Ülkemizde özellikle son on yılda çeşitli sebeplerden dolayı sürekli olarak gündemde olan ve aynı zamanda her geçen gün bir başka boyutuyla karşımıza çıkan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinde ve aynı suçun etkin pişmanlığı Türk Ceza Kanununun 221’inci maddesinde, Türk Ceza Kanunu İkinci Kitap (Özel Hükümler), Üçüncü Kısım (Topluma Karşı Suçlar), Beşinci Bölüm (Kamu Barışına Karşı Suçlar) başlıkları altında düzenlenmiştir. Bununla beraber “suç örgütü” içerikli düzenlemeler aynı zamanda Türk Ceza Kanununun 78’inci maddesinde soykırım ve insanlığa karşı suçları işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ve Türk Ceza Kanununun 314’üncü maddesinde de silahlı örgüt suçu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu inceleme, konusu itibariyle bu noktada Türk Ceza Kanununun 78’inci ve Türk Ceza Kanununun 314’üncü maddelerine değil Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesine yoğunlaşacaktır.

Bir diğer konu başlığı olan suç için anlaşma suçu ise Türk Ceza Kanununun 316’ncı maddesinde, Türk Ceza Kanunu İkinci Kitap (Özel Hükümler), Dördüncü Kısım (Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler), Beşinci Bölüm (Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar) başlıkları altında düzenlenmiştir.

Suç örgütü kavramını tanımlayabilmemiz için öncelikle suç ve örgüt kavramlarını ayrı ayrı ele almamız gerekir. Bu noktada suçun ne olduğu konusu önem arz etmektedir. Bunun sebebi, suçun ne olduğu bilmeden, derinlemesine anatomik incelemesi yapılmadan ceza hukukunda suçun hangi işle meşgul olduğunun ve aynı minvalde suçlunun kim olduğunun bilinmesinin zor olduğu gerçeğidir[1]. Bunun gerekçesi ise, suçun ceza hukukunun temelini oluşturan kavram olmasıdır[2].

Suç, haksız, kusurlu ve cezalandırılabilir davranışlardır[3]. Suçun yasallık unsuru ilkesi gereği, işlenen suç, yapılan hareket, kanuni tarife uygun olmalıdır[4]. Buna istinaden, Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurmanın suç olduğu açıkça ifade edilmiştir. Suçun maddi ve manevi unsurları açısında baktığımızda da suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunda, genelde, hukuka aykırılık bilinciyle hareket edildiğini ve yapılan hareketler ile varılmak istenen netice arasında nedensellik bağının kolayca kurulabildiğini görmekteyiz.

Suçun tanımından sonra suç örgütü kavramının bir diğer ayağı olan örgütlenmenin tanımını yapabilmek için öncelikle Türk Dil Kurumu’nun tanımından yola çıkmak gerekir. Türk Dil Kurumu, örgütün tanımını “ortak bir amacı veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların veya kişilerin oluşturduğu birlik, teşekkül veya teşkilat.” olarak yapmıştır[5].

Tüm bu tanımlardan yola çıkarsak suç örgütünü ve suç için anlaşmayı, hukuka aykırı, haksız ve karşılığında yasada ceza öngörülmüş hareketleri meydana getirmek bilinciyle hareket eden ve bu hareketleri suçu işlemeye elverişli araçlarla yapan, üç veya daha fazla kişinin bir araya gelerek oluşturduğu teşkilat, olarak tanımlayabiliriz. Yani kısaca suç örgütü, suç işlemek amacıyla anlaşmış ve suça uygun araçları kullanan bir takım insanların bulunduğu bir teşekküldür. Ancak burada muhakkak olarak dikkat edilmesi gereken nokta her örgüt bir organizasyonken, her organizasyonun bir örgüt olmadığıdır[6].

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinde yer alan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu özellikleri itibariyle çok failli bir suçtur. Çünkü örgütlü suçları tek kişiyle işlemek, bu suç tipi bireysel suç olmadığından, mümkün değildir. Zaten Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin birinci fıkrasında “örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir” diyerek çok failli suç açıkça işaret edilmiştir. Bunun yanı sıra Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinde yer alan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu mütemadi ve seçimlik hareketleri içeren bir suçtur. Bu suçun fail ve mağdurları ulusal veya uluslararası vatandaşlığa sahip kişiler olabilir. Bu yüzden fail de mağdur da herkes olabilir.

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinde yer alan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddi unsurları örgüt kurmak, örgüt yönetmek, örgüte üye olmak, örgüt faaliyetleri çerçevesinde suç işlemek, örgüt adına suç işlemek, örgüte yardım etmek ve örgüt propagandası yapmaktır. Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinde yer alan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun manevi unsuru ise kasttır. Çünkü bu suç tipi, taksirle işlenemez bir suç tipidir[7].

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesi, suç işlemek amacıyla örgüt kurmayı düzenleyen kanun maddesidir ve içeriğinde sekiz fıkra barındırmaktadır. Bu fıkralar: “(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar arttırır.

(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.

(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.

(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.

(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.

(8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında arttırılır.” şeklindedir[8].

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin birinci fıkrasına baktığımızda örgütü kuranlar ve yönetenler, örgütün yapısal, sayısal ve araç gereç bakımından elverişli olması halinde, hapis cezası ile cezalandırılırlar. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus kurucu ve yönetici ayrımıdır. Çünkü suç örgütünü kuranlar yönetici olmayabilirler. Aynı şekilde örgütün yönetici kadrosunda bulunanlar söz konusu örgütün kuruluşunda yer almamış olabilirler[9].

Her örgütün, gevşek ya da değil, bir şekilde hiyerarşik yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu noktada Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin ikinci fıkrasına baktığımızda, bu hiyerarşik yapıya ve dolayısıyla suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgütün kadrosuna fiilen dahil olmanın hapis cezası ile cezalandırılacağı hükmolunmuştur.

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin üçüncü fıkrasına baktığımızda, ortaya çıkan suç örgütünün silahlı suç örgütü sıfatı kazanması halinde verilecek olan cezanın belli oranda arttırılacağı belirtilmiştir. Bu maddede ifade edilen örgütün silahlı olması durumundan kasıt, örgüt denildiğinde akla gelen silahlı suç örgütünden farkla söz konusu suç örgütünün silahsız da olabileceği gerçeğidir[10]. Silahlı suç örgütünün ceza almasını düzenleyen bir diğer madde ise Türk Ceza Kanununun 314’üncü maddesidir.

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin dördüncü fıkrasında örgüt üyelerinin,örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suç veya suçlarda iştirak dereceleri kadar, örgüte üye olma suçundan bağımsız olarak ayrıca ceza almaları öngörülmüştür[11]. Bunun gerekçesi ise örgüt kurma, örgütü yönetme ve örgüte üye olma suçlarının ayrıca düzenlenmiş olmasıdır[12].

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin beşinci fıkrasında örgüt yöneticilerinin örgütü yönetme suçundan bağımsız olarak örgütün işlediği suçlardan dolayı fail olarak cezalandırılmaları düzenlenmiştir.

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin altıncı fıkrasında örgüt üyesi olmayanlarında örgüt lehine suç işlemeleri durumunda cezalandırılacakları hükme bağlanmıştır.

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin yedinci fıkrasında örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer almayanlarında örgütün lehine  bilerek ve isteyerek suç işlemeleri durumunda örgüt üyesiymiş gibi cezalandırılacakları belirtilmiştir.

Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin sekizinci fıkrasında örgüt propagandası yapmanın suç olduğu ve bu suçun medya kanalı aracılığıyla işlenmesi halinde cezada arttırım sebebi olacağı öngörülmüştür.

Suç, ceza ve örgüt gibi konuyla alakalı temel kavramları açıkladıktan ve Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin içeriğinden bahsettikten sonra sıra konunun diğer kısmı olan suç için anlaşma suçu, terörün tanımı ve suç için anlaşarak suç örgütü kurmanın Terörle Mücadele Kanunu ile ilişkisini incelemeye gelmiştir.

Suç için anlaşma, Türk Ceza Kanununun 316’ncı maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. İlgili maddenin fıkraları: “(1) Bu Kısmın Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlardan herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişi, maddi olgularla belirlenen bir biçimde anlaşırlarsa, suçların ağırlık derecesine göre, üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Amaçlanan suç işlenmeden veya anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan önce bu ittifaktan çekilenlere ceza verilmez.” şeklinde düzenlenmiştir[13].

Kanun maddesinin ifadesinden açıkça anlaşıldığı üzere “Bu Kısmın Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlar” şeklinde bazı bölümlerin işaret edilmesinin belli bir amacı vardır. Bu amaç, iki veya daha fazla kişinin, yani bir örgütün, elverişli vasıtalarla suçu Türk Ceza Kanunu İkinci Kitap (Özel Hükümler), Dördüncü Kısım (Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler), Dördüncü Bölüm’de (Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar) ve Beşinci Bölüm’de (Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar) yer alan suçlardan birinin Devlete veya Anayasal düzene karşı işlenip işlenmediğinin tespitidir.

Türk Ceza Kanunu İkinci Kitap (Özel Hükümler), Dördüncü Kısım (Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler), Dördüncü Bölüm olan Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar başlığı altında Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (m.302), Düşmanla İşbirliği Yapmak (m.303), Devlete Karşı savaşa tahrik (m.304), Temel milli yararlara karşı hareket (m.305), Yabancı devlet aleyhine asker toplama (m.306), Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma (m.307) ve Düşman devlete maddi ve mali yardım (m.308) suçları düzenlenmiştir. Aynı kısımın Beşinci Bölüm’ünde ise Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar başlığı altında Anayasayı ihlal (m.309), Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı (m.310), Yasama organına karşı suç (m.311), Hükümete karşı suç (m.312), Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan (m.313), Silahlı örgüt (m.314), Silah sağlama (m.315), Suç için anlaşma (m.316) suçları düzenlenmiştir.

Açıkça görülüyorki Türk Ceza Kanununun 316’ncı maddesi ile devletin birliğine, egemenliğine ve bütünlüğüne ve Anayasal düzene karşı işlenecek olan suçlar için kurulacak örgütlerin önüne geçilmek istenmiştir. Burada aranan suç unsuru icra hareketi değildir; anlaşma suçunun gerçeklemiş olması yeterlidir.

Bu maddede anlaşma konusu için farklı bir yol izlenmiştir. Çünkü, anlaşma konusu genelde bu madde dışında kalan suçlarda hazırlık hareketi olarak yorumlanırken, Türk

Ceza Kanununun 316’ncı maddesinde anlaşmanın suçun kendisi olarak düzenlendiği görülmektedir[14].

Terör, toplumun temel düzenini tehdit, baskı, şiddet, yıldırma ve korkutma gibi davranışlarla sarsmayı, mevcut ve meşru sistemi çökertmeyi, kamunun genel sağlığını bozmayı, ekonomik düzeni ve genellikle siyasal düzeni, ülke bütünlüğünü, ulusal birliği ve anayasal düzeni yıkmaya yönelik hareketlerin tamamıdır[15]. Terörle Mücadele Kanununun 1’inci maddesi ise terörü “cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığını bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler taradından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” şeklinde tanımlamıştır[16]. Terör örgütleri, suç örgütlerinin en tipik örneğidir[17]. Bu açıdan terör, gerek yöntemleriyle gerekse amacıyla suçun örgütlü biçiminden ayrılmalıdır[18]. Çünkü terör suçu, adi suçlardan yapısı itibariyle farklı olduğu için ayrılmalı ve terör uzmanlarının başını çektiği profesyoneller tarafından takibi ve mücadelesi yapılmalıdır[19].

Ekonomik çıkar amaçlı suç örgütlerinin ulusal ve uluslararası hukukta neden organize suç örgütü kavramını karşıladığını ve terör amaçlı suç örgütlerinin bu kapsamın biraz dışına itildiğini, günümüz dünyasında kişiler, gruplar ya da devletler arasında eskiden olduğu gibi dini veya siyasi amaçlardan ziyade ekonomik çıkarlar için mücadele edildiği gerçeği göz önüne alındığında irdelemek daha kolay olacaktır.

Terör örgütleri geçmişe nazaran günümüzde, çeşitli sebeplerle, nereye, ne zaman ve kime saldıracağı belli olmayan birer, ulusaldan ziyade, uluslararası tehdit boyutunda hareket eden topluluklar haline gelmişlerdir[20]. Gerçektende bakıldığında terör örgütüyle müzakere veya mücadele edenlerin pek tabii ulusal düzeyde kurumlar olmalarının yanı sıra bunların dışında kalan muhatapların uluslararası kurumlar[21] olduğu görülmektedir. Terör saldırılarının çoğunluğu ulusal nitelikte olsa da bu saldırıların zaman zaman uluslararası tehlike arz ettikleri açıktır.

Terörle Mücadele Kanununun 7’nci maddesi terör örgütleri hakkındaki düzenlemeyi göstermektedir. Bu madde: (1) Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1’inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanunu’nun 314’üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.

(2) Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın veya yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında arttırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlarda bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:

a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması

b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;

1.     Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,

2.     Slogan atılması,

3.     Ses cihazları ile yayın yapılması,

4.     Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.

(3) İkinci fıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf, siyasi parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde işlenmesi halinde bu fıkradaki cezanın iki katı hükmolunur.

(4) Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına;

a)    İkinci fıkrada tanımlanan suçu,

b)    6’ncı maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan suçu,

c)     6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28’inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu,

işleyenler hakkında, 5237 sayılı Kanunun 220’nci maddesinin altıncı fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez.” şeklindedir[22].

Terörle Mücadele Kanununun 7’nci maddesinin birinci fıkrasında söz konusu bir takım davranışları sergileyenlerin Türk Ceza Kanununun 314’üncü maddesine göre cezalandırılacakları ifade edilmiştir. Terörle Mücadele Kanununun 7’nci maddesinin ikinci fıkrası ise bu yöntemleri öven veya meşru gösterenlerin ya da bu yöntemlerin propagandasını yapanların cezalandırılacağı hükmolunmuştur. Bu propaganda veya övmenin basın veya yayın yolu ile yapılması cezada arttırım sebebi sayılmıştır. Yine aynı fıkra, bu basın ve yayın organlarının suça iştiraki olmayan yayın sorumluları hakkında da adli para cezası düzenlemesi yapılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34’üncü maddesinden gelen Anayasal hakkın kullanılması noktasında herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir denilerek Anayasal bu hakkın kullanılması belli şartlara bağlanmıştır. Terörle Mücadele Kanununun

7’nci maddesinde de bu şartlar düzenlenmiştir. Buna göre terör örgütü propagandası yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yüzün, kimliğin gizlenmesi amacıyla kapatılması, terör örgütünün ambleminin, resminin veya işaretlerinin asılması ya da taşınması, terör örgütü lehine slogan atılması, ses cihazları ile yayın yapılması ve terör örgütüne ait üniformaların giyilmesi gibi eylemlerin terör örgütü lehine propaganda veya terör örgütünü övme veya meşru gösterme olarak algılanacağı ve cezalandırılacağı ifade edilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise dernek, vakıf, parti veya meslek kuruluşlarına ait yerlerde veya öğretim kurumlarında veya yurtlarda bu suçların işlenmesi halinde verilecek cezanın iki kat oranında arttırılacağı belirtilmiştir.

Terörle Mücadele Kanununun 7’nci maddesinin dördüncü ve son fıkrasında ise ikinci fıkrada tanımlanan suçun yanı sıra Terörle Mücadele Kanununun 6’ncı maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan suç ile 06.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun  28’inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna aykırı şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunun işlemesi halinde işleyenler hakkında Türk Ceza Kanununun 220’nci maddesinin altıncı fıkrasında tanımlanan örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemenin cezalandırılmasının ayrıca uygulanmayacağı hükmolunmuştur.

Terörle Mücadele Kanununun 3’üncü maddesinde sayılı bir çok suçun içerisinde Türk Ceza Kanununun 316’ncı maddesi de yer almaktadır. Terörle Mücadele Kanununun 3’üncü maddesine göre Türk Ceza Kanununun 316’ncı maddesi (Suç İçin Anlaşma Suçu) terör suçudur.

Terörün ne olduğu tanımından yola çıkıldığında, terör örgütlerinin yöntemleri arasında tehdit, baskı, şiddet, yıldırma ve korkutma gibi bazı davranışların olduğunu görüyoruz. Bu noktada terör örgütlerinin söz konusu davranışları icra ederek devlete karşı güveni sarsmayı, mevcut ve meşru sistemi çökertmeyi, kamunun genel sağlığını, ülke bütünlüğünü ve ulusal birliği bozmayı, ekonomik, siyasal ve anayasal düzeni yıkmayı amaçladıkları aşikardır. İşte bu sebeple ekonomik çıkar amaçlı örgütlerin dışında kalan ve örgütlü suçları terör eylemleri ile işleyen suç işleme amaçlı yapıların elde etmeye çalıştıkları kazançların siyasi olduklarını söyleyebiliriz[23].

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile beraber suç için anlaşma suçunun Terörle Mücadele Kanunu ile ilişkisi bu örgütlerin Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliğine, egemenliğine ve Anayasal düzene yönelecek hareketlerle alakalıdır.

Terör örgütleri, örgütlü suçluluğun en bilinen örnekleridir[24]. Suç örgütleri ile terör örgütleri arasındaki önemli farklardan biri de kamuoyuna karşı takındıkları tavırla alakalıdır[25]. Suç için anlaşan ve örgüt olarak faaliyet gösteren yapılar kendilerini gizleme yoluna giderlerken terör örgütleri varlıklarını alenen sergilerler. Suç örgütleri için gizlilik esasken terör örgütleri yaptıkları ideolojik eylemleri haklılıklarını ispat amacıyla gizlemezler[26]. Gerçekleştirilen terör eylemlerinin belli bazı örgütler tarafında sıklıkla ve basın ve yayın yoluyla üstlenilmesi bu yüzdendir.

---------------------------------
[1] Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, C:I, Altıncı Bası, İstanbul, 1976, s. 322.
[2] Kavlak, Cihan, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, 2. Baskı, İzmir, 2013, s. 23.
[3] Centel/Zafer/Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 8. Bası, İstanbul, 2014, s. 197.
[4] Dönmezer/Erman, a.g.e., s. 386.
[5] Şen, Ersan, Suç Örgütü, 1. Baskı, İstanbul, 2013, s. 5.
[6] Kavlak, a.g.e., s.195.
[7] Kavlak, a.g.e., s.411.
[8] TURKCEMER, Gazi Üniversitesi, Türk Ceza Hukuku Mevzuatı C:I (Kanunlar), 12. Baskı, Ankara, 2014, s. 442.
[9] Yenidünya, A. Caner/İçer, Zafer, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma (TCK. m.220, 221), Birinci Baskı, İstanbul, 2014, s. 33.
[10] Örneğin: Ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü.
[11] Yenidünya/İçer, a.g.e., s. 40.
[12] Yenidünya/İçer, a.g.e., s. 40.
[13] TURKCEMER, Gazi Üniversitesi, a.g.e., s. 573.
[14] TURKCEMER, Gazi Üniversitesi, a.g.e., s. 574.
[15] Kavlak, a.g.e., s. 195.
[16] TURKCEMER, Gazi Üniversitesi, a.g.e., s. 894.
[17] Kavlak, a.g.e., s. 195.
[18] Kavlak, a.g.e., s. 195.
[19] Kavlak, a.g.e., s. 196.
[20] Kavlak, a.g.e., s. 199.
[21] Örneğin: Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (terör finansmanı konusunda).
[22] TURKCEMER, Gazi Üniversitesi, a.g.e., s. 896.
[23] Kavlak, a.g.e., s. 204.
[24] Kavlak, a.g.e., s. 294.
[25] Kavlak, a.g.e., s. 206.
[26] Kavlak, a.g.e., s. 206.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.