Yargı yoluyla siyasal temizlik!
İçine daha sonra Danıştay ve Zirve cinayetlerinin de dahil edildiği Ergenekon davalarında yargılanan katil zanlılarının uzun tutukluluk süreleri ve yedi aydır yazılmayan karar gerekçesi nedenleriyle tahliye edilmeleri, zaten her cephesiyle çökmüş olan Türk yargı sisteminin iflas bayrağını açması anlamına geliyor. O iflas bayrağı, 14 yaşındaki bir çocuğun, Berkin Elvan’ın ölümle sonuçlanacak biçimde yaralanmasına neden olan gaz bombası fişeğini dokuz aydır kimin attığını araştırmayı hasıraltı eden yargı ve emniyet teşkilatları tarafından da dikilmişti.

 Adaletin böyle fütursuzca biçimde ayaklar altına alınmasına, polis şiddetini “kahramanlık destanı” olarak övüp teşvik eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’a, ucu kendine dokunduğunda hukuk devleti kırıntılarını da ortadan kaldırmak için bir dakika duraklamayan AKP hükümetine ve bu iktidarın kahredici kibir, fütursuzluk, yiyicilik ve arsızlığına tepki, yüzbinlerce insanın Berkin Elvan’ın cenazesinde sokaklara dökülmesine yol açtı. Başbakan ise, o sırada bildiği tek telden çalmaya devam ediyordu: “Marjinal sol örgütler, anarşistler, teröristler, vandallar MHP ile CHP ile Pensilvanya ile ittifak halinde sokakları karıştırmak istiyorlar.” Artık sadece komplo ve darbe algılamaya kilitlenmiş bir beynin, bir çocuğun ölümü karşısında söyleyecek en ufak bir insani sözü belli ki olamazdı.

Gareth Jenkins raporu

Sürekli ve her yerde komplolar görmek, yaşanan olaylar karşısında hep görünmeyen o büyük resme ve onun arkasındaki güçlere işaret etmek, Başbakan’a ve etrafındakilere özgü değil. “Türkiye uzun zamandan beri, mantıklı olanlardan karmaşıklıkları ve mantıksızlıkları itibarıyla saçma olanlara kadar çeşitli komplo teorilerine boğulmuş durumdadır.” Bu alıntı, yayımlandığında Ergenekon davalarını baltalamaya yönelik girişim olduğu gerekçesiyle büyük bir eleştiri dalgasıyla karşılaşan, Gareth Jenkins’in ‘Gerçek ile Fantezi Arasında Türkiye’nin Ergenekon Soruşturması’ başlıklı 80 sayfalık raporundan. Jenkins 2009 Ağustos’unda İngilizce yayımlanan raporunu yazarken (Türkçesi Mart 2010’da internete kondu), Ergenekon soruşturmaları daha içine Zirve ve Danıştay davalarını almamıştı ve binlerce sayfa tutan iki iddianamesi vardı. Soruşturmalar, AKP iktidarı ve ortağı Gülen cemaatinin kendilerine rakip, engel veya siyasal tehdit olarak gördükleri kişi ve kuruluşlara doğru genişliyordu. Hedefinde Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği de olan Nisan 2009 operasyonu, Ergenekon soruşturma dalgalarının somut suç delilleri üzerine değil, büyük bir komplo tasarımı ve zihniyet avcılığı üzerine inşa edildiğini iyice ortaya çıkarmıştı. Jenkins ise, Ergenekon soruşturmalarını Türkiye’nin tarihi bir fırsatı kaçırması olarak değerlendiriyordu. Özellikle devlet kurumlarının hukukdışı eylem ve işlemleri nedeniyle mağdur olan Kürtlerin, solcuların, dindar Müslümanların derin yaralarının sarılması fırsatıydı kaçan. Bu fırsatın kaçma nedeni, soruşturmacıların büyük çaplı tek bir komplonun varlığına olan kesin inançlarıydı. Yargı bağımsızlığındaki eksiklerin ve Türkiye’nin kutuplaşmış siyasal ikliminin, soruşturmaları çok daha sorunlu kıldığını ilave ediyordu.

Her kötülüğün sorumlusu

Jenkins’e göre, iddianamenin Ergenekon’un muazzam gücünü kanıtlamaya yönelik hevesi, “antidemokratik” ve “demokratik” eylemlerin ayırt edilmemesini engellemişti. Ateşli bir komplo detektifliği girişimini soruşturmaya hakim olmuştu. Delil ve olgulardan sonuca gitme yerine, “projektif” bir yöntemle hazırlanmış olan iddianamelerin amacı, uzak ve yakın tarihte işlenmiş her türlü kötülüğün sorumlusu olan tek ve çok büyük bir örgütü ortaya çıkarmaktı. Birbiriyle alakasız kişiler, ifadeler ve eylemler büyük çaplı tek bir komplonun parçaları olarak sunulmasını şöyle açıklıyordu: “Somut kanıtlar ne kadar güvenilmez ise, aradıkları şeyin var olmadığı konusunda ikna etmek şöyle dursun, örgütün çok daha korkunç ve güçlü olduğu düşüncesine sahip olmalarını sağlamakta, örgütü deşifre etmeye ve kökünden temizlemeye ilişkin hırsları kamçılamaktadır.” Halbuki birbiriyle doğrudan ilintilendirilmeleri cezalandırılmaları gerekmeyen birçok zanlının somut suç delilleri savcıların elindeydi. Ama soruşturmada öne çıkan savcı, Zekeriya Öz, ortada çok büyük bir komplo olduğundan emindi. 2008’de AKP yanlısı medya da, son 20 yılda yaşanan tüm siyasal şiddet eylemlerinin esas sorumlusu olarak gösterilen çok büyük bir gizli örgütün varlığına inanıyordu. Hatta buna bazı AKP yanlısı olmayan hukukçular, gazeteciler de dahildi. Bunu bazı Ergenekon davası şüphelilerine, hükümet karşıtlarına veya soruşturma sürecinin yürütülme biçimini eleştirenlere ait, suç unsuru olmayan telefon dinleme kayıtlarının iktidar yanlısı gazetelerde ve web sitelerinde teşhir etme amaçlı yayımlanması izledi. Bu çerçevede Jenkins, Ergenekon davalarının çoğulcu bir demokrasiyi pekiştirme yönünde değil, tek partili otoriter bir devlete doğru bir adım olması endişesinin altını çiziyordu.

Adaletsizlik bağımlılığı

Jenkins raporu yayımlandıktan sonra, AKP basını, Gülen Cemaati yayın organları ve o zamanlar Taraf gazetesinde, bugün iktidar medyasında çalışan gazeteciler, rapora karşı büyük bir itibarsızlaşma kampanyası başlattı. Daha sonra, içine başka davaların ve yeni tutuklamaların katılmasıyla Ergenekon davası içinden çıkılmaz bir hale geldi. Bu ise, suçları konusunda güçlü kanıtları olanların bu sis perdesi arkasına saklanmasını sağladı. Ergenekon davaları hukuksuzluk ve komplo teorileri nedeniyle maalesef meşruiyetlerini büyük ölçüde yitirdi. Türkiye’nin yakın tarihinin karanlık sayfalarıyla hesaplaşılması fırsatı çarçur edildi. Buna ilaveten, bu davaların da katkı sağlayacağı demokratikleşme beklentisi de davalara hakim olan zihniyet ve çevrelerin yargıyı güç olma ve gücünü pekiştirme projesinin aracı olarak kullanmaları nedeniyle büyük bir yara aldı. Ama yegane sorumlular onlar değil. Gelinen iflas halinden, bu davaları somut ve kesin suçlardan hareketle suçluların cezalandırılması olarak görmeyen, siyasal hesaplaşmayı da yargıya havale edip, yargıdan her şeyi içine alan çok büyük bir siyasal temizlik davası talep eden herkes bir o kadar sorumludur.

 Başbakan şimdi 30 Mart sonrasında kendine yönelik komplonun, darbenin, casusluk faaliyetlerinin hesabını sormakla tehdit ediyor. Yargı ve polis yoluyla iktidar pekiştirmenin, siyasal temizlik yapmanın, hukuksuzlukların üzerini örtmenin tadını alanlar onun bağımlısı olurlar. Ergenekon davasında suçlananların bir kısmı böyleydi. AKP iktidarı da farklı değil.


 Haber: AHMET İNSEL / Radikal
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.