Yasama ve yargı karşı karşıya gelecek!..

Devlet Bakanı Yazıcı, Ergenekon sanıklarının adaylığını “fevkalade yanlış ve tehlikeli” olarak değerlendirdi. Yasaları hatırlatan Yazıcı, “Seçildiler tahliye edilsin demek mahkemeye baskı yapmaktır. Mahkeme tahliye kararı vermezse sonucunu aday gösterenler düşünsün” dedi.

İstanbul yerine memleketi Rize’den aday gösterilen Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, aday listelerini VATAN’a değerlendirdi. Yazıcı, Ergenekon sanıklarıyla ilgili yeni bir tartışmanın da fitilini ateşledi.

Ergenekon sanıklarının aday gösterilmesine en büyük tepkiyi siz gösterdiniz. Neden?

Hiç doğru bulmuyorum. Fevkalade yanlış ve tehlikeli. Kimse yanlış anlamasın, Türkiye’de yaşayan her bireyin aday olma hakkı var, buna saygı duyuyorum. Elbette insanlar hakkında hüküm tesis edilene kadar masumdur. Buna da hukukçu olarak inanan biriyim. Ancak şimdi çok farklı bir durumdayız.

Nasıl bir fark var size göre?

Anayasa’da kuvvetler ayrılığı var: Yasama, yürütme, yargı. Yargı faaliyeti devam ediyor. Ama siz bir yandan milletvekili dokunulmazlığının daraltılmasını, kürsüyle sınırlandırılmasını isteyeceksiniz, diğer yandan işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü yargılanması devam eden insanların tahliyelerini sağlamak, onları yasama dokunulmazlığına kavuşturmak için hareket edeceksiniz. Bu doğru değil.

Bu yorumu yaparken tutukluluğun örneğin Balbay için üç yılı geçtiğini göz önüne alıyor musunuz?

Bu sizin göreviniz değil ki. Demokrasilerde yasama organı iki şekilde yargı kararlarına müdahale eder. İlki, bir fiili suç olarak nitelemişseniz, kanun değiştirir suç olmaktan çıkarırsınız. Mahkeme buna uymak zorunda. Diğeri, mevcut ceza kanunundan dolayı verilen hükümleri çok adil bulmazsınız, toplumsal algı bakımından doğru bulmazsınız ve af kanunu çıkarırsınız. Bunun dışında yargı kararlarına müdahale hakkınız yok. O zaman Anayasa’yı çiğnemiş olursunuz. Hiç kimse görülmekte olan bir davayla alakalı tavsiye ve telkinde bulunamaz. Çok haksız yorumlar var. Bir baro başkanı, “Seçilirlerse tahliyeleri gerekir” diyor.

Edilmeleri de gerekmez mi zaten?

Niye gerekir? Seçilirlerse bunların tahliyesi sırf seçilmiş olmalarından ötürü mü olacak?

Sabahat Tuncel örneğini nasıl açıklıyorsunuz?

Bu konuda çok hazırlıklıyım, önce bunu söyleyeyim. Listeler açıklanmadan önce uyardım. Bunu inceleyerek yaptım. Sayın Tuncel seçiliyor ve mahkeme milletvekili seçilmiş olması dolasıyla tahliye kararı alıyor. Ancak savcılık “Yanlıştır” diyor. Çünkü seçilmiş olmak tahliye sebebi değildir. Anayasa’nın 83. maddesinin 2. fıkrasının, ikinci cümlesi yasama dokunulmazlığına bir istisna getirmiş: Suçüstü hali. Meclis’te bir kavgada bir milletvekili öldürüldü. Milletvekili olduğu halde hemen suçüstü yapıldı ve içeri alındı. İkincisi Anayasa’nın 14. maddesine girer: Hükümete ve devlete karşı çete kurmak gibi fiiller. Bu kuralları ihlal ettiği iddiasıyla yargılanan kişiler hakkında seçilmeden önce başlamış bir kovuşturma varsa yasama kapsamı dışındadır. İddianemelere baktığınızda Anayasa’nın 311, 312’nci, 314’ncü maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle yargılanıyorlar. Dolasıyla seçilmiş olmaları otomatikman tahliyelerine yol açmaz.

Tuncel’de kaçma şüphesi olmadığı gerekçesi vardı, artık milletvekiliydi çünkü. Aynısı burada da söz konusu olmaz mı?

Mahkeme öyle derse o ayrı. Ama, “Seçildi bırakacaksınız” derseniz mahkemeye baskıdır. Mahkemeler baskıyı kabul etmez. Sonuçta bu arkadaşlar seçilirlerse bana göre yasama organı ile yargı organı karşı karşıya gelecektir. Bu hiç doğru değil.

Seçilirlerse buna rağmen mahkemenin kararı farklı olabilir mi?

Mahkeme karar verecektir. Uygun görmezse bırakmayacaktır. “Seçildi, bırakılmalı” demek Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırı. Diğer vatandaşlar ne olacak? Onları da aday gösterelim seçilip çıksınlar. Eşitlik kuralına aykırı. Türkiye’ye bundan sağlayacağı kazanım yok. Üç parti aynı durumda. CHP ve MHP de bana göre burada BDP’nin kazanına su taşıyorlar. Onlar da KCK’lıları aday gösterdiler.

Mahkeme ‘Hayır’ derse hem milletvekil hem hapiste mi olacak?

Onun için uyarıyorum işte. Onun cevabını da yapanlar verecek. Her şeyin cevabını bana sormayın...

‘Ben de Başbakan olsam listede aynısını yapardım’

AKP listeleri açıklandı ve bir çok bakanın yerinin değiştiği görüldü. Siz İstanbul’dan Rize’ye geçtiniz. Galiba kabineye sürpriz oldu...


Sadece kendi adıma yorum yapabilirim: Bunları Sayın Başbakanımız kafasında planlamış. Bunu da son günlerde yaptığı kanısında değilim. Bana Başbakanımız bu listeleri yaparken çalışmayı daha önce başlattı gibi geliyor. Teşkilatlarla konuştu. Bence Bakanların başarıları veya başarısızlıklarıyla alakalı bir tasarruf değil.

Neden değişikliğe gidildi peki?

Siz de görüyorsunuz; Bakanlar belli yerlerde kümelenmişti. İstanbul, Ankara gibi. Gittiğimiz bir çok yerde, ‘İlimizden bakan istiyoruz’ diyorlardı. Biz de, “Biz Türkiye’nin bakanıyız, Başbakan Türkiye’nin Başbakanı” diyorduk. Bence doğru oldu. Bana sorduklarında, “Ben de AK Parti’nin genel başkanı olsam, Tayyip Erdoğan da Bakan olsa, aynısını yapardım” diyorum (gülüyor). Rize siyaset açısından zor bir ildir ama çoğulcu demokrasiye geçtiğimiz günden bu yana hep önemli, önde olmuştur. Bazen değişiklik ferahlığa yol açar. İnsanlar kendilerini temsil edenlerle ilgili negatif konuşmasalar da, devamlı onları görmekten kaynaklanan bir değişim arzusu oluyor. Teşkilatta da, halk katmanlarında da bunu hissediyorsunuz. Değişikliğin önemli sebeplerinden biri budur.

Siz Rize’de mutlusuyuz yani...

Evet. Kimsenin adına konuşmuş olmayayım ama bence yapılan tasarruf doğrudur.

En büyük süprizi ise Selma Aliye Kavaf yaşadı. TBMM dışında kaldı. Üstelik kurulduğu günden bu yana partinizde olan bir isim...

Sayın Başbakan bunu cevapladı zaten. Benim gözlemim: Biz genelde bir aile kümesinden iki kişiye belli pozisyonları vermiyoruz. Selma Hanım’ın ablası bizim partimizin kurucusu. Onun eşi bir çok defa aday oldu. Sanıyorum o aday olunca böyle bir tasarruf gerçekleşti.

Sizce başarısız bulunmasının etkisi yok mudur bu kararda?

Bana göre kesinlikle Selma Hanım’ın başarılarıyla alakalı bir tasarruf değildir. Kadın Kolları Başkanlığı yaparken 5 yıl birlikte çalıştık. Çok doğrucudur, duruşu olan bir insandır. Bana göre bakanlığı da başarılıdır ama tasarruf böyle olmuştur. Bu bilgi değil tamamen yorum yapıyorum.

Ölçüyü kaçırmıştı

Urfa karıştı. Zülfikar İzol Başbakan için parmağını kırmıştı ama listede olmayınca istifa etti.
,

İnsanların tepkileri farklı olabiliyor. Tepki vermek herkesin hakkı ama önemli olan ölçüyü kaçırmamak. Bence parmağını kırarken de ölçüyü kaçırmıştı, şimdi de ölçüyü kaçırıyor. Kendisini çok severim. Listelerin açıklanmasından birkaç saat önce Faruk Çelik ile oturuyorduk. Liste dışı kaldığını Sayın Çelik’ten öğrenmiş, sitem etmiş. Hemen aradım, ‘Bizlere haksızlık yapmışsın. Sana yakışmıyor. Seni en çok sevenlerden ilki Faruk Bey ikincisi ben olurum’ dedim. Sonra görüşmek için beklediğimi söyledim.

Geldi mi peki?

Gelmedi. Anladım ki listeleri bekliyormuş. Listede olmadığını öğrenince de bağımsız adaylığı kafasına koymuş demek ki. Bu ilk zamanlarda olan tepkilerdir. İnsanlar tahmin etmedikleri bir tasarrufla karşılaşınca kimisi kontrollü kimisi kontrolü aşan tepki verir.

Bağımsız gelebileceğine inanıyor sayın İzol.

Ben de izledim o açıklamalarını. Ama bence Faruk Bey’in halkla diyaloğu çok iyidir, derler toparlar. Potansiyelin çok pozitif bir şekilde sandığa yansımasına neden olur diye düşünüyorum. Önemli bir sorun yaşamayacağımız kanaatindeyim.

Aşiret desteği etkili olmayacak mı?

Artık tümden aşiret bağı içerisinde ailelerin yönlendirildiği, ona göre siyasi tercihlerin kullanıldığı kanısında değilim. Teşkilat başkanlığım döneminde 2004 yılında bir araştırma yaptık. Vatandaşların aşiret bağını dikkate almak suretiyle ne kadar oranda bir siyasi temsilde bulunduğunu araştırdık. Sonuç yüzde 3 dolayında çıktı.

‘Bizde Gülcüler Erdoğancılar diye bir şey yok’

Peki “Gül’cüler çizildi, Milli Görüş tasfiye edildi” yorumlarına ne diyorsunuz?


Çok saçma bir şey. Partide niye insanlar şu’cu bu’cu olsun. Biz Ak Partiliyiz, büyük bir aileyiz. Partinin genel başkanı bellidir. Gül’cüler, Erdoğancılar diye birşey olmaz. Sayın Gül bizim cumhurbaşkanımızdır ama ondan önce dostumuzdur. İnsanlar Türkiye’nin siyasi hayatında eskiden yaşanmış görüntüleri kafalarında tutup şimdiki durumları o şablonlara oturtarak bir değer yargısına varıyorlar. Ama bunlar doğru değil.

Herkes Ramiz Ongun’u beklerken siz İstanbul’dan Alparslan Türkeş’in oğlu Ahmet Kutalmış Türkeş’i aday gösterdiniz. Milliyetçilerin oylarına yönelik bir atak olarak yorumlanıyor.

Bakın bu da yanlış değerlendiriliyor. Biz büyük bir partiyiz, Türkiye’nin partisiyiz. Siyaseten milletin olduğu yerdeyiz. Millet merkezdedir, biz de oradayız. Bazen, ‘Merkez sağda boşluk var, CHP sağa mı kayıyor’ falan gibi yorumlar dinliyorum. Bunlar bizi hiç ilgilendirmiyor. AK Parti’de arsız da hırsız da siyaset yapamaz. Ama bunların dışında, geçmişte hangi partide siyaset yapmış olursa olsun, “AK Parti ile Türkiye’ye hizmet etmek istiyorum, tüzüğünü, programını doğru buluyorum” diyen her birey için partimizde siyaset yapacak alan vardır. O adayları ve Sayın Türkeş’in oğlunu bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Niye şöyle pozitif bakmıyoruz: Bizim kimseye karşı önyargımız yok. Yani, “Türkeş’in oğludur, olmaz” değil, “Doğru, üretecek insanlar partimize gelebilir” mesajıdır bu.

Yeni dönem hukukçu aday sayınız 100’e yakın. Yeni anayasa yapılacak olmasının sizi hukukçulara yönelttiği yorumları da yapılıyor?

Aslında teşkilat ağırlığı var. Bu da doğru bir şey. Teşkilatlarda emek veren insanlar varken, onları bir kenara bırakıp şunu getirdik demek doğru değil. Ben öteden beri hukukçu olmanın avantajına inanırım. Hukukçu sadece doktorluk ve mühendislik yapamaz. Kalan bütün işleri yapar. Yani hukukçular siyasetin jokerleri gibidir.


DENİZ GÜÇER RÖPORTAJI / Vatan
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.