IMF Başkanı Christine Lagarde, Washington DC'de, dünyanın dört bir yanından gelen 6.000 avukata yolsuzluk ve rüşvetin önlenmesi konusunda görüşlerini açıklıyor: efendim ülkelerin yolsuzluk önleme politikaları olmalıymış, kamu görevlilerinin bütünlük ve etik (ahlaklı) davranış kuralları belirlenmeliymiş ama bu konuda başarılı olabilmek için toplum iyi eğitimli olmalı liderler de dürüst ve örnek alınabilecek kişiler olmalıymış…

Ne zaman birileri toplumun acil çözüm bekleyen sorunlarının çaresinin eğitim ve iyi niyet olduğunu söylediğinde içim burkulur; kendimi ve toplumu bir kere daha aptal yerine konulmuş bulurum. Çünkü bu, sorunu kendi haline bırakıp belirsiz bir süre ötelemekten, çözümün kendiliğinden gelmesini beklemekten başka bir şey değildir. Kış ortasında samanı biten Nasreddin Hocanın, ahırdaki aç eşeğine "Ölme eşeğim ölme! Yaz gelsin, yoncalar bitsin, ben sana ne samanlar yediririm!" dediği gibi bir şey… İçimde kopan fırtına, mikrofonu aldırıp soruyu yapıştırıverdi:

"Bu meselenin özü yöneticilerin hesap vermez olması değil midir? Çözümü de kendisi de hesap verir olan bir yargı vasıtasıyla yöneticilerin etkin hesap verirliğini sağlamak değil midir? Bu konuya daha geniş bir çerçeveden bakarak kökten bir çözüm üretmek gerekmez mi?"

Lagarde'ın cevabı dünyanın her yerinde hesap vermezlikten beslenen siyasetçilerin söylemlerinden hiç farklı değildi: efendim, devleti yönetenlere ayrı statü verilirmiş, yönettikleri sürece ve sonrasında farklı hükümlere tabi olurlarmış. Siyasetçilere sadece toplum seçimlerde hesap sormalıymış… vs. vs. Sanki siyasetçiler ve devlet yöneticileri üstün ve ayrıcalıklı yaratılmışlar gibi…

Bir avukat ve ayrıca ülkesinde maliye bakanlığı seviyesine gelmiş bir siyasetçi olan Lagarde'ın, özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde kamu görevlilerinin rüşvet ve yolsuzluğa daha çok bulaşmalarının en önemli sebebinin en başta siyasetçilerin, arkasından da siyasetçilerden başkasına hesap vermeyen yöneticilerin dokunulamaz ve yargıya hesap vermez olmaları olduğunu, Hukukun Üstünlüğü İlkesi'ni dillerine pelesenk ettikleri halde siyasetçilerin yargının bağımsız işlev göstermesini bin bir türlü yöntemle kısıtladıklarını, böyle yapmalarının temelinde de yargı'nın hesap vermez olmasından duyulan kaygının yattığını bilmemesi mümkün mü?

Siyasetçilerin fikirleri ile amellerinin uyuşmaması işte bu sebepten yani aslında hesap vermek istemedikleri halde topluma karşı hesap verirliği savunmak durumunda olmalarından…

Bu dilemma ortadan kalkmadan yolsuzlukların ortadan kalkacağını düşünmek, işte o nedenle bir hayal…





"Yazarın özel izni ile Facebook/Mehmet Gün sayfasından aynen alınmıştır."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Serdar 6 ay önce

Mehmet Bey yazılarınızı büyük bir heyecanla takip ediyor ve görüşlerinize büyük oranda katılıyorum. Servet Avcı'nın "İTİKATTA İSLAMCI AMELDE TOKATÇI" isimli yeni çıkmış bir kitabı var. Okumadıysanız, okumanızı tavsiye ederim. Aynı sancıları taşıyorsunuz.