çizmeye çalıştık; Türkiye'de çökmüş bir yargı sistemi var iken, çıkıp 'tek millet, tek devlet falan' deyip milliyetçilik üzerinden siyaset yapanlar, ortada 'devlet' diye bir şey bırakmadınız. Ortada toplumsal mekanizmaları tümüyle çürüten bir siyasi anlayış bıraktınız. Başka bir şey yok ortada. Son tahliyeler bunun son bir göstergesi oldu. Bu nedenle tümüyle ele alınması gereken bir yönetim anlayışı, bizce Türkiye'nin tartışması gereken temel konudur.''

‘ADALET SARAYLARI, ADALET DAĞITMIYOR’
KCK davasını izleme yönündeki çağrılarının geniş kesimlerde karşılık bulacağını belirten Demirtaş, sadece CHP değil, Hükümetin de bu duruşmayı izlemek üzere Diyarbakır'a gelmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye'deki diğer demokrasi savunucularının gösterdiği ilgiyi AK Parti'nin de göstermesi gerektiğini ifade eden Demirtaş, şöyle devam etti:

''Burada hukuk adına yürütülen garabeti yerinde görmek bence faydalı olacaktır. İnsanların kendini kendi anadillerinde ifade edemediği mahkeme salonları dururken, 'biz Türkiye'de demokratikleşiyoruz, Türkiye'de Kürt sorununun çözümü konusunda açılım yapıyoruz' demek boş laftan öteye bir anlam ifade etmez. Bu nedenle herkes gelip bu davayı izlemelidir. İşte bizim önerdiğimiz yerinden yönetim modelleri, demokratik özerk yönetim sistemleri, tamda böylesi günlerde anlamını bulur. İşte buradan tartışmak gerekir.

Buradan baktığınızda göreceksiniz ki Türkiye'de gerçekten de bu hantal devlet yapılanması ile ne adalet sistemini ne sağlık sistemini ne eğitim sistemini ne de başka konuları tam olarak oturtamazsınız. Bu nedenle biz geniş bakıyoruz bu meseleye, Türkiye'de hükümetin de katkıları ile sadece AK Parti hükümeti değil ondan önceki hükümetlerin katkıları ile yargı sistemi çökmüştür. Şu anda herkes, mahkemeye sanık olarak giden de mağdur olarak giden de büyük bir tedirginlik, büyük bir tereddüt içerisinde gitmektedir. Çünkü adalet sarayları artık adalet dağıtan binalar olmaktan çıkmıştır. Durum bu kadar vahimdir.''

ANADİLDE SAVUNMA
Demirtaş, ''KCK davasında tutuklu arkadaşlarının kendi anadilleri ile savunma yapma kararlarının son derece saygın bir karar olduğunu'' savundu. Bu kararı desteklediklerini belirten Demirtaş, ''Bize göre onurlu bir duruştur. Arkadaşlarımızın anadilde savunma yönünde almış olduğu bu karara, saygı duymak herkesin görevidir. Sonuçta yargılanan kişinin kendi anadili ile konuşma isteği, hiç bir hukuk kuralı ile engellenemez. Fiili olarak ta engellenmemelidir'' diye konuştu.

1990'larda Batman'da, Diyarbakır'da, Siirt'te, Van'da, bölgenin bir çok yerinde faili meçhul cinayetler işlenirken, o gün devletin buna göz yumduğunu iddia eden Demirtaş, şöyle devam etti:

''Neden bunların hesabı verilmiyor? Mesele 2-3 kişinin tahliye olma meselesi değildir. Bunun üzerinden kıyametler koparılıp, konu başka yerlere çekilmeye çalışılıyor ama Türkiye'de faili meçhul cinayet diye bir olgu var ve bunların arkasında devlet gücünün olduğuna dair çok güçlü deliller ve çok güçlü düşünceler var. Buna ilişkin devletin öz eleştiri yapması lazım her şeyden önce. Şuna biz dikkat çekmek istiyoruz.

Geçmişte faili meçhul cinayet işleyen örgüt bölgede 'Hizbi kontra' olarak değerlendirildi. Bölgede o faili meçhul cinayetlerden yola çıkarak o faili meçhul cinayetlerde kullanılan kişilerden yola çıkarak da, dini cemaatler ve işte bir takım dini örgütlenmeler ile Kürt hareketini karşı karşıya getirilme girişimini de biz doğru bulmuyoruz. Bu bölgede herkes, demokratik teamüller çerçevesinde bir birine saygı temelinde yaşamayı öğrenmelidir. Hiç kimse başkasının çıkarlarına alet olmamalıdır, herkes buna dikkat etmelidir. Umut ediyorum ki bundan sonrada geçmişten ders çıkarılarak bu şekilde hareket edilecektir.''

DTK Genel Başkanı Ahmet Türk ise DTK'nin sivil alanın örgütlenmesi olduğunu, halkın demokratik hak ve özgürlüklerini önemseyen herkese açık olan bir kongre olduğunu anlattı.

Bu kongrenin bütün inançlara, bütün farklılıklara ve bütün kimliklere saygılı olmayı esas alan bir yaklaşımı gösterdiğini belirten Türk, ''Ama sivil alanın örgütlenmesi sivil siyasetin yürütülmesi ve siyasal bir statünün gerçekleşmesi içinde buna inanmak gerekir. Gerçekten buna inanan herkes demokratik toplum kongresinde yer alabilir. DTK sivil siyaseti esas alan, silahı esas almayan ve halkın siyasal statüsünü önemseyen anlayışa sahiptir. Bu anlayışa sahip olan herkese de açıktır'' diye konuştu.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.