26.10.2015 tarihinde Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu ve Yrd. Doç. Dr. Sevi Bakım tarafından düzenlenen Ceza Muhakemesi Hukuku’nun Güncel Sorunları isimli panele dinleyici olarak katıldım. Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Koçak’ın ve Okan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şule Kut’un açılış konuşmasıyla başlayan panelde Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Feridun Yenisey, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Nuhoğlu, Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu, Av. Prof. Dr. Ersan Şen, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Önok, Mef Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Güçlü Akyürek ve Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Sevi Bakım konuşmacı olarak yer aldılar.

Panelin 1. oturumu sabah saatlerinde gerçekleşti. Prof. Dr. Feridun Yenisey’in başkanlığında başlayan 1. oturumda Yrd. Doç. Dr. Murat Önok, Sulh Ceza Hakimliklerinden bahsederken, Yrd. Doç. Dr. Güçlü Akyürek, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler üzerine konuştu. Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu ise İç Güvenlik Paketiyle Mülki Amirlere Tanınan Yetkiler ve Cumhuriyet Savcılarının Konumu hakkında konuşma yaptı.

Panelin 1. oturumunda konuşmalar sona erdikten sonra soru ve tartışma bölümünde Yrd. Doç. Dr. Murat Önok’a ve Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu’na şu soruları yönettim:

- (Yrd. Doç. Dr. Murat Önok’a hitaben) Sulh Ceza Hakimliklerinin temel hak ve hürriyetleri sınırlayabilme yetkisini Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının  13. maddesine dayandırdıkları düşünüldüğünde ilgili maddenin 1. fıkrasında yer alana kamu düzeni, genel asayiş, kamu yararı başlıklarına sığınarak yayın yasaklarının meşru hale getirildiğini kabul etsek bile aynı maddenin 2. fıkrasında yer alan “temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz” düzenlemesi açısından yayın yasakları Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesinin 2. fıkrasının ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 22. maddesinin ihlali değil midir? Ayrıca kanun koyucu haberleşme özgürlüğünü kısıtlama amacıyla hareket ederken yazılı ve görsel basını kast ettiği açıktır. bu kısıtlama içerisine anlık verilerin paylaşıldığı sosyal medya dahil midir? Böyle bir genişletici yorum yapmak gerekli midir? Bu yorumu yapmak ne kadar doğrudur?

- (Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu’na hitaben) Hukuk devletinde suçlar ve cezalar yasada gösterilir ve burada sayılan emir ve yasaklar ihlal edildiğinde ihlal edenler suçta ve yasada kanunilik ilkesi gereğince cezalandırılır. “Ankaradaki patlamada 100 kişi öldü.” şeklinde sosyal medyada paylaşımda bulunulması ceza soruşturmasının gizliliğini düzenleyen Ceza Muhakemeleri Kanununun 153. maddesinin 2. fıkrasının ve 157. maddesini ihlal midir?
Tabii ki burada yazıya devam etmeden önce bazı noktaların açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Sayın Prof. Dr. Feridun Yenisey hocam soruları sorarken hızlı olmam manasında gözlerimin içine baktığı ve soruların bir hayli uzun olması dolayısıyla hızlı sorulması gerekliliği yüzünden sorulan sorular, tarafımdan, tam olarak, “hukukçu ağzıyla” sorulamadı. Ancak yine de gerekli hukuk jargonunu yakaladığımı düşünüyorum.

Sayın hocalarım elbette ki bu sorulara gereken cevapları verdiler ancak sorduğum bu sorulara bir de ben, kendi üslubumla cevap vermek istedim. Yani kısacası bu yazıda yukarıda sorduğum soruları cevaplayacağım.
Türk Ceza Hukuku açısından Genel Mahkemeler başlığı altında üç çeşit mahkeme bulunur. Bu mahkemeler, Asliye Ceza Mahkemesi, Sulh Ceza Mahkemesi ve Ağır Ceza Mahkemesidir.

Ağır Ceza Mahkemesi, en basit haliyle ağır cezayı gerektiren davalara bakar. Sulh Ceza Mahkemesinin hangi konularda görev yapacağı ise kanunla gösterilmiştir. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 10. maddesinde bu görevler belirtilmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi ise Sulh Ceza Mahkemesinin ve Ağır Ceza Mahkemesinin görevleri dışında kalan işlere bakar.

Tabii burada sorduğum soru ile ilgili bir öz eleştiri de yapmam lazım. Çünkü görüldüğü üzere benim referans aldığım Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 2001 tarih Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunla değişik Anayasa idi.

2001 tarih ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunla değişik Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesi şöyle idi:

“Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğinin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.

Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir”.

Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin güncel Anayasasının 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Burada görüldüğü üzere 2001 tarih ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunla değişik Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesine nazaran mevcut Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesinde, benim de soruda yönelttiğim bazı kısımları içeren sınırlama sebeplerini içerikten çıkartılmıştır. Yine aynı şekilde soruda yönelttiğim sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamayacağı sözleri içerikten kaldırılmıştır.

Bu durumda kanun koyucu, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunmadan, yalnızca Anayasada belirtilen sebeplere bağlı kalarak ve kanun aracılığıyla; Anayasanın sözüne, ruhuna ve demokratik toplum düzenine ve Cumhuriyetin gereklerine aykırı olmayacak şekilde ölçülülük ilkesine uyarak sınırlama yapabileceğini belirtmiştir.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanabilmesi noktasında dikkat edilmesi gereken önemli husus kanun koyucunun bu işin önemli bir noktası olan sınırlama sebeplerini ve bu sınırlamaların da öngörüldükleri amaç dışında kullanılamayacağı ibarelerini kaldırarak, bu sınırlamanın kanun aracılığıyla yapılacağı garantisini bize vererek zaten sürekli gündemde olan ve dolayısıyla devamlı tartışılan bu konuda bir değişiklik yapmıştır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus kanun koyucunun iktidar olduğudur. Yani kanun koyucu, kanun koyucudur. Adı üzerindedir. Zaten iktidara sahip olduğu için istediği kanunu istediği şekilde çıkartabilir, kanun çıkartmasına yetecek çoğunluğa sahip olduğu için bunda bir engel yoktur. O yüzden burada kanuna dayandırma ifadesi ile kime, neyin garantisi verilmektedir? Meşrulaştırılmak istenen nedir? İktidarın, temel hak ve özgürlükleri sınırlamak istediği bir konuyla ilgili kanun çıkartarak bu sınırlamayı meşru hale getirmesinin önünde bir engel var mıdır?

Sulh Ceza Hakimlikleri, yayın yasakları konusunda Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesine dayanarak uygulama yoluna gitmektedirler. Ancak bu uygulama kanunilik ilkesine aykırıdır; çünkü bu uygulamanın kanuni dayanağı yoktur. Herhangi bir kanunda yayın yasağıyla ilgili bir ibare bulunmamaktadır. Yasal dayanak olarak sayılabilecek iki kanun maddesi Ceza Muhakemeleri Kanununun 157. maddesi olan Soruşturmanın Gizliliği  ile ilgili madde ve diğeri ise Türk Ceza Kanununun 285. maddesi olan Gizliliğin İhlali suç olarak düzenleyen kanun maddesidir.

Kanuni dayanağı olmayan bu yasaklar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 22. maddesine aykırıdır. Ayrıca bu uygulama o kadar yaygınlaşmaya başlamıştır ki dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun soru önergesine verdiği yanıtta 2010-2014 yılları arasında 149 yayın yasağı kararının alındığını açıklaması[1], kanuni dayanağı olmayan bu uygulamanın ne kadar normalleşmeye başladığını açıkça ortaya koymaktadır.

Kanun koyucu haberleşme özgürlüğünü kısıtlama amacıyla hareket ederken yazılı ve görsel basın dışında sosyal medyayı kastetmediği ancak yorumu yapan kişilerin genişletici yorum ile, günümüz teknoloji dünyasında, haberin en hızlı yayıldığı ortam olan sosyal medyayı da bu kapsama sokması yerindedir.

Ceza Muhakemeleri Kanununun 153. maddesinin ikinci fıkrası Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi başlığı altında “Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir” derken Ceza Muhakemeleri Kanununun 157. maddesi ise Soruşturmanın Gizliliği başlığı altında “Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.“ demektedir.

Bu noktada sözü bir kez daha tekrarlamakta fayda var: “Ankaradaki patlamada 100 kişi öldü.”

Bu cümlenin bilgi paylaşımı amaçlı kurulduğu açıktır. Bu gerekçe ile mevcut cümleyi kuran kişinin soruşturma gizliliğini ihlale yeltenmediği düşünülmelidir. Sonuç olarak o anda orada bulunan bir kişinin bu tarz bir bilgiyi paylaşması soruşturmanın gizliliğini ihlal değildir. Aynı şekilde mevcut cümleyi okuyan bir kişi de soruşturmanın amacını tehlikeye düşürme niyetinde olmadığı varsayılırsa bunu okuyarak ve akabinde sosyal medyada paylaşarak soruşturmanın gizliliğini ihlal etmiş olmadığından yayın yasağını ihlal nedeniyle hakkında takibat yapılmamalıdır.

-----------------
[1] bkz: http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/11/141127_yayin_yasaklari
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.