Sulh Ceza Hâkimlikleri kurulduğu günden beri tartışılıyor ama bu konuda hem polislerin müracaatını hem de CHP’nin başvurusunu Anayasa Mahkemesi reddetti. Sulh Ceza Hâkimliklerini Anayasa’ya aykırı bulmadı.

Anayasa Mahkemesi’nin maalesef Türkiye’de olumsuz bir sicili var. Üyeleri, askeri vesayetin önünde boyun eğmişti. Herkes, Anayasa Mahkemesi’nde görev yapanların, 12 Eylül’de Evren’i tebrik kuyruğuna girdiğini gösteren fotoğrafları hatırlıyor. 28 Şubat’ta da yüksek yargı üyelerinin pek çoğu, askerlerin düzenlediği brifinglere katılmış, “irtica” tarifini Türk Silahlı Kuvvetleri’nden öğrenmişti. Komutanların referansı Kırmızı Kitap’tı. Oysa hâkimin referansının Anayasa ve kanunlar olması gerekiyordu.

Şimdi farklı bir iradenin esiri olmuşa benziyorlar. Aksi takdirde Sulh Ceza Hâkimlikleri’ni, Anayasa’ya uygun olarak değerlendirmek mümkün değil. Tabii aralarında kendilerini yasayla bağlı görenler de var. Gazetelere ret gerekçeleri ve karşı oy yazıları yansıdı. Mesela Alparslan Altan, Anayasa Mahkemesi’nin kararına muhalif kalmış. Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın beyan ve tutumunu da karşı oy yazısında eleştiriyor. Şöyle diyor: “Resmi makamlar açıklamalarında, kişileri suçluymuş gibi göstermekten kaçınmalıdır. Başbakan’ın, ‘3 bine yakın kişiyi dinlemişler; 3 yıl dinlemişler. Düşünün beni dinlemişler; CHP’yi, MHP’yi dinlemişler. Bu işi Sulh Ceza Hâkimleri götürecek. Bugüne kadar toplanan tüm deliller, paralel yapı olgusunu şayiadan vakıaya dönüştürdü’ yönündeki beyanlarının, yargılama görevi yüklenen makamları etkileme olasılığı gözardı edilemez. Zira Başbakan, Yürütme’nin en etkili icra yetkisine sahiptir. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olmadığı halde, kimseyi açıkça veya ima yoluyla suçlu gösteremez. Başvurucular, adil yargılama konusundaki taleplerinde haklıdır.”

Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan da önemli noktalara parmak basıyor: “Doğal hâkim ilkesine aykırı şekilde kurulan yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olamayacakları açıktır. Zira politik kurumların, yargıya müdahale etmek ve onu yönlendirmek amacıyla, doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurdukları yargı mercilerinin, kendilerini kuran irade doğrultusunda karar alacakları, en azından yargılanan şahıslarda ve toplumda bu yönde güçlü bir görünüm bırakacağı kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla suçun işlendiği tarihten sonra kurulan mahkemeler, yargılanan kişide, kendisini cezalandırmak üzere kurulduğu ve bu yüzden tarafsız olmadığı yönünde haklı bir şüphe oluşturabilir.” 
Erdal Tercan ve Alparslan Altan’ın karşı oy yazılarını okuyunca, “Türkiye’de hâkimler var” diyor insan. Tayyip Erdoğan’ın, “paralel yapı ile ilgili adli işlemler yapılacağını” açıklarken sarf ettiği bir cümle, Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin maşa olarak kurulduğunun da açık delili. Ne diyordu Erdoğan: “Biz yılmadan, asla boyun eğmeden ve geri adım atmadan bu çetenin üzerine gidecek bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak…” İşte o proje, Sulh Ceza Hâkimlikleri’ydi!!!

***

27 Mayıs darbesinden sonra, Yassıada’da bir mahkeme kuruldu. Yargılanan sanıklar, Maurice Garçon isimli, uluslararası camiada itibar sahibi bir hukukçudan mütalâa almışlardı. Maurice Garçon, doğal hâkim ilkesini hatırlatıyor ve olağanüstü bir mahkeme kurmaktaki amacın, doğal hâkimlere yaptırılamayacak işlemlerin bu mahkeme üyeleri tarafından gerçekleştirilmesi olduğunu belirtiyordu.

Sene 1960… Sene 2015… Ve Türkiye hâlâ hukuk devleti ilkesine ters düşen, Anayasa’yı ihlal eden uygulamalardan medet umuyor.

CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, Sulh Ceza Hâkimlikleri’nin kaldırılması için TBMM’ye bir teklif verdi. Hem CHP’nin hem de MHP’nin vaadi var. Tek bir milletvekilinin teklif vermesi bir şey ifade etmez. O teklife CHP, parti olarak sahip çıkmalı, MHP’nin de desteğini alarak, Sulh Ceza Hâkimlikleri’ni kaldırmalı. Kaç kişi aylardır cezaevinde. İddianameleri bir türlü yazılmıyor. Kovuşturma safhasına geçilmediği için, kendilerini yargılayacak mahkemeye “Tutuklama kalksın” diye müracaat da edemiyorlar. Esaretleri sürüyor.

Hattat Koyu ve helikopter

Cuma günü Bodrum’da, “Hattat Koyu” diye anılan bir koyda misafirdim. Hattat Koyu denilmesinin sebebi, orada Hattat ailesine ait bir evin bulunması. Ama tabii ki, bütün koyun sahibi –öyle davransalar bile- Hattat’lar değil. Teknemizi karaya bağlamış, güneşleniyorduk ki, 50 metre uzunluğunda bir motor yat geldi. Kaptanı, bütün tekneleri tek tek dolaştı ve onları uyardı. Günü birlik vatandaşı gezdiren halk tipi tekneler koydan ayrılmaya başladı. Şaşkınlıkla gelişmeleri izliyordum. Acaba kaptan onlara ne diyor ki çekip gidiyorlardı? Sıra bize geldi. “Mehmet Hattat’ın helikopteri inecek, buradan gidin” dedi. Sanırsınız ki bütün denizin sahibi Hattat ailesi. “Hiçbir yere gitmeyiz” cevabını verdik. Kısa bir süre sonra, bir helikopter, bağlandığımız yere büyük bir gürültüyle indi; toz, toprak, ağaçlar rüzgârdan sallanıyor; deniz kirlendi… Tabii bizim gulet de toz içinde kaldı. Hepimiz içerilere kaçıştık. Hiçbir özür yok. Yolcuları boşaltan helikopter uzaklaştı. Aradan 1 saat geçti. Denizde yüzen var mı, yok mu, insanlar yemek mi yiyor bunlara bile dikkat etmeden yeniden helikopter aynı araziye indi. Oysa denize sıfır yerler kamuya açık; deniz de herkese ait. Helikopterin burayı pist olarak kullanmaya hakkı yok. Yeni yolcular getirdi; diğerlerini aldı götürdü. Tamamen yasa dışı ve saygısız bir uygulama.

Mehmet Hattat’ın daha özenli davranacağını tahmin ediyorum. Belki emri veren çocuklarıdır. Daha sonra, aynı helikopter benim Güvercinlik koyundaki evimin üzerinde taciz uçuşları yaptı; bütün çevreyi rahatsız etti.

Buradan Bodrum Belediyesi’ne ve Sahil Güvenlik’e suç duyurusunda bulunuyorum. Hattat ailesi, helikopter pistini kendi arazisi içine yapabilir. Ama denize sıfır bir nokta, -teknelerin de o koya günübirlik gelip, vatandaşın denizde yüzdüğü hesap edilirse- buna hakları olmadığı aşikâr. Hele, çok sayıda insanın yararlandığı halk tipi tekneleri korkutarak, sindirerek kaçırmaları kabul edilebilir bir durum değil.

Mehmet Hattat’ı saygın bir işadamı olarak tanıyorum. Sindirme, korkutma ve taciz eylemleri, bir işadamından ziyade mafyaya yakışır.

Açıklama

Titanik Otelleri’nin sahibi Mehmet Aygün aradı. Güvercinlik Koyu’ndaki otel inşaatını, Güvercinlik AŞ’nin ortakları Haluk Çınar ve Hamza Balcı’nın yaptığını söyledi. O arazi daha önce 1996 yılında, İbrahim Yazıcı’ya tahsis edilmiş; oğlu Serkan Yazıcı, Haluk Çınar ve Hamza Balcı’ya satmışlar. Titanik AŞ, sadece işletme hakkını almış ve inşaatla hiçbir ilgisi yokmuş.

Failleri böylece bulmuş oluyoruz. Güvercinlik’teki ağaçları kesen, Haluk Çınar ile Hamza Balcı. Acaba, kimle nasıl bir ilişki kurdular ve ormanın içinde bu inşaatı yapabildiler? Cevval bir gazeteci, Orman Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı ile ilişkileri mercek altına almalı.

Aydınlanma süreci 

AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar da “Seçimlerden sonra aydınlananlar” grubuna dahil oldu. “Paralelle mücadele denilen sürecin sulandırıldığını” söylemek bir yana, başka eleştirileri de var. İşte Beyaz TV’deki sözlerinden alıntılar:

* Paralel yapı ile mücadele sulandırıldı.

* AK Parti içerisinde Cemaat’le bulaşığı olmayan çok az adam var.

* Ben şimdi devlet memuru olsam bitmiştim. Çocuğum 2 sene onların okullarında okudu. Çocuğum okudu diye, çoktan beni tasfiye etmişlerdi.

* Vatandaş “KCK'lıları, Ergenekon ve Balyozcular’ı saldınız, tek suçlu bunlar mı” diyor?

* Vesayetin, derin devletin adamları bizim için itibarlı hale geldi.

* Emekli askerlerin, Emniyetçiler’in yazdığı kitaplar 'paralelle mücadele'
değil; çoğu Ergenekon ve Balyoz'u temizleme operasyonu.

*28 Şubat’ın failleri nerede? Onlar hesap vermedi! Onlar da mı paralel yapıydı yani?

***

7 Haziran’dan sonra, herkese vahiy inmiş gibi… Doğru şeyler söylemeye başladılar. Ama onlar doğru konuştukça, bu defa AK Parti’nin tetikçilerinin hedefi haline geliyorlar. Bize de, bu kavgayı gülümseyerek seyretmek düşüyor.

(Nazlı Ilıcak / Bugün Gazetesi)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.