Seçilme yaşı 18'e mi düşüyor?
 Başbakan Erdoğan, seçme ve seçilmede iki önemli değişikliğin sinyalini verdi. Fatih Sultan Mehmet'in 19 yaşında İstanbul'u fethettiğini hatırlatan Erdoğan, "Seçme hakkını 18 yaşına veren anlayışa diyorum ki, madem sen seçme yaşı olarak 18'e bu yetkiyi verdin, gelin seçilme imkanı da verelim. Hayatta zor olan seçilmek değil seçmektir" diye konuştu. Erdoğan ayrıca askerliklerini yapan er ve erbaşların oy kullanabilmelerini sağlayacak yeni bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ'NDE YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üniversite için en büyük tehlikenin, dogmatizm, tek tipleşme, değişime ve gelişime kapalı olmak olduğunu belirterek, ''Üniversiteyi bir ideolojik aygıt olarak gören ve kullanan anlayış, uzun süre, farklılıkları zenginlik olarak kabul eden, hür düşünceyi esas alan gerçek üniversite ortamının oluşmasına mani olmuştur. Oysa üniversite, fikirlerin etiketlendiği, zararlı-yararlı diye ayrıma tabi tutulduğu bir yer olmamalıdır. Gençlerimize ideolojinin deli gömleği giydirilmemelidir'' dedi.

Erdoğan, Davutpaşa Kampüsü'nde, Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) 2012-2013 eğitim ve öğretim yılı açılışı, fahri doktora ve 11 tesisin toplu açılış törenine katıldı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üniversitelerin, evrensel bilginin peşinde olan, insanlığın ortak değerlerini, ortak kazanımlarını geliştiren kurumlar olduğunu ve böyle olması gerektiğini ifade etti.

Bunun için bilimsel özgürlük kadar özgünlüğe de ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Kendi içinde çoğulculuğu sağlayamamış, özgür düşünceyi hazmedememiş bir üniversite yapısının özgün üretimde bulunabilmesi mümkün değildir. Bu sebeple üniversitenin kendi içine kapanmaması, dış dünyaya açık olması, toplumla irtibatını sıkı tutması gerekiyor. Az önce değerli rektörümüzden şunu öğrendim. Burada ülkede hiç bir üniveersitenin sahip olmadığı dev bir konferans salonu, adeta bir kongre merkezi mevcut. Buradan sadece üniversite değil, farklı sosyal birimler de istifade edebilecek. Bu çok çok anamlı, bu üniversite ile halkın kaynaşması anlamına gelecektir. Dışarıdan gelenin bir üniversite, bir bilim yuvasının kokusunu alması bile ona farklı bir hava verecektir. Bu atmosfer çok önemli.

Üniversite için en büyük tehlike, dogmatizmdir, tek tipleşmedir, değişime ve gelişime kapalı olmaktır. Nitekim Türkiye'de bazı dönemlerde üniversiteler, tasfiye ile tek tipleştirmeyle anılmıştır. Üniversiteyi bir ideolojik aygıt olarak gören ve kullanan anlayış, uzun süre, farklılıkları zenginlik olarak kabul eden, hür düşünceyi esas alan gerçek üniversite ortamının oluşmasına mani olmuştur. Oysa üniversite, fikirlerin etiketlendiği, zararlı-yararlı diye ayrıma tabi tutulduğu bir yer olmamalıdır. Gençlerimize ideolojinin deli gömleği giydirilmemelidir. Bunu başarmak saygıdeğer hocalarımın herhalde en önemli görevidir. Üniversitede fikirlerin çarpışmasından, yarışmasından hakikat ortaya çıkmalı. Müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğar. Bunu yakalamak durumundayız. Bunların bir bölümü kütüphane arşivlerinde kalır. Ama bir bölümü de toplumun önünde yepyeni ufuklar açar, insanlığın ortak değerlerine katkıda bulunur. İşte o düşünceleri, o teknikleri, o yenilikleri bulmak için, üniversitelerin olabildiği kadar geniş bir fikir yelpazesine zemin oluşturması şarttır.''

***

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Eğitimden sağlığa, ulaştırmadan hukuka kadar yaptığımız reformları, hep bilimin o aydınlatıcı, yol gösterici ışığını rehber alarak gerçekleştirdik'' diye konuştu.

Erdoğan, Davutpaşa Kampüsü'nde, Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) 2012-2013 eğitim ve öğretim yılı açılışı, fahri doktora ve 11 tesisin toplu açılış törenine katıldı. Başbakan Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, üniversitenin yeni eğitim-öğretim yılının hayırlı olmasını diledi. Her yeni dönemin, yeni heyecanların, yeni projelerin hayata geçirilmesini sağladığını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Üniversiteler, derin bilgi birikimleri, kültürleri ve uygulama yetenekleriyle ülkelerin değişim ve gelişiminde çok önemli işlevler üstlenirler. Değişimin mahiyeti, dinamikleri ve yöntemi ne derece başarılı bir sonuç alınacağını, değişimin ne kadar uzun soluklu olacağını ortaya koyar. Halka ve toplumsal dinamiklere dayanmayan değişimler kalıcı olamayacakları gibi, dünyanın ve ülkenin gerçeklerini kavrayamayan değişimler de olumlu sonuçlar doğurmazlar. Değişim süreçlerinde siyasi iktidarlar kadar üniversiteler gibi kurumlar, sivil toplum örgütleri ve medya da önemli misyonlar yüklenirler. Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma çabamızda tüm kurumlarla işbirliğini, etkileşimi son derece önemli gördük ve görüyoruz.''Türkiye'nin geçmiş dönemlerinden gelen kronik sorunlarını çözmek için değişimci anlayışı, reformcu anlayışı öne çıkarırken, bu işbirliğini ihmal etmediklerini kaydeden Erdoğan, ''Eğitimden sağlığa, ulaştırmadan hukuka kadar yaptığımız reformları, hep bilimin o aydınlatıcı, yol gösterici ışığını rehber alarak gerçekleştirdik. Günü kurtarmanın değil geleceği kurmanın peşinde olduk, şu anda da aynı vizyonla yolumuza devam ediyoruz.''

-Nizamül Mülk örneği-

''Esasen bizim geleneğimiz, geçmişimiz 'hikmet' kavramı üzerine kurulmuştur'' diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Nerede bir hakikat varsa onu alıp, hayata geçirmek milletçe en önemli özelliklerimizden biridir. Biz, daha 800'lü yıllarda dünyanın önde gelen üniversitelerini kurmuş bir medeniyetin temsilcileriyiz. Bağdat'ta Beytül Hikme kurulduğunda, nerede hakiki ilim varsa, bilgi varsa onları, hiçbir komplekse kapılmadan İslam dünyasına aktarmıştı. Dünyanın diğer yerlerinde daha üniversite kurumunun adı geçmezken, Beytül Hikme'de astronomiden tıbba, zoolojiden matematiğe kadar birçok bilim dalı sistematik olarak yerini almıştı. Bu konuda bir diğer çarpıcı örnek de Nizamiye Medreseleri'dir. Nizamiye Medreseleri'ni kuran büyük vezir Nizamül Mülk'ü, Sultan Melikşah'a, buralara harcanan paralarla büyük bir ordunun kurulabileceği ve yeni fetihler yapılabileceği yönünde şikayet etmişlerdi. Selçuklu Veziri bu iddialara karşı, ''Büyük ordular kurulup belki yeni yerler fethedilebilir ancak ülke iyi idare edilmedikten sonra fetihler hiçbir işe yaramayacaktır' demiştir. Evet, gerçekten de üniversiteler bir ülkenin iyi idare edilmesi için gereken insan gücünü yetiştiren kurumlardır. Biz Akşemseddin'i olmayan bir Fatih düşünmüyoruz, düşünemeyiz.''Selçuklular'ın, ''bu büyük eğitim müessesesinin'' hala bu coğrafyada etkisini sürdürdüğünü ifade eden Erdoğan, ''Bu medreselerin en büyük özelliklerinden biri de eğitimde fırsat eşitliğine yer veriyor olmasıydı. Maddi imkanları olmayan, yoksul ama zeki çocukları devlet, burs vererek, barınma imkanı sağlayarak, kitaplarını temin ederek okutuyor, memlekete faydalı insanlar haline getiriyordu. Biz de bugün aynı şekilde hareket ediyoruz. Yeterli mi? Değil''

-Rektör haklı-

Kendisine ''fahri doktor'' unvanını takdim eden Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Yüksek'in konuşmasında, ''Akademisyenlerimizi bin 500 dolar vererek yurt dışına gönderiyoruz ancak burada bin dolar bile maaş veremiyoruz'' şeklindeki sözlerine katıldığını ifade eden Erdoğan, şöyle dedi:

''Tabii doğru bir tespitti. Ancak şunu da bir kenara koymamak gerekiyor. Yurt dışında sadece o okullara ödenen paralar, ciddi rakamlar. Bugün 15 bin dolardan alın, 50 bin dolara kadar tırmanan okullar var. Oralardaki geçim, koşullar farklı. İngiltere'de gençlerimizin kaldığı evlere ödedikleri kiralarını düşünün, biz burada modern villalar kiralarız bu paralara.

Şimdi tabii güzel adımlar attık. Harçları kaldırmamız inkılabi bir adımdı. Bunu gerçekleştirdik. Fakat tüm bunlara rağmen dediklerinizi kabul ediyorum. Bu bizim sürekli masamızın üzerinde olan bir adımdır. Çünkü ekonomik sıkıntısı olan akademisyenlerimizin, yavrularımıza da rahat bir zeminde bu eğitimi vereceklerine inanmıyoruz, inanmıyorum ama bunları da aşıyoruz, aşacağız. Ülkemizin hangi köşesinde olursa olsun, okumak, eğitim görmek isteyip de, buna imkan bulamayan bir tek çocuk bırakmamak için büyük gayretler gösteriyoruz.''

-Eğitime yapılan yatırımlar-

Eğitime yaptıkları yatırımlara dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:

''İlk ve orta öğrenimde ders kitaplarını öğrencilerimize ücretsiz olarak veriyoruz. Maddi imkanı sınırlı ailelerimizde, dikkatinizi çekiyorum, babalara değil doğrudan annelere, çocuk başına eğitim yardımı yapıyoruz. Yatılı okullarla, pansiyonlarla barınma sorunlarına çözüm getiriyoruz. Gereken yerlerde taşımalı eğitimle çocuklarımızı okullarına ulaştırıyoruz. Yaptığımız kampanyalarla yüz binlerce evladımızı evinden aldık okula, eğitime kazandırdık. Özellikle kızlarımızın eğitimine özel önem veriyor, pozitif ayrımcılık yapıyoruz. Bütçeden Milli Eğitim'e ayrılan pay 2002 yılında 7,5 milyar liraydı. Biz bu rakamı, 2012 yılında, 39 milyar liraya çıkardık. Bakınız nereden nereye... Derslikleriyle, öğretmenleriyle, araç-gereçleriyle eğitim sistemimizin bütün eksiklerini tamamlamak için geçtiğimiz 10 yılda var gücümüzle çalıştık. Bitti mi? Bitmedi. Daha yapacağımız çok şey, alacağımız çok mesafe var. Son olarak biliyorsunuz, '444' kod rakamıyla ifade ettiğimiz sistemle, ilk, orta ve lise eğitimini 4'er yıl olarak zorunlu hale getirdik. 12 yıllık zorunlu eğitim, öğretim. Aynı şekilde yüksek öğrenime geçişte yaşanan tıkanıklığı çözme yolunda çok önemli adımlar attık. Ülkemizdeki üniversite sayısını iki katından fazla artırarak, 76'dan 168'e çıkardık. Yurt kapasitelerini artırarak, harçları kaldırarak, kredi, burs imkanlarını geliştirerek öğrencilerimize her türlü desteği verdik. Üniversitelerimizi geliştirmek için kendilerine, imkanlar ölçüsünde, her türlü desteği vermeye de devam ediyoruz.''

***

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son 150 yıllık tarihte hep birilerinin örnek alındığını belirterek ''Başkalarına hayranlığımız tarihimize, köklerimize ve değerlerimize yabancılaşmamıza yol açtı. Artık bu dönem geride kaldı. Biz istiyoruz ki, Türkiye örnek gösterilen bir ülke olsun. Türkiye cazibe merkezi olsun. Türkiye'ye bakan artık hayranlıkla baksın. Bize bakan ümit bulsun, heyecan bulsun, aşk bulsun. Başarmak için her şeye sahibiz; yeter ki buna inanalım. Biz inanıyoruz. Sizlerin de, bilhassa gençlerimizin de inandığını biliyoruz, görüyoruz'' dedi.

Erdoğan, Davutpaşa Kampüsü'nde, Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) 2012-2013 eğitim ve öğretim yılı açılışı, fahri doktora ve 11 tesisin toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, ülkedeki üniversite sayısını iki katından fazla artırarak, 76'dan 168'e çıkardıklarını hatırlattı.

Üniversitelerin maddi imkansızlıklar nedeniyle okuyamayan Muş'taki, Hakkari'deki yavruların kendi doğup büyüdüğü yerde okuyabilsin diye açıldığını anlatan Erdoğan, bunun, ülke içi göçü de engellemeye yönelik bir adım, ihmal edilen, geri kalmış şehirlerin üniversiteli gençlikle her alanda ayağa kalkmasını sağlayan ciddi bir dönüşüm olduğunu söyledi.

Erdoğan, yeni üniversitelerin açıldığı şehirlerin halkının dünyaya farklı bir şekilde baktığını kaydetti.

Yurt kapasitelerini artırarak, harçları kaldırarak, kredi burs imkanlarını geliştirirerek, öğrencilere her türlü desteği verdiklerini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Artık Kredi Yurtlar Kurumu'na müracaat etmek suretiyle 'Burs veya kredi alamıyorum' diyen yok. Herkese burs veya kredi muhakkak ama muhakkak veriyoruz. Lisans öğrencilerine verdiğimiz kredi burs miktarı, göreve geldiğimizde 45 liraydı, şu anda 260 lira ödüyoruz ve bunun yanında 180 lira beslenme yardımı var, bununla birlikte rakam 440 liraya çıkıyor. Bu rakam yüksek lisans öğrencileri için 520 lira, doktora öğrencileri için ise 760 liradır. Ayrıca lisans öğrencilerine devam eden beslenme yardımı konusunda da tüm kredi ve burs ile birlikte değerlendirmelerini de yapmaya devam ediyouz. Üniversiteleri geliştirmek için imkanlar ölçüsünde her türlü desteği vermeye devam ediyoruz ve devam edeceğiz.''

-Rektör Yüksek'e teşekkür-

YTÜ'nün, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu, 15-16 yıl öncesindeki halini düşündüğünü ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''O gün burası neydi, bugün ne oldu? Başta değerli İsmail Yüksek hocama ve ekibine gerçekten bu gayretleri sebebiyle çok çok teşekkür ediyorum. Bugün burada daha kapıdan içeri girerken çok farklı, Esenler gibi kentsel dönüşümünü bugün başlatacağımız bir ilçede böyle bir üniversitenin olması modern bir sıçramanın vesilesidir. Bu sıçramaya attığınız bu adımlarla imkan verdiğiniz ve zemin hazırladığınız için şahsım ve milletim adına çok teşekkür ediyorum. Ülkemizin köklü kurumlarından biri olarak Türkiye'nin gelişmesinde ve yükselmesinde Yıldız'ın çok büyük önemi vear. Üniversitemiz 100 yılı aşkın geçmişe sahip köklü bir kuruluş. 1911 yılında kurulan Kondüktör Mekteb-i Ali'sinden Nafia Fen Mektebi'ne, İstanbul Teknik Okulu'ndan İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi'ne ve oradan işte bugünlere kadar gelen bir bilim yuvasındayız.''

-''YTÜ'nün yükü asıl bundan sonra artacak''-

Başbakan Erdoğan, ülkenin önemli pek çok bilim insanının burada ders verdiğini, önemli pek çok isminin bu üniversiteden mezun olduğunu ifade derek, YTÜ'nün bugüne kadar gerçekten çok önemli başarılara imza attığını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, YTÜ'nin yükünün asıl bundan sonra artacağına işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşmasında bu üniversiteden yetişen mühendislerin, mimarların, iktisatçıların, kimyagerlerin, fizikçilerin, matematikçilerin katkısı inanıyorum ki çok büyük olacak. Rektörümüz Prof. Dr. İsmail Yüksek'in kentsel dönüşümle ilgili çalışmalarımıza verdiği desteği, bu çerçevede örnek bir adım olarak değerlendiriyor, kendisine hassaten teşekkür ediyorum. Bu örnekte olduğu gibi, bilimi, irfan ve hikmet ile harmanlayarak yeni teknikler, yeni teknolojiler geliştirmemiz, Türkiye'yi her alanda dünyanın gelişmiş ülkeleriyle rekabet edebilir duruma getirmemiz gerekiyor. Dünyada hangi alanda yeni bir teknoloji geliştirilmişse, bunun bir tarafında mutlaka ama mutlaka Türkiye'nin, sizlerin damgası bulunmalıdır, Türkiye her alanda markalar üretmelidir. Bizim Hans'tan, George'tan, Helga'dan geri kalır ne yanımız var? Biz bunları aşabilecek insan gücüne, zekaya sahibiz. Hocalarımız da var, öğrencilerimiz de. Bunu başarırız. Kendimize inanacağız, güveneceğz ve bunu aşacağız. YTÜ başta olmak üzere bütün üniversitelerimize işte bu çerçevede çok önemli sorumluluklar düşüyor.''

-''Hükümet olarak eksiğimizin olduğunu söylüyorum''-

Başbakan Erdoğan, üniversitelerin öğretim yanında, öğrenci yetiştirme yanında, araştırma-geliştirme faaliyetlerine de yoğunlaşmalarını istediklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Yani bu kurumlarımızı öğretim kurumları olarak tanımlarsak eksik kalır, eğitim ve öğretim bunu birlikte anlamak ve anlatmak durumundayız. Eğitimi olmayan öğretim, yani teori pratik olmadan bir anlam ifade etimyor. Bu işi iç içe birlikte yürütmemiz lazım. Hükümet olarak, bu alana, her yıl artan şekilde destek veriyor, kaynak ayırıyoruz. Ama burada hükümet olarak eksiğimizin olduğunu söylüyorum. Çünkü şu anda bizim milli bütçeden yüzde 2'yi yakalamamız gerekiyordu, henüz bunu yakalayamadık. Maalesef yüzde birin biraz altında kaldık. Bunu yakalayacağız, 2023'te de milli bütçeden yüzde 3'e ulaştıracağız. Geçtiğimiz 10 yılda araştırma geliştirme harcamalarında 3 kat artış var ama yeterli değil. Çünkü gelişmiş ülkelerin, gelişmikte olan ülkelerin yakaladığı o oranı bizim de tutturmamız lazım. Şu anda araştırma geliştirme harcamalarına ayrılan kaynağı gayrı safi milli hasılamızın yüzde 1'ine yaklaştırdık; hedefimiz 2023 yılında bu oranı yüzde 3'ü yakalamak. Bu yolda çok çalışacağız, çok emek harcayacağız. Son 150 yıllık tarihimizde hep birilerini örnek aldık. Hep başkalarının modellerini getirip ülkemizde uygulamaya uğraştık. Başkalarına hayranlığımız tarihimize, köklerimize ve değerlerimize yabancılaşmamıza yol açtı. Artık bu dönem geride kaldı. Biz istiyoruz ki, Türkiye örnek gösterilen bir ülke olsun. Türkiye cazibe merkezi olsun. Türkiye'ye bakan artık hayranlıkla baksın. Bize bakan ümit bulsun, heyecan bulsun, aşk bulsun. Başarmak için her şeye sahibiz; yeter ki buna inanalım. Biz inanıyoruz. Sizlerin de, bilhassa gençlerimizin de inandığını biliyoruz, görüyoruz.''

***

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün üniversitelerin önünde çözüm bekleyen sorunlar olduğunu bildiklerini belirterek, ''Bu sorunları, günü kurtarmaya dönük geçici tedbirlerle değil, köklü bir yeniden yapılanma süreci çerçevesinde çözüme ulaştırma kararlılığındayız'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Yıldız Teknik Üniversitesi'nin (YTÜ) Davutpaşa Yerleşkesi'nde düzenlenen 2012-2013 Akademik Yılı Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, farklı fikirlerin tartışılmasının, sorgulanmasının değerli sayıldığı bir üniversite iklimi sağlamadan, değişimi sağlamanın, yeniliği yakalamanın mümkün olmadığını söyledi.

Erdoğan, üniversitelerin en önemli sermayesinin, ''eşrefi mahlukat'' olan yani ''yaratılmışların en şereflisi'' olan insan, en önemli görevlerinden birinin de insan yetiştirmek olduğunu ifade etti.

Türkiye'de bu aralar çok garip şeylerin olduğunu dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''(5,5 yaşında bir çocuk, eğitim öğretim görebilir mi?) gibi ifadeler kullanılıyor. Halbuki ben biraz ileri gideceğim, biliyorum ki her canlı anne karnında bırakın öğretimi. eğitim almaya başlıyor. Beslenme eğitimini orada almaya başlıyor. Doğduğu andan itibaren o beslenme kabiliyetini alan canlı, işin öğretim seviyesini aşmış, bizzat eğitimi yaşadığı için kendi kendine besleniyor. Bir yavru nasıl emebileceğini biliyor. Oradan güç alıyor, hayata farklı bakış her ay her sene artarak gelişiyor. Bunu bizler çocuklarımızda, torunlarımızda gördük, görüyoruz. Onun için de çocuklarımıza, gençlerimize inanalım, onları asla olumsuz bir kompleksin içine sokmayalım.''

-''Üniversiteyi asıl anlamlı kılan...''-

Üniversiteyi asıl anlamlı kılanın, insanlığın ve içinde yaşadığı toplumun tarihi birikimlerinden haberdar olan, dünyayı ve çevresini tanıyan, ezberlere teslim olmayan insan yetiştirmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, bunun için öğrencilerin sadece bir alanda uzmanlaşmalarını, mesleki yatkınlık kazanmalarını, siyasetçiler olarak yeterli görmediklerini dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bunun yanında, karşılaştıkları yeni sorunları aşabilmeleri için eleştirel akıl ve entelektüel bakış açısına sahip olmaları da gerekiyor. Bugünün Türkiye'si, dünün kendi içine kapanık, çevresiyle irtibatı olmayan ülkesi değildir. Bugünün Türkiye'si, dünyada bulunan neredeyse bütün devletlerle, toplumlarla ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ilişkiler kuran, küresel bakış açısına sahip bir ülkedir.

Üniversitelerimizin de, Türkiye'nin büyük vizyonuna ayak uydurmaları, bilimsel çalışmalarını ve öğretimlerini bu yeni durumun gereklerine göre yeniden yapılandırmaları gerekiyor.''

Gençleri, küresel rekabette başarıya ulaştıracak formasyonu kazandırmak, üniversitelerin asıl görevi olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''Ben, üniversitelerimizin her geçen yıl bu doğrultuda daha ileriye gideceklerine, diğer alanlardaki pek çok müessesemiz gibi, Türkiye'nin dünyadaki iftihar vesilesi kurumları haline dönüşeceğine yürekten inanıyorum'' dedi.

-''Üniversitelerin önünde çözüm bekleyen sorunlar olduğunu biliyoruz''

Erdoğan, ''Bugün üniversitelerimizin önünde çözüm bekleyen sorunlar olduğunu biliyoruz. Bu sorunları, günü kurtarmaya dönük geçici tedbirlerle değil, köklü bir yeniden yapılanma süreci çerçevesinde çözüme ulaştırma kararlılığındayız'' diye konuştu.

Bütün fiziki ve teknolojik imkanlarla, eğitim-öğretimi ileri seviyelere taşımanın görevleri olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bunun yanında tüm sosyal etkinliklerin içinde üniversitelerimiz, lise, ortaokul, ilkokul olmak üzere hepsinin bulunmasının gereğine inanıyorum. Londra Olimpiyatları'nda bir gerçeği gördüm. Türkiye olarak bir eksiğimiz şu; biz hala sporu maalesef okullarımıza indirebilmiş değiliz. İlkokulda hangi spor dallarının, branşların yapılması gerekiyor? Buradan başlamamış lazım? Ortaokul, lise, üniversitede hangileri? Bunu kıyasıya, başarılı bir şekilde yapmamız lazım. Sanatta, müzikte aynı şekilde. Yani sosyal yapısı çok çok güçlü, asosyal olmayan ama sosyal anlamda bunları yakalamış bir nesli geleceğe hazırlamamız lazım.''

-''Kapsamlı reformları hayata geçirmeye devam edeceğiz''-

Gelecek dönem, şimdiye kadar olduğu gibi kapsamlı ve verimli reformları hayata geçirmeye devam edeceklerini anlatan Erdoğan, öğrencilere hitaben sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sizler, YTÜ'ün öğrencileri olarak gerçekten çok şanslısınız. Her şeyden önce, binlerce yıldır medeniyetlerin, kültürlerin beşiği olmuş, insanlığın göz bebeği olmuş bir şehirde, şu güzel İstanbul'da öğrenim görüyorsunuz. Her zaman fakirin bir sözü vardır; ben şu şehre aşığım, sevdalıyım. Burada doğdum, burada büyüdüm. Aslen Rizeli'yim. Dünyanın neresine gidersem, gideyim bu şehri çok seviyorum. Diyorum ki hep birlikte bu şehri o tarihteki yerine yeniden taşıyalım.

Eğitim hayatınız boyunca İstanbul'da yaşamak, bu şehrin havasını teneffüs etmek, kültürüne nüfuz etmek, dinamizmini hissetmek bile, hayat yolunda sizin için başlı başına bir kazanımdır.''

Son 10 yılda İstanbul'da bir çok uluslararası toplantının düzenlendiğini anımsatan Erdoğan, 'Bu toplantıya katılanlar, döndükten sonra bütün yakınlarına (Eğer İstanbul'u görmeden ölürsen, bu senin için bir eksikliktir) diyorlar' şeklinde konuştu.

İstanbul'un son yıllara turizmde ciddi bir patlama yaşadığını, otellerin doluluk oranının yüzde 85-90 olduğunu belirten Erdoğan, ''İstanbul artık aslına dönüyor, bir cazibe merkezi olarak da çok ciddi bir çekim haline geliyor. Artık burada uluslararası kongrelerin yapılır hale gelmesi, bunun en güzel ifadesidir'' dedi

Hayata İstanbul'dan bakmanın bir bütün olarak dünyayı kavrama, anlama imkanı sağlayacak bir fırsat olduğunu vurgulayan Erdoğan, İstanbul'da yaşamanın, anlamanın aynı zamanda bütün Türkiye'yi anlamak olduğunu ifade etti.

***

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''18 yaşına seçme yaşını veren, bu yetkiyi veren anlayışa diyorum ki; madem sen 18'e bu yetkiyi verdin, gelin 18'e seçilme imkanını da verelim'' dedi.

Erdoğan, Yıldız Teknik Üniversitesi'nin (YTÜ) Davutpaşa Yerleşkesi'nde düzenlenen 2012-2013 Akademik Yılı Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, İstanbul'un, Türkiye'nin özeti olduğunu, Türkiye'de görülmek istenen her şeyin İstanbul'da görülebileceğini söyledi.

Şair Nedim'in; ''Bu şehr-i İstanbul ki bi misl-ü behadır/Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır'' mısralarını dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Yani, bu İstanbul şehri ki misli benzeri yoktur, bir taşına bütün Acem mülkü fedadır. Onun için bu şehrin değerini çok iyi bileceğiz. Bilmeyenler yok mu? Maalesef var. Bugün kentsel dönüşümle ilgili olarak binaları yıkmaya başlıyoruz. Tabii hep gönülleri kazanarak bunu yapalım diyoruz. Niye? Şehrin insanlar üzerinde hakkı var. Maalesef insanlar, yaşadıkları o şehirleri korumadılar, korumasını bilmediler. 'Ben bir yeri kapayım, orayı işgal edeyim. Oraya bir bina yapayım da ne olursa olsun' dediler. Hayır. Şehrin insan üzerindeki hakkını siyasetçilerin de koruması gerekir. Ama siyasetçiler de bunu ucuz popülizme feda ettiler, kurban ettiler. Şu İstanbul'da, 15 emsal uygulaması yaptılar belediye başkanlığımdan önce. İnkılabi kararım geldiğimde şu olmuştur; 3 emsalden fazla vermeyeceğiz. İnsanımız tabii çok zeki. Şimdi bakıyorsunuz, bu 3 emsali nasıl yaralım. Plan notlarıyla şunlarla, bunlarla bir giriyorlar. Tabii müteahhitlerimiz de çok zeki sağ olsunlar. Bakıyorsunuz 7-8'e çıkıveriyor. Belki daha da fazla. Haksızlık oluyor.''

-''Bugünün çocukları, çocukluğunu yaşayamıyor''-

Topraktan insanın ayağının kesilmemesi gerektiğini dile getiren Erdoğan, ''Çünkü biz, topraktan geldik toprağa gideceğiz. Sadece beton yığınları arasında hayat, hayat değildir. Toprakla, yeşille iç içe bir hayat bizim için çok daha anlamlı olacak. Biz çocukluğumuzu yaşadık ama bugünün çocukları çocukluğunu yaşayamıyor. Çünkü onların eli, ayağı çamura değmiyor. Biz çamurla büyüdük. O bize farklı bir güç, kuvvet kattı. Ama bugünün çocuğu, okuldan geliyor evine. Elinde toz, toprak olsa rahatsız oluyor. Halbuki o bize güç veriyor'' diye konuştu.

Komşuluk hukukunun da kaybedildiğini belirten Erdoğan, ''Mahalleyi tanırdık ama bugün aileyi tanımakta zorlanıyoruz. Aynı apartmanda oturduğumuz komşularımızı tanımıyoruz. Apartmanda bir dairedeki komşumuz ölüyor, kimsenin haberi yok. Böyle bir noktaya geldik. Bu millet böyle mi olmalıydı? Örneğin çocukluğumda annem herhangi bir yere gitmişse, karşı komşumuz Müşerref teyzenin beni kendi çocuklarıyla birlikte yıkadığı günleri hatırlıyorum. Aynı şekilde benim annem de onun çocuklarını alıp, benimle beraber yıkardı. Biz böyle yetiştik. Ama şimdi böyle bir şey var mı? Yok. Bunu yeniden yakalamalıyız. Bu milletin dinamik unsurları arasında, bu ilişki var.''

-''Her alanda algınızın açık olmasını istiyorum''-

Hayattaki en değerli, en kıymetli varlığın aile olduğunu belirten Erdoğan, okul arkadaşlıklarının, iş arkadaşlıklarının, çeşitli ortamlarda oluşan yakınlıkların zamanla değişebileceğini, eskilerin kaybolup yenilerin kurulabileceğini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Ama aile kalıcıdır. Aile son nefesinize kadar hatta ondan sonra da bizlerle birlikte olacaktır. Ebeveynlerinizden başlayarak, bütün ailenizle olan ilişkilerinizi olabildiği kadar sıkı tutun. Annenize, babanıza 'öf' bile dedirtmeyin. Ağabey, kardeş hukukunuzu çok iyi tutun. Basit meselelere o hukuku kurban etmeyin. Birbirinizden asla kopmayın.

Batının yıkılışı buradan gelecektir ama bu milletin yükselişi de buradan olmalıdır. Çünkü onlar, 18 yaşından itibaren iki kardeş aynı evin içinde oturmuyor. Herkes kendi evine gidiyor. Evlenip evlenmemesi de önemli değil. Ama bizde böyle olmamalı. O dayanışma ruhunu devam ettirmeliyiz. Günümüzde, kendini genel olarak iyi yetiştirmiş, bununla birlikte belli bir alanda uzmanlaşmış, o alanın en iyilerinden biri haline gelmiş kişiler, diğerlerinden bir adım öne geçiyorlar.''

Üniversite öğrencilerinden sosyal, ekonomik, kültürel, siyasal her alanda algılarının açık olmasını, gündemi takip etmelerini, analitik değerlendirmeler yapabilmelerini rica eden Başbakan Erdoğan, ''Ama bunların yanında eğitim gördüğünüz alanda dünyanın en iyilerinden biri haline gelmeyi hedeflemeniz, bunu başarmanız gerekiyor. Bu ikisini birlikte başardığınızda, inanıyorum ki hayat yolunda önünüzde pek çok kapının kolaylıkla açılacağını göreceksiniz'' diye konuştu.

-''Biz Türkiye'yi 2023'e hazırlıyoruz''-

Gençlerin Türkiye'nin geleceği ve milletin umudu olduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Gözlerinizdeki ışıltı, yüzünüze vuran heyecan ve azim bizlere de şevk veriyor. Biz Türkiye'yi 2023'e hazırlıyoruz. Belki o günü göreceğiz ama torunum için de söylüyorum, onları da inşallah Sultan Alparslan'dan başlayan bir sürecin devamı olarak 2071'e hazırlıyoruz. Tabii birileri çıkıp şunu söyleyebilir; 'Bu Başbakan ne diyor? 2071'i sen nereden göreceksin'. Aslolan benim görmem değil. Onu görebilecek nesli hazırlamak. Benim torunum görebilir. Şu anda 6 yaşında, öbürü 3 yaşında. Şu anda 2012'deyiz. Bunun hazırlığını, bugünden yapmamız lazım. Hep ben şunu hayal ederim; Fatih'leri yetiştirecek kurumların gelişmesi. Bunu siz değerli hocalarımızla birlikte yapacağız.''

Fatih Sultan Mehmet'in babasına verdiği cevabı hiç unutamadığını anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Devleti Aliye'nin başına 13 yaşındayken oğlunu getirmek istiyor. 'Ama ben daha çocuğum' diyor. Babası da 'Hayır geçeceksin' diyor. Fatih de 'Peki. Ben ki Devleti Aliyeyi Osmaniye'nin başındayım, size emrediyorum. Gel ve imparatorluğun başına geç' diyor babasına. 13 yaşındaki çocuğun zeka kıvraklığına bak. İşte bu çocuk, bakıyorsunuz 19 yaşında, bir rivayete göre 21 yaşında karanlık çağı kapatıyor, aydınlık çağı açıyor.''

-''Gelin 18'e seçilme imkanını da verelim''-

Seçilme yaşını 30'dan 25'e indirmede kendilerine çok hendeklerin atlattırıldığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bu ne demektir biliyor musunuz? 'Biz size güvenmiyoruz'. 18 yaşına seçme yaşını veren, bu yetkiyi veren anlayışa diyorum ki; madem sen 18'e bu yetkiyi verdin, gelin 18'e seçilme imkanını da verelim. Çünkü hayatta zor olan seçilmek değil, zor olan seçmektir. İyi ile kötüyü ayırma kabiliyeti. Bizde biliyorsunuz bir de kaide var, akil baliğ olma meselesi. İşin aslı bu. Bugün batılı ülkelerin içinde 18 seçilme yaşı var. Bizde niye olmasın? 18'i verdiğiniz zaman herkes seçilecek diye de bir şey yok. Ama oradan yetişerek gelecek. Şimdi 25 olduğu zaman bizim belli bir dinamik sürecimizden geride kalıyor.''

Yeni bir adım atma hazırlığı içinde olduklarını anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''TSK içinde muvazzaf kadro oy kullanma hakkına sahip, er ve erbaşlar değil. Bizim bunun önünü açmamız lazım. Asker, er, erbaş niye oy kullanmasın? Onlar da oyunu kullanabilmeli. Onlara haksızlık oluyor. 18 yaşa seçme hakkı veriyorsun, eğer askerdeyse oy kullanamıyor. Bunun da önünü açmamız lazım. Niye açmamız lazım? Demokratik haklarını kullanma noktasında bu hakkın asla inkıtaya uğramaması lazım. İleri demokrasi diyorsak, bunun gereğini yapmamız lazım. Sizlerle birlikte bizim bıraktığımız yerden Türkiye'nin 2071 hedeflerini belirleyecek bütün hazırlıkları genç nesle biz emanet ediyoruz.''



AA
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
peki tahsili ne olacak? 4 yıl önce

18 de çok düşük 18 yaşında bir genç bırakın üniversite okusun. seçilip aynı zamanda tahsilini mi yürütsün. üniversitesinden mezun olsun 25 yaşında seçilsin istiyorsa. abartmayalım lütdeen.