“Üç parti de 12 Eylül Anayasası’nı savunuyor”

BURAK COP / ntvmsnbc

İSTANBUL - Gelecek 12 Eylül'de halkoyuna sunulacak Anayasa değişikliklerinin Türkiye'nin temel sorunlarına hiçbir çözüm getirmeyeceğini savunan Emek Partisi lideri Tüzel, yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğu ve bunun bir kurucu meclis tarafından hazırlanması gerektiği görüşünde.  

Emek Partisi (EMEP) referandumda hayır diyecek. Neden?
Hayır diyeceğiz çünkü bu anayasa değişikliği AKP hükümetinin topluma sunduğu gibi yeni bir anayasa, demokratik ve sivil bir anayasa anlamına gelmiyor. 12 Eylül Anayasası’nı ortadan kaldıran bir değişiklik değil. Şimdiye dek 12 Eylül Anayasası’nın birçok maddesi değiştirildi. Ama bunlar ülkenin sorunlarını çözmekten, demokratikleşmeden, işçinin emekçinin taleplerini karşılamaktan çok uzak oldu ve hiçbir şeyi değiştirmedi. Bir diğer şey; bu bir darbe anayasasına karşı sivil güçlerin hazırladığı bir anayasa olarak sunuluyor, oysa ki 12 Eylül’ü, mevcut anti-demokratik devlet yapısını, organlarını meşrulaştırmaya ve güçlendirmeye dönük bir değişiklik. Ve esas itibariyle de siyasi iktidara yargı reformu adı altında yargıyı kontrol altına aldıran, iktidarın oradaki etkisini, gücünü arttıran bir düzenleme.

Türkiye’nin birçok temel problemleri var; demokratikleşmeye dair, laikliğe dair, emekçilerin örgütlenmesine dair, siyasi özgürlüklere dair. Bunlara çözüm getiren düzenlemeler yok. Makyaj tarzında; Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru, ombudsmanlık, kadınların ve çocukların hakları gibi; esasında sosyal hayatın ve toplumsal mücadelenin geride bıraktığı şeyler buraya adeta makyaj olarak yapıştırılmış durumda.

Esas itibarıyla değişmez denilen başlangıç maddeleri; işte Atatürk milliyetçiliğinden başlayarak o 12 Eylül Anayasası’nın temel yapısı, felsefesi, ruhu geçerliliğini korumakta. Bu, günümüzün çözüm bekleyen sorunlarına hükümetin yaklaşımında da karşılığını veriyor. İşte; Kürt sorununa savaşçı yaklaşım, emekçilerin örgütlenme sorunlarına çözüm üretilmemesi, sendikalar için barajların hâlâ korunuyor olması, seçme-seçilme hakkı açısından yine aynı şekilde seçim barajının korunuyor olması…

Dolayısıyla bir yanılsama ve aldatmaca hesabı var burada AKP’nin. Türkiye’nin sorunları ortada duruyorken “demokratikleşme ve açılım getiriyoruz” diye aslında kendi iktidarını güçlendiren bir düzenleme var. Biz bu aldatmacayı teşhir edip ortadan kaldırmak için ve yeni bir anayasayı yapacak bir kurucu meclis ihtiyacını ortaya koymak açısından, AKP’nin oyununu bozmak açısından hayır tutumunu benimsiyoruz.

Böyle bir kurucu meclis nasıl olmalı?
Örgütlü toplumsal güçlerin birleştiği bir yapıda olmalı. Üniversitelerden, sendikalardan, meslek örgütlerinden, aydınlardan; yani gerçek anlamıyla devletten bağımsız, sivil diyebileceğimiz güçlerden oluşmalı. Halkın katılımı ve bu süreci tartışması ancak böyle bir mücadelenin ürünü olarak mümkün olur. Yoksa AKP hükümetinin Açılım politikasında izlediği gibi kendince sanatçıları, gazetecileri, spor camiasını, kadınları toplayıp kendi anlayışını dikte ederek, yukarıdan aşağıya bu şekilde kendi politikalarını toplumun ihtiyacı gibi sunması bir yanılsama yaratmaya dönüktür.

Sizin ve diğer bazı sosyalist partilerin vereceği hayır oyunun CHP ve MHP’nin hayırı içinde erimesi olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önemli olan bizim bu süreçte gerçekleri ve çözüm yolunu anlatmamız. Hükümet tarafından da, hükümeti destekleyen liberaller tarafından da statükocu, tutucu, mevcut düzeni savunan güçler olarak ilan edilen muhalefet güçleri de var, başta CHP ve MHP olmak üzere. Doğru, bunlar “mevcut 12 Eylül Anayasası değişmeli ama bu tarzda değil” diyen, ancak öbür taraftan da 12 Eylül’ün felsefesine ve Türkiye’nin tekçi yapısına sahip çıkan, Türkiye’nin demokratikleşme problemlerinde halkın isteklerine yanıt vermeyen, değişiklikleri sadece AKP’nin hazırlamış olması nedeniyle ve AKP’yle mücadele içinde olmaları nedeniyle hayır diyen güçler. Biz bunlardan farklıyız. Bir defa, bu mevcut 12 Eylül Anayasası’na bağlılığımızı her vesileyle ifade etmiyoruz. Ancak CHP lideri Kılıçdaroğlu konuşmalarında birçok meselede Anayasa’ya bağlılıklarını ifade ederek demokratikleşme taleplerini dile getirenlere yanıt veriyor. Bölücülük suçlaması gibi milliyetçi unsurlar kullanıyor… 




AKP, CHP ve MHP’nin 12 Eylül Anayasası’na bağlılık konusunda aralarında bir nüans olduğunu düşünüyor musunuz? 
Anti-demokratik devlet yapısını savunma konusunda pek bir nüans olmadığını düşünüyorum. Emekçi talepleri, özelleştirme konusu, laiklik problemleri; bütün bunlara baktığımızda o geleneksel devlet tutumu bütün bu partilere sinmiş durumda. CHP Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir parti olarak laiklik konusunda mesela dinin kontrol altına alınması açısından Diyanet İşleri Başkanlığı’na karşı çıkmayan ama öbür taraftan da Alevi bir tabana sahip olduğu için Alevilerin taleplerini de tamamen görmezden gelmeyen bir tutumda. Dolayısıyla baktığınızda MGK’nın savunulması, Olağanüstü Hâl düzenleri, YÖK gibi bir kurumun savunulması; bütün buralarda o anti-demokratik devlet aygıtı bu üç parti tarafından da savunulmakta.

Değişikliklerin çalışanlar üzerinde ne gibi etkileri olacak sizce?
Memurlara örgütlenme hakkı veriliyormuş gibi sunuluyor. Aslında memurlar çoktan örgütlenmiş durumdalar, bu haklarını fiili olarak kullanıyorlar. Olmayan şey grevli bir toplu sözleşme hakkı. Mevcut değişikliklerde bu yok. Yani bir toplu sözleşme uygulaması getiriyorsunuz ama grev hakkı olmaksızın bunun hiçbir kıymet-i harbiyesi yok. Esas olan grev hakkıdır ve eğer demokrasi gerçek bir demokrasiyse dayanışma grevi gibi, hak grevi gibi, siyasi grev gibi haklar da söz konusu olmalı.

Keza sendikaların örgütlenmesinin önündeki barajlar duruyor, noter şartı duruyor. Kaldı ki günümüzde sendikal örgütlenme bir hak olmasına rağmen bu hakkını kullanan işçi kapıya konuluyor. Yani sendikal örgütlenme konusundaki mevcut soruna bir çözüm getirilmiyor. Dolayısıyla “bir işçi birden fazla sendikaya üye olabilecek” gibi hükümleri anayasaya koymanın hiçbir anlamı yok. Bugün örgütlenme isteğine sermaye cephesinden verilen yanıt hızlı bir şekilde işçiyi işinden etmek ve anlaşmazlığı davalarla sürüncemede bırakıp işçiyi perişan etmek.

BDP ile partinizin tavrı farklı. Bu farklılığı nasıl yorumlamak gerekir?
Kürt sorununa demokratik bir çözüm getirilmediği için, Kürt halkının istemlerine yanıt verilmediği için, Anayasa’nın o tekçi, milliyetçi, şoven yaklaşımı, “Türk milleti” kavramı altındaki yaklaşım korunduğu için; demokrasi isteyenler olarak aynı cephedeyiz tabii. Ancak onlar boykot derken bir anlamıyla bugün bu sorunlar görmezden gelindiği için AKP’ye karşı bu tarzda bir tutum geliştirmek istediler. Kürt halkı içinde ayrıca bir referandum yaparcasına bir tutum geliştirdiler. Biz bölgede de EMEP olarak hayır tutumuna yönelik bir çalışma yürüteceğiz ama BDP ile de karşı karşıya gelmiş olmayacağız. Çünkü yola çıkış noktalarımız aynı. Boykot taktiği izleyecek olan BDP ile demokrasi mücadelesinde aynı saflarda olacağız.

Olası bir hayır sonucunun Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’yi güçlendireceğini düşünüyor musunuz? 
Sekiz yılı geride bırakan AKP iktidarının Türkiye’nin birçok sorununu çözmemesi, işsizliği ve yoksulluğu büyütmesi, Açılım adı altında laf edip bir yıldır bu açılımın gereğini yapmaması ve Türkiye’nin dış politikasında uluslararası güçlerin isteklerini bütünüyle yerine getirmede yaşanan problemler, ABD ve İsrail’le ilişkiler gibi… Yani zaten Türkiye’de bir yönetim değişiminin egemen güçlerce de az çok istendiği koşullarda; Kılıçdaroğlu’yla yenilenmiş bir CHP’nin bu dönemden güçlü çıkması genel bir istek gibi görünüyor.

Referandumdan hayır çıkması bu eğilimi daha da güçlendirecektir. Yığınların talepleri ve Türkiye’nin sorunlarına CHP bir çözüm olarak sunulmak istenecektir. Biz tabii hayır derken bu cepheyi güçlendirmeyi hesaba katmıyoruz. Biz evet veya hayır sonucu çıkmasının Türkiye’nin sorunlarını ortadan kaldırmayacağını öngörüyoruz zaten.

Bu süreçte emekçi yığınlarının, demokrasi bekleyen, barış bekleyen, laiklik isteyen işçilerin, işsizlerin, Kürtlerin, Alevilerin, çevrecilerin, ezilen ve ayrımcı muamele gören kadınların, gençlerin seçime doğru birleşik bir hareketini yaratmak istiyoruz. Partimiz hayır derken AKP’nin Türkiye’nin sorunlarını büyüttüğünü ama aynı zamanda da CHP gibi ulusalcı, devletçi, statükocu bir partinin emekçilerin taleplerine çözüm olmayacağını mücadele içine giren yığınların kendi deneyimleriyle görmeleri gerektiği anlayışıyla bu dönemin mücadelesini örgütleyecek. Referandum hükümetin güven oylaması niteliğinde de olacak. Ve hayır çıkarsa hükümetin seçimlere daha zayıf bir biçimde girmesini de beraberinde getirecek.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.