Soru: Sanık ve müşteki sayısının çokluğu, duruşma salonun fiziki durumu ve iş yoğunluğu nedenleriyle duruşmanın bir günde yapılamayacağı anlaşıldığından, sanık sorgularının yapılması ile müşteki beyanlarının ardışık günlerde veya farklı tarihlerde alınmasına karar verildiğinde, dürüst yargılanma hakkı ihlal edilmiş olur mu?

Cevap: Bu yöntem, maalesef kalabalık davalarda uygulanmaktadır. Gerekçesi ne oluşa olsun bu yöntemi benimsemediğimizi ifade etmek isteriz. CMK m.190/1 ve m.191 uyarınca tüm sanıkların aynı duruşma günü kimlik tespitleri yapılıp sorgularına başlanmalı, “yüzyüzelik” ilkesi korunmalı, ardından müştekilerin beyanları ve davaya katılma talepleri alınmalı, hatta müştekilerin ve avukatlarının sanıklara soru sormalarında henüz davada taraf olmadıkları için sorun çıkarsa bu konu CMK m.237’ye göre o an çözülmeli ve tüm bunlar fiziki şartların elverişli olduğu ve duruşmanın sağlıklı yürütülebileceği bir salonda halka açık olarak gerçekleştirilmelidir.

CMK m.203’e göre duruşmanın disiplininin mahkeme başkanında veya hakiminde olması ona; duruşmanın sözlülüğünü, doğrudan doğruyalığını ve yüzyüzeliğini engelleme yetkisi vermez. Bunun engellenebileceği sınırlı haller; gizli tanıkların dinlenmesi, sanık huzurunda maddi hakikati söylemekten kaçınma ihtimali bulunan tanığın ifadesinin alınması, genel ahlakın veya kamu güvenliğinin zorunlu kılması veya çocuğun yargılanmasından ibarettir.
Bunun dışında, CMK m.191/1’e göre bir defada bitmeyen duruşma için sıralı celseler tayin edilebilir, ancak tarafların duruşma salonunda hazır bulunmaları engellenemez. Çünkü duruşmanın yapılacağı salonda kovuşturma aleni yapılmalı, adaletin tecelli edeceği herkese gösterilmeli ve duruşma salonu bu amaca göre hazırlanmalıdır. Hiçbir amaç ve gerekçe, maddi hakikate ve adalete ulaşmanın üstünde görülemez.

Maddi hakikate ve adalete ulaşma konusunda kısıtlama değil, bunun aksine dürüst yargılanma hakkının korunması adına herkesin belirlenen günde ve aynı anda duruşma salonunda duruşma salonun da hazır bulunması öngörülüp hedeflenmelidir. Mahkeme başkanı veya hakimi, sanık ve müşteki tarafların çokluğunu dikkate almak suretiyle elverişli bir duruşma salonunun temini için başsavcılığa başvurmalı, gerekirse bu konuda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu veya Adalet Bakanlığı’ndan yardım istenebilir.

Belirtmeliyiz ki, öncelikle iddianamenin tüm sanıkların yüzüne karşı ve aynı anda “Duruşmanın Başlaması” başlıklı CMK m.191’e göre okunması zorunluluğu vardır. Bu hüküm; Kanunla zorunlu kılınmış bir merasim, savunma hakkını gözeten ve “suçluyorum/itham ediyorum” metninin iddia makamı tarafından veya adına duruşma salonunda bulunanlara ve halka okunması ve böylece kovuşturmaya alenilik kazandırılması anlamını taşımaktadır.

Özetle; CMK m.191'de, duruşmanın başlayabilmesi için tüm sanıkların, müdafiilerin, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmediklerinin tespiti ile beraber iddianamenin kabul kararı herkesin yüzüne okunacak, tanıklar duruşma salonunun dışına çıkarılacak ve duruşmada sırası ile sanıkların kimlik tespiti yapılarak, "yüzyüzelik" ilkesi gereğince iddianame tüm sanıkların yüzüne karşı okunup, sanıklara hakları bildirilmek suretiyle sorguya başlanacaktır. Bu noktada, mahkeme sanıkları ayıramaz. Sanığın gelmemesi halleri, CMK m.193, 195 ve 196'da düzenlenmiştir. Ancak bu haller istisnaidir. Asıl kural, tüm sanıkların yargılamanın yapılacağı duruşma salonunda hazır bulundurulmalarıdır. Davanın tüm sanıkları, sorgu ve çapraz sorgunun gereği gibi yapılması amacıyla da duruşmada hazır edilmelidirler (CMK m.191/3-d ve m.201).

Duruşma salonuna getirilemeyen, gelmeyen veya getirilmeyen sanığın SEGBİS olarak adlandırılan görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle aynı anda sorgusunun yapılabilmesi halinde, eş zamanlılık, yani tüm sanıkların aynı zamanda duruşma salonunda hazır edilmesi kuralına uyulmuş olur mu? Kanaatimizce kural, birkaç istisna hariç tüm sanıkların duruşma salonunda, yani yargılamaya yapacak mahkemenin huzurunda hazır edilmeleridir. Bu kural, aleni ve doğrudan temas, yani görgü ve iletişim kurma yolunun kullanılması suretiyle maddi hakikate ve adalete ulaşmanın olmazsa olmazıdır. Hem mahkeme, hem de iddia ve savunma makamları, huzurda gördükleri sanıklar hakkında daha iyi ve isabetli değerlendirme yapabilirler. Ancak CMK m.196/4’e göre; SEGBİS ile sorgu mümkünse ve mahkemece sorguda bu yöntemin kullanılması tercih edilmişse, bu durumda da “sanığın duruşmada hazır edilmesi” kuralına uyulmuş olacaktır.

Yargıtay; tartışma konumuzla ilgili olmasa da iddianamenin duruşmada sanığın yüzüne karşı okunması ile ilgili kurala uyulmamasının, belirli şartlar altında bozma nedeni olarak görmemiştir. Aşağıda ilgili kısmına yer verdiğimiz bu karar oyçokluğu ile verilmiştir. Belirtmeliyiz ki bu karar, duruşmanın tüm taraflarını ve özellikle duruşmaya getirilmeleri gereken sanıkların aynı anda duruşma salonunda hazır bulundurulmamalarına ilişkin bir değerlendirmeyi kapsamamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 17.12.2013 gün, 2012/9-1467 E., 2013/610 K. sayılı kararına göre;
“İddianamenin kanuna ve usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edilmesi, duruşmada da kanuni haklarının hatırlatılması, sanığın aşamalarda iddianamede anlatılan olay ve yöneltilen suç doğrultusunda savunma yapması, isnat edilen suçu kabul etmesi ve ne kovuşturma, ne de temyiz aşamasında suçlama ile ilgili olarak yeterince bilgilendirilmediği için etkili savunma yapamadığı yönünde bir iddiasının olmaması karşısında, savunma hakkının sınırlandığından söz edilemeyecektir.

Sanığın savunmasının alındığı oturumda kendisine iddianame okunmaması suretiyle CMK'nın 191/3. maddesine aykırı davranılmış ise de, sanığın sorgusuna geçilmeden önce 147. maddedeki tüm kanuni haklan konusunda bilgilendirilmiş olması ve tüm yargılama boyunca sanığın kendisini yeterince savunma imkanının sağlanması karşısında, sözkonusu usul hükmüne uyulmaması, hükmün esasına tesir eder nitelikte bir aykırılık olmayıp, mutlak bozma nedenleri arasında da sayılmadığından bozma nedeni yapılmamalıdır”.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi S. Bakıcı’ya göre;
“1- Adil yargılama, davanın sadece erken sonuçlandırılması olmayıp sanık ve katılanın tüm haklarını tamamen ve en iyi şekilde kullandıkları, yargılamaya esas olan ilkelere uyulan ve en az giderle en çabuk bitirilen yargılamadır. Davanın uzadığından bahisle savunma hakkı kısıtlanamaz, engellenemez.

Yasa koyucu, CMK'nın 176/1, 4. maddesinde iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğinin ve savunmasını hazırlamak üzere tebliğ ile sorgusu arasında bir haftalık sürenin geçmesini aramıştır. Bu hükümle yetinmemiş, 15 madde sonra iddianamenin duruşmada okunması gerektiğini kabul etmiştir.

Yasa koyucunun yeterli görmediği iddianamenin tebliği ile yetinilmesi, yasanın amacına aykırı olup savunma hakkını kısıtlamaktadır.

2- İddianame, dava açan belge olup CMK'nın 170. maddesindeki unsurları taşıması gerekir. Bu unsurları taşımayan iddianameler kabul edilerek yargılamaya başlandığında; okunmayan, anlatılmayan bu eksiklikleri sanık bilmemekte, kendini savunamamaktadır. Tebliğ edilen iddianame 170. maddedeki unsurları taşımadığında sanığın yüklenen suçu öğrendiği kabul olunamaz. Çoğu zaman iddianamelerde deliller gösterilmemekte, olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilmemekte, sanık lehine olan hususlar belirtilmemektedir. Yüklenen suça ilişkin delillerin ne olduğunu, delillerin olaylarla ne şekilde bağlantısı bulunduğunu, lehine ve aleyhine olan hususların nelerden ibaret olduğunu, 170/6. madde uyarınca ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangisine hükmedilmesinin istendiğini bilmeyen sanığın, savunmasını yaptığı söylenemez.

 3- CMK'nın 193/3-c maddesine göre, iddianamenin okunup yüklenen suçun, uygulanması istenen maddelerin açıklanmasından sonra yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu ve 147. maddedeki hakları açıklanacaktır. İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunup suçu anlatılmadan, haklarından bahsedilmesi, amaca hizmet etmeyen, usulen yapılan soyut bir bildirim olacaktır.

4- İddianame veya yerine geçen belge okunmadan, suçu anlatılmadan CMK'nın 191/3-d maddesi uyarınca açıklamaya hazır olduğunu bildiren sanığın bu beyanı, bir şekilden ibaret olup amaca hizmet etmemektedir.

5- CMK'nın 191/3-b maddesinde okunur, alınır, bildirilir, yapılır ibareleri kullanılmış olup bu hükümler emredici niteliktedir. Vazgeçilemez, iddianamenin okunmasının faydası olmadığı ileri sürülemez, iddianame tebliğ edilmekle bu hususa ihtiyaç kalmadığı söylenemez.

6- Yargılamada sözlülük ilkesi dünya ülkelerince kabul edilmiştir. Bu ilke gereğince dosyadaki belgeler sanığa okunacak, tartışılacak ve CMK'nın 217. maddesi gözetilerek karar verilecektir. Dava açan belge olan iddianame veya yerine geçen belgenin de okunması, anlayabileceği cümlelerle sanığa suçunun anlatılması gerekir. Suçun, delillerin açıklanması adil yargılamanın ve sözlülük ilkesinin gereğidir.

Duruşmada iddianame okunmayacaksa, sanığın duruşmaya gelmesine gerek yoktur. Mahkemeye bir mektup yazarak savunmasını yapabilir. İddianamenin tebliği yetiyorsa, mektupla cevap verilmesi de yeterli olacaktır. Sanığın duruşmaya gelmesine gerek yoktur.

Halbuki yüze karşılık, sözlülük ilkeleri gereğince sanıkların duruşmaya gelmeleri, iddianın anlatılıp sorgusunun yapılması gerekir.

İddianame yerine geçen belge duruşmada okunmadan yargılamaya geçilemez. Aksi halde savunma hakkı kısıtlanacağı, CMK'nın emredici olan 191/3-b maddesine aykırı davranılacağı gibi sözlülük ilkesi de ihlal edilmiş olacaktır.

7- CMK'nın 308. maddesinde sayılan mutlak hukuka aykırılık halleri dışında kalan bozma nedenlerinin esasa etkili olması gerektiği, hükme etkisi olmayan nisbi hukuka aykırılık hallerinin bozma nedeni olamayacağına ilişkin görüşün olayda uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Çünkü iddianame veya yerine geçen belgenin okunmaması savunma hakkının kısıtlanması olup CMK'nın 308/8. madde hükmünün ihlalidir.

Nisbi hukuka aykırılık, beraat eden sanığa son sözünün sorulmaması, eylemi suç teşkil etmeyen sanığa nüfus ve sabıka kaydının okunmaması gibi hallerde sözkonusudur. Evrensel bir ilke olan savunma hakkının kutsallığına aykırı olarak, savunmayla ilgili emredici bir hükme uymamak, mutlak hukuka aykırılık hallerinden olup bir itirazın reddine karar verilmelidir”.
 

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.