İmparatorluk bakiyesi bir ülkeyiz dolayısıyla kozmopolit bir toplum yapısına sahibiz. Öte taraftan hakim Türk kültürü içinde dahi çok farklı yaşam tarzını benimseyen, hayata bakışı taban tabana zıt kesimler var.

Türkiye toplumunda siyasi görüşler bakımından derin bakış farklılıkları var. Sağcılar, solcular, siyasal İslamcılar, ulusalcılar, sosyal demokratlar, liberaller, sosyalistler ve komünistler var.

Farklı din ve mezhebe mensup insanlar var. Müslümanlar bile kendi aralarında Sünni-alevi olmak üzere çok farklı inanç, kültür ve yaşam biçimine sahip. Sünniler de kendi içinde derin görüş ayrılıkları barındıran cemaat ve tarikatlardan oluşuyor.

Ataları, dedeleri bu toprakları kendisine vatan edinmiş farklı etnik kökenden gelen insanlar var. Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Boşnaklar, Ermeniler, Rumlar ve daha niceleri…

Cumhuriyeti kuran irade, daha doğrusu Kemalistler, bu farklı etnik köken, inanç ve kültürden gelen toplum kesimlerini, “ulus devlet” ideolojisi ile yeniden biçimlendirmeyi hedefledi. Ulus devlet, Fransız ihtilalının ortaya çıkardığı etnik temelli toplum yapısını esas alan bir ideoloji.

Fransız ihtilalının etkisi altındaki Kemalistler, Türk Milliyetçiliğini devletin resmi ideolojisi olarak tüm topluma dayattı. Laiklik ilkesini katı şekilde yorumlayan Kemalistler, devletin müsamaha edebileceği dozda bir dini hayat çerçevesi belirledi.

Kemalist devlet için “makbul vatandaş”, laik yaşam biçimini benimsemiş, Türk, Sünni ve Hanefi kimlikli vatandaştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde, Fransız ihtilalından etkilenen ayrılıkçı milliyetçi hareketlerin rol oynadığını gören Kemalizm, Anadolu topraklarında Türk Milliyetçiliği ideolojisi ile inşa edeceği ulusla, Anadolu topraklarını bölünmekten kurtarabileceğini ve devleti ayakta tutabileceğini hesapladı.

İmparatorluğun ayrılıkçı milliyetçi hareketler sonucu dağıldığı gerçeğinden hareket eden Kemalistlerin, Anadolu’yu parçalanmaktan kurtarmanın yolunu milliyetçilikte araması bir tezat değil miydi?

Peki Kemalist  “Ulus devlet” projesi başarıya ulaştı mı? Yani; 80 milyon nüfusa ulaşan Türkiye toplumunun büyük çoğunluğu, etnik kimliği ne olursa olsun Türk milliyetçiliğini benimsemiş, laik yaşam biçiminden taviz vermeyen bir topluma dönüştü mü?

Cumhuriyet nesli,  atasından, dedesinden tevarüs ettiği etnik kimlik, din ve mezhep anlayışını bir kenara bırakarak “makbul vatandaş” olmayı kabullendi mi? Anadolu topraklarının tek parça kalması garanti edilebildi mi?

Anayasamıza “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk’tür” yazmamız herkesi Türk yapmaya yetti mi?


Tek parti döneminde, daha sonra her 10 yılda bir darbelerle ayar verilen ve dolaysıyla Cumhuriyet tarihi boyunca sürdürülen “resmi ideoloji” dayatması ile  “ulus” inşası projesi başarılı oldu mu?

Geçenlerde, Ecevit hükümetinin Adalet Bakanı, hukuk profesörü Hikmet Sami Türk’ü, Uluslararası Sosyal Bilimler Enstitüsü’nündüzenlediği “Türkiye’nin Hukuk Serüveni” konulu çalıştayda dinleme fırsatı buldum.

Sayın Türk, çalıştayda yaptığı konuşmada, hukuk ve laik devlet ilkelerinin tehlikede olduğunu, Türkiye’nin bölünme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu uzun uzun anlattı.

Atatürkçü kimliğini her fırsatta öne çıkaran Hikmet Sami Türk Hocaya çalıştayda yaptığı konuşmadaki tespitlerden hareketleKemalizmin “ulus devlet” projesinin çöktüğünü söyleyebilir miyiz diye sordum.

Çalıştayda, hukukçu kimliği ile gerçekleri konuşan ve ülkenin içinde bulunduğu vahim tabloyu bütün çıplaklığı ile ortaya koyanHikmet Sami Türk, yemekte sorduğum bu soruya siyasetçi şapkası ile kaçamaklı bir cevap vermeyi tercih etti.

Ne var ki soruma cevap verirken sözlerine yansıyanın aksine, yüzüne akseden tablo kendisine dahi itiraf etmekten çekindiği gerçeği bütün çıplaklığı ile anlatıyordu. Hoca, kaçamaklı da olsa “Ulus devletin ruhuna fatiha okuyalı yıllar oldu be kardeşim” 
diyordu.

Kemalizmin “Ulus devlet” projesi çöktü. Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’de şimdilerde vitrine çıkarılan yeni proje “ümmet devlet projesi.” Soru şu:  Kemalizmin, çok kimlikli, çok kültürlü Türkiye toplumu üzerinde 90 yılda başaramadığını, “neokemalizm” olarak kabul edilen “Erdoğanizm” başarabilir mi?

Kemalizmin, 10 milyon nüfuslu 1920’lerin Türkiye’sinde tüm devlet gücü ve olanakları ile dayattığını ve ancak başaramadığını, 80 milyonluk Türkiye’de, Erdoğanistler başarabilir mi?

Türkiye toplumunu, devlet baskısı ve gücü ile tornadan geçirip tek bir kalıba sokmak, 80 milyon Türkiye’ye, Erdoğan’ı Halife olarak kabul ettirmek, herkesi İslamcı bir hayat tarzı ve siyasi bakış açısı etrafında toplamak mümkün mü? 

Onlarca vakıf, dernek ve havuz medyasının yanı sıra  tüm devlet olanakları ve gücü ile 80 milyonu tek çizgide hizaya getirme ve“ümmet devletini” inşa projesinin Kemalizmin “ulus devlet” projesinden hiçbir farkı yok. Akıbetleri de farklı olmayacak.

 
Av. Selami KURT 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.