Kurtulmuş: Baraj kalkmalı ama bu AYM'nin işi değil
ABDULLAH KARAKUŞ

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, siyasi hayatı boyunca barajların kaldırılmasını savunduğunu belirterek, ancak bunun Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı ile gerçekleşmesine karşı olduğunu söyledi. Fethullah Gülen'in ABD'den istenmesiyle ilgili olarak da Kurtulmuş, "ABD ile bu anlamda zanlıların iadesi kapsamında yapılmış anlaşmalar var. ABD'den beklenen yani Türkiye ile ilişkileri dolayısıyla beklenen bu anlaşmaların gereğini yerine getirmesidir" diye konuştu. Kurtulmuş, Başbakanlık'ta ağırladığı Milliyet'e şunları söyledi:

Sürec kapsamında özerklikle ilgili açıklamalar çok tartışıldı...

Özerklik ve Öcalan'ın statüsüyle ilgili talepler zaten masada tartışma gündeminde olmayan talepler. 6-7 Ekim olaylarından sonra çok ciddi şekilde bir terüdddüt dönemi yaşandı. 6-7 Ekim olayları süreci sabote etmeye yönelik bir provokasyondu. Ondan sonraki süreç çözüm sürecinin başarılı şekilde yürümekte olduğunu ortaya koydu. Türkiye Cumhuriyeti'nin en kanlı problemini çözmeye niyet ediyorsunuz. 6-7 Ekim olayları acaba kamuoyu desteği bakımından bir sorun ortaya çıkarır mı, esas problem oydu. Ama çok şükür bugün itibariyle üç iradenin, yani çözüm sürecine hayat veren üç iradenin canlı olduğunu görüyoruz. Bunlardan biri hükümetin siyasi iradesi, ikincisi elinde silah bulunanların silahı bırakma iradesi, üçüncüsü de halkın desteği. Dolayısıyla çözüm süreci 6-7 Ekim'de bir türbülansa girmişti ama ondan sonra tekrar yoluna giriyor. Bütün taraflar 6-7 Ekim olaylarında şu dersi de çıkardı; bundan sonra geriye dönmenin maliyeti bu işi bitirmenin maliyetinden çok daha yüksektir. İnşallah çok kısa sürede bir sonuç alınır.

Tarih verebilir miyiz?

Benim gönlümden geçen mümkün olsa yarın Sabah bu işi bitirelim. Ama nihayetinde hemen niyetle olacak şeyler değil. Birikmiş olan çok sayıda sorun vardı. Bunların büyük kısmı geride kaldı. Ama ümit ediyorum ki seçimden önce genel kitlenin 'evet bu iş bitti' algısını ortaya çıkaracak bir noktaya geleceğimizi ümit ediyorum. Ama seçimden sonra da devam edecek adımlar olacak.

Barajın düşürülmesi tartışmaları var, CHP, Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu, siz ne düşünüyorsunuz?

Ben siyasi hayatım boyunca barajların kaldırılmasını savunan birisiyim. 2013'te parti içinde de bunu net savunanlardan birisiydim. Sayın Cumhurbaşkanı'mız 2013'te o zaman başbakandı, iki teklifte bulundu. Doğru tekliflerdi ama maalesef muhalefet partilerinin hemen hiç birinden bu tekliflere olumlu bir yaklaşım gösterilmedi. Biz bugün de aynı pozisyondayız ama Anayasa Mahkemesi üzerinden bir şekilde seçim sistemini değiştirmek anlamına gelecek olan yani milli irade yerine yasama organı yerine Anayasa Mahkemesi'nin kendisini onun yerine koyması da asla kabul edilebilir bir şey değildir. Bu doğrudan doğruya yüksek yargının geçmiş dönemlerde olduğu gibi siyasete müdahalesinin bir göstergesi olur. Biz aynı noktadayız, sıfır baraj, ya da 3-5'e indirilmiş baraj, dar ya daraltılmış bölge ama bu Anayasa Mahkemesi'nin işi değil. Bu TBMM'nin işi.

'Yeni bir anayasa değişikliği şart'

Türkiye'de başkanlık sisteminin uygulanmasının zamanı geldi mi?

Türkiye'nin yeni bir anayasal reforma ihtiyacı var. Merkezinde başkanlık sistemi olmak üzere yeni bir anayasa değişikliği olmalıdır. Hükümetimizin bundan sonraki temel hedeflerinden birinin bu olacağı aşikardır. Sadece başkanlık sistemi değil aynı zaman da seçim sisteminin değişmesi, barajlar dahil olmak üzere, siyasi partiler yasasının değişmesi, Meclis içtüzüğünün değişmesi. 12 Eylül'den itibaren gelen bütün antidemokratik yasaların değişmesi.

'Çözüm süreci bütün bölge için önemli'

Son Kobani olayının ardından Kuzey Irak'la ilgili eyalet tartışmaları var. Türkiye yeni yapılanmaya izin verir mi?

Arap baharı ile ortaya çıkan süreçte bölge ülkeleri, Suriye ve Irak başta olmak üzere daha fazla parçalanmaya çalışılıyor. Türkiye'nin pozisyonu açıktır. Biz bu bölgede daha fazla parçalanmanın değil daha fazla birleşmenin ve bütünleşmenin merkezi olmaya gayret ediyoruz. Irak'ın toprak bütünlüğünün sonuna kadar temin edilmesini savunuruz. Çözüm süreci tam burada sadece Türkiye için değil bütün bölge için önemlidir.

'IŞİD bir sonuç'

Güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge konusuna ABD soğuk, Türkiye'nin istediği bir sonuç çıkacak mı?

Burada temel sıkıntı sadece uçuşa yasak bölge ve güvenli bölge meselesi değil. Maalesef Suriye'de Esad karşıtı muhalefeti destekleyen geniş koalisyon yani ABD, batı ve İslam ülkelerinin ellerinde somut ne yaptıklarını ve yapacaklarını bilen bir planları yok. Yani çok kısa süre içinde Esad rejiminin dağılacağını düşünenler oldu ama hiç birisi Esadsız bir rejim nasıl kurulacak bunun planına sahip değildiler. IŞİD'in ortaya çıkmasına rağmen bugün de IŞİD'in nasıl bitirileceğine yönelik planları yok. İşin vahim tarafı bu. Yani IŞİD'i bitirmenin yollarından birisi Suriye'deki rejimin sona ermesidir. IŞİD bölgedeki siyasal şartların bir sonucudur, sebebi değildir. Şimdi bu şartları ortadan kaldırmadan yani Suriye'de herkesin siyasal temsilinin sağlandığı bir yapı çıkmadığı sürece Suriye'de bir barışın gelmesi mümkün değil. Mevcut rejimin gitmesi gerekir. Uçuşa yasak bölgeye maalesef ABD başta olmak üzere koalisyon güçlerinin bir kısmı sıcak bakmıyorlar. Bunun Türkçesi, 'biz Esad rejimi devam ederken yol alacağız' demektir. Esad rejimi sürerken Suriye'de bir barışın gelmesi de mümkün değildir. Mülteciler için de güvenli bölgenin oluşması gerekir. Uluslararası camianın yardımlar konusunda çifte standartlı, ikiyüzlü davranmaması lazım. Türkiye insanı yardımlar konusunda yalnız bırakılmıştır.

'14 Aralık operasyonu'nun basın özgürlüğüyle hiçbir ilgisi yok'

14 Aralık operasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

14 Aralık devam eden bir operasyon. Bir hukuki süreç. Bu asla siyasi süreç değildir. İnanın ki çoğumuz bunu 14 Aralık sabahı sizler gibi haberlerden öğrendik. Siyasi emirle başlatılmış bir süreç değil. Bu sürecin basınla, basın özgürlüğü ile hiçbir ilgisi yoktur. Yasadışı bir örgüt iddiası ile insanlar suçlanmaktadır. 14 Aralık üzerinden siyaset yapmanın doğru olmadığı kanaatindeyim.

Fethullah Gülen'e yönelik kırmızı bülten çıkarılacağı belirtiliyor. ABD iade eder mi?

Onu bilmiyorum. Yani sonuçta ABD ile bu anlamda zanlıların iadesi kapsamında yapılmış anlaşmalar var. ABD'den beklenen yani Türkiye ile ilişkileri dolayısıyla beklenen bu anlaşmaların gereğini yerine getirmesidir. Ama nasıl olur verirler bilmem. Onlar kendilerinin atacağı bir adımdır.

Almanya'da üç Türk'ün gözaltına alınması ile ilgili gelişmeler konusunda ne diyeceksiniz?

Bu asla bizim kuruluşlarımızla ilgili olan bir şey değil. Bahsi geçen kişilerin kamu kurum ve kuruluşlarla ilgisi yok. Suçlamaların ne olduğunu öreneceğiz. Dışişleri Bakanlığımız takip ediyor. Zannediyorum yakın bir zamanda mesele açıklığa kavuşacak hem de bu suçlama ortadan kaldırılacaktır. Almanya'daki söz konusu iddia tamamıyla yıpratmaya dönük açık bir iftiradır. Bizim kurumlarımızın hiç birisinin isnat edilen suçlarla uzaktan yakından ilgisi yoktur ve olamaz.

AB'nin Türkiye'ye yönelik tavrını nasıl buluyorsunuz, Türkiye'yi oyaladığı eleştirileri var.

Yeni bir şey değil. 1963'ten beri Türkiye oyalanmıştır. Türkiye AB üyesi olmadan Gümrük Birliği'ni kabul etme yanlışlığını da yerine getirmiş olmasına rağmen hiçbir zaman Avrupa'da diğer üyelere gösterilen anlayış gösterilmedi. Türkiye'nin eleştirildiği bir çok konu artık Avrupalılar tarafından da masaya getirilmiyor. Ama buna rağmen birçok fasıl açılmıyor ve açılması da mümkün görülmüyor. Bizim reform sürecimiz AB sürecimizin bir parçası değildir. Türkiye AB üyesi olur olmaz o ayrı bir şey ama Türkiye reformlarını sürdürmeye devam edecektir. Türkiye'nin geleceği buradadır.

BM'nin İsrail ve Filistin politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsrail kurulduğu günden bu yana sürekli saldırgan tavrı tercih etti. Maalesef en son Mescidi Aksa'nın işgal edilmesi var. Bunun artık İsrail'in müttefikleri bakımından da savunulacak tarafı yoktur. İsrail, Yahudilere de çok büyük haksızlık yapmış oluyor. Zaten İsrail'in saldırgan politikalarını reddeden çok sayıda İsrail vatandaşı olduğunu biliyoruz. İsrail artık şöyle bir noktaya gelecek; bölgedeki bütün ülkelerle buna Türkiye ve Filistin de dahil normalleşmeyi sağlamak zorundadır. Bunun yolu da bölgede bağımsız hür Filistin devletinin varlığını kabul etmekten geçiyor. Dünya şunu gördü; dünya barışının kapısı Ortadoğu barışıdır. Ortadoğu barışının anahtarı da özgür bir Filistin'in kurulabilmesidir.

Milliyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.