5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ila 255. maddelerinde “uzlaştırma” müessesesinin düzenlendiği, uzlaştırmanın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddeleri ile 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi tarafından ayrıntılı olarak değiştirildiği ve yeniden düzenlendiği, 253. maddenin güncel metninin 25 fıkradan oluştuğu, 253. maddenin 1. fıkrasında sayılan suçlardan dolayı yürütülen soruşturmaların ve kovuşturmaların tarafların uzlaştırılması ve uzlaşması yoluyla bitirilmesinin, bu yolla ceza yargısının iş yükünün azaltılmasının ve toplumsal barışın soruşturma ve dava olmaksızın sağlanmasının hedeflendiği, yeni işlerlik kazanan bu müessesenin tatbiki sırasında birçok sorunla karşılaşıldığı, esasen ceza yargısına yabancı olan “tarafların anlaşması suretiyle soruşturma ve kovuşturmanın sonlandırılması” usulünün CMK m.253 ila 255 gereğince Türk Ceza Yargılaması Hukuku’na dahil olduğu, bu nedenle de tatbikinin en iyi şekilde sağlanması gerektiği, yargı ve yürütme erklerinin uzlaştırma müessesini önemsediği, bu konuda kapsamlı eğitim programlarının düzenlendiği, işin içine hukukçuların katılmasının amaçlandığı, uzlaştırmanın hukukçular eli ile yapılması niyetinin ön plana çıkarıldığı görülmektedir.

1- Bir kişi birden fazla suçtan sanık olup veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunup da CMK m.8/1’e göre iki veya üç mağdura karşı aynı iddianame ile açılan kamu davasında; davaya konu suçlardan bir veya ikisinin uzlaştırmaya tabi, fakat diğer bir veya ikisinin uzlaştırmaya tabi olmadığı durumda CMK m.253/3’ün ikinci cümlesine göre hareket edilebilir mi, yoksa savcı yürüttüğü soruşturmayı ve mahkeme de yürüttüğü kovuşturmayı CMK m.10’dan yararlanmak suretiyle ayırıp, ayrı soruşturma numaralarına veya esaslara kaydetmek suretiyle uzlaştırma kapsamına giren suçun uzlaştırma ile sonuçlandırılmasını sağlayabilir mi? Mahkeme, ceza davalarını ayırmaksızın uzlaştırma kapsamına gireni savcıya gönderip, diğerini bekletebilir, yani bekletici mesele yapabilir mi?

Bekletici meselenin düzenlendiği CMK m.218’in öngördüğü sebepler dikkate alındığında, yukarıda bahsettiğimiz uzlaştırma sorunundan hareketle mahkemenin bekletici mesele yapabilme yetkisi yoktur. Belki bu noktada mahkemenin; dosyaları tefrik edebileceği, ayrı esaslara kaydettiği dosyalardan uzlaştırma kapsamına gireni uzlaştırma savcısına göndermesi gerektiği, diğerinin kovuşturmasına devam edebileceği söylenebilir.

CMK m.253/3’e göre; “(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması halinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz”.

Esasında hüküm nettir. Mağdurun farklı olup olmaması önemli olmayıp, uzlaştırma kapsamına giren bir suç ile girmeyen bir başka suçun birlikte işlenmesi halinde uzlaşma hükümleri uygulanamaz. Burada CMK m.8’e göre birlikte görülmesi gereken dava varsa, dosyaların sırf uzlaşma nedeniyle tefriki de isabetli olmayacaktır.

Yargıtay’ın CMK m.253/3’e dair birbiriyle çelişen iki kararından bahsedebiliriz.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 05.05.2016 gün, 2016/938 E. ve 2016/11546 K. sayılı kararına göre; “Sanığın mağdur …’e yönelik yaralama eylemini sopa ile gerçekleştirmesi sebebiyle uzlaşma kapsamı dışında kaldığından mağdur …’a yönelik uzlaşma kapsamındaki yaralama suçu ile birlikte işlemesinden dolayı uzlaşma kapsamında olmadığı anlaşılmakla sanığın mağdur …’a yönelik yaralama eyleminden CMK’nın 253/3-son cümle uyarınca uzlaşma yoluna gidilmemesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığından tebliğnamenin bu yöndeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir”.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 12.07.2017 gün, 2016/15388 E. ve 2017/19276 K. sayılı kararına göre; “Sanığın, eşi ... ile tartıştığı esnada mağdurenin boğazını tutarak saçını çektiği ve tüm mağdurları ‘sizi öldürüp kanınızı içeceğim, bugün bu evde kan çıkacak’ demek suretiyle tehdit ettiği olayda; mağdur ...'e yönelik tehdit suçunu kesin nitelikte mahkumiyet hükmü kurulan kasten yaralama suçu ile birlikte işlediği anlaşılmakla, bu mağdura yönelik tehdit suçuna ilişkin hükmün CMK'nın 253/3. maddesi uyarınca uzlaşmaya tabi olmadığı ancak, diğer mağdurlara yönelik tehdit eylemleri yönünden, 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, diğer mağdurlar ... ve ...'e yönelik tehdit eylemine ilişkin uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanması yönünden sanığın hukuki durumunun tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması” bozmayı gerektirmiştir.

Yukarıda yer verilen kararlardan; Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararında benimsenen görüşe katıldığımızı, bu kararın CMK m.253/3’ün ikinci cümlesine uygun olduğunu, bu hükümde mağdurun aynı kişi olup olmadığına bakılmaksızın uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması halinde de uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağının karardan anlaşıldığını ifade etmeliyiz. Ancak Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin iştirak etmediğimiz kararında; mağdurların farklı olduğu, uzlaştırma kapsamına giren suç ile girmeyen suçun birlikte işlendiğinin anlaşıldığı, somut olayda sanığın eşi ile tartıştığı sırada mağdurenin boğazını tutup saçını çektiği ve tüm mağdurları da öldürmekle tehdit ettiği, mağdura yönelik tehdit suçunun kesin nitelikte mahkumiyet hükmü kurulan kasten yaralama suçu ile birlikte işlediği, bu mağdura yönelik tehdit suçuna ilişkin hükmün CMK m.253/3 gereğince uzlaşmaya tabi olmadığı, Dairenin bu tespitten sonra kararında hataya düştüğü, CMK m.253/3’de mağdurların aynı olması gerektiğine dair bir ibare olmadığı halde varmış gibi hareket ederek, diğer mağdurlara yönelik TCK m.106/1’de düzenlenen tehdit suçunun, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile değişik CMK m.253’e eklenen fıkraya göre uzlaştırma kapsamına dahil edildiğinden bahisle, TCK m.2 ve 7’yi fail lehine gözettiği, bizce hatalı olarak ve CMK m.253/3’ün ikinci cümlesinin açık lafzına aykırı şekilde, diğer mağdurlara tehdit eylemine ilişkin uzlaştırma yoluna başvurularak, bunun sonuca göre hareket edilmesi kanaatine vardığı görülmektedir ki, bu karara CMK m.253/3’ün ikinci cümlesinin açık hükmü karşısında katılmak mümkün değildir.

2- Uzlaştırma savcısı; kendisine doğrudan veya bir başka savcı tarafından veya CMK m.254'e göre kovuşturma aşamasında mahkemece gönderilen dosya ile ilgili takipsizlik, yani kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebilir mi?

Bir görüşe göre; uzlaştırma ile görevli savcı, kendisine doğrudan veya bir başka soruşturma savcısınca gönderilen dosyayı incelediğinde, CMK m.172/1 gereğince kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturabilecek delil elde edilememesi veya kovuşturma imkanının bulunmaması halinde, dosyayı ilgili savcıya göndermeksizin kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebilir. Hatta kamu davası açılıp da, görevli ve yetkili mahkeme tarafından uzlaştırma kapsamında görülen, yani CMK m.253 değişikliğine veya hukuki nitelendirmeye göre uzlaştırma kapsamına giren suçtan dolayı, uzlaştırma savcısına gönderilen dosyada, kovuşturmaya yer olup olmadığına dair karar verilip verilemeyeceği tartışılabilir. Kovuşturma evresine geçildikten sonra, uzlaştırma savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veremeyeceği de söylenebilir. Çünkü ortada CMK m.172/1'e göre yeterli delil olduğundan bahisle düzenlenip kabul edilmiş ve açılmış bir kamu davası vardır. Kovuşturmayı yürüten mahkeme uzlaştırma yapmakla görevli olmayıp, dava dosyasını CMK m.254/1’e göre uzlaştırma bürosuna gönderdiğinde ve uzlaştırmayı yürüten cumhuriyet savcısı; uzlaşmayı sağlayamadığında veya henüz uzlaştırmaya başlamadan veya uzlaştırma sırasında, dosya üzerinden yaptığı inceleme ile CMK m.172/1 gereğince kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veremeyeceğinden, dosyayı aynen mahkemesine iade etmekle yükümlüdür.

Bu görüşün aksi de ileri sürülebilir. Şöyle ki; dosyaya konu suçun uzlaşmaya tabi olduğundan bahisle mahkeme tarafından uzlaştırma savcısına gönderildiğinde, artık bir iddianameden veya kamu davasından bahsedilemez. Bu durumda uzlaştırma savcısı, CMK m.172/1 gereğince kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebilir. Bu bir anlamda CMK m.174’de düzenlenen iddianame iadesine benzetilebilir. Bununla birlikte; iddianame iadesinde ortada henüz açılmış kamu davası olmadığı halde, burada başlamış bir kamu davasından sonra Kanun değişikliğine ve mahkemenin değerlendirmesine göre uzlaştırma savcısına CMK m.254 uyarınca gönderilen dosya vardır.

Bu görüşe; 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun CMK m.253’e getirdiği değişiklerden ve suç sayısının genişletilmesinden dolayı, bölge adliye mahkemesinden ve Yargıtay’dan uzlaştırma yapılması gerektiğinden bahisle, yerel mahkemesine gönderilen dosyalar bakımından katılmak mümkün değildir. Bu durumda, dava dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderildiğinde uzlaştırma savcısının takipsizlik kararı verebilme yetkisi olamaz, çünkü ortada ilk derece mahkemesince verilmiş kararlar ve buna göre yapılmış kanun yolu ön incelemesi vardır, tüm bunlar “yok” sayılamayacağı gibi, yukarıda yer verilen görüşün tatbikini haklı kılan yasal dayanak da bulunmamaktadır. Hatta bu yasal dayanak daha ilk derece mahkemesinde olup, CMK m.254’e göre uzlaştırma bürosuna gönderilen dava dosyaları yönünden de bulunmayıp, kovuşturma aşamasında gerçekleştirilen uzlaştırma sürecinde takipsizlik kararı verilmesini imkansız kılmaktadır.

Cumhuriyet başsavcılığının re’sen veya şikayetle başlattığı soruşturmaya konu suç ilk görünüşü itibariyle CMK m.253/1’de sayılan suçlardan olsun veya olmasın, CMK m.158/6 da dikkate alınarak şüpheli veya şüpheliler hakkında açılan soruşturmanın doğrudan uzlaştırma bürosuna gönderilmesi mümkün olmayıp, öncelikle dosya konusunun ilgisine göre soruşturma savcısı tarafından incelenmesi, kamu davası açılması için yeterli şüpheye ulaşıldığında ve soruşturma konusu suçun uzlaştırmaya tabi olması durumunda, dosyanın uzlaştırma savcısına tevdii edilmesi mümkün olabilecektir. Bu tevdiden sonra uzlaştırma bürosu ve uzlaştırma savcısı, uzlaştırma sürecini prensipte taraflardan asilleri muhatap alarak yürütüp sonuçlandıracaktır.

Uzlaştırma savcısı; suçun hukuki niteliğinin değiştiği fikrine vardığında, iddiaya konu suç katalog suçlardan çıktığı için, yani dosyanın uzlaşmaya tabi olmadığı kanaatine ulaştığında veya uzlaşma teklifi götürülen tarafların beyanları ile suç niteliğinin değiştiği anlaşıldığında veya yeni suça ulaşıldığında nasıl bir yol izlenecektir? Ya da dolandırıcılık suçunda, iddiaya konu uyuşmazlığı “hukuki ihtilaf” niteliğinde gören uzlaştırma savcısı takipsizlik kararı verebilir mi?

Uzlaştırma savcısı; suçun hukuki niteliğinin değiştiği veya yeni suçun ortaya çıkıp, bunların katalog suçlar arasında yer almadığını veya şikayete tabi olmadığını tespit ettiğinde, dosyayı mevcut haliyle soruşturmayı yürüten savcıya geri göndermelidir. Asıl sorun, uzlaştırmaya tabi bir suçtan dolayı yürütülen uzlaştırma sürecinde iddianın hukuki ihtilaf olduğu, örneğin dolandırıcılığın bir alacak verecek meselesinden kaynaklandığı tespit edildiğinde ne yapılmalıdır? Kanaatimizce, uzlaştırma sürecini yürüten savcı burada takipsizlik kararı verip dosyayı kapatabilmelidir. Ancak bu yetkinin soruşturma savcısına ait olduğu ve aralarında iddianın hukuki uyuşmazlık olup olmadığı konusunda anlaşmazlık çıktığında, bu sorunun başsavcı veya başsavcı vekili tarafından çözülmesi gerektiği düşünülebilir. Bu fikir isabetli değildir ve tartışmaları beraberinde getirecektir. Dosya aynı adliyede bir savcı tarafından uzlaştırma savcısına gönderilmişse, artık bu andan itibaren hukuki uyuşmazlık tespitine göre uzlaştırma savcısı dosyayı sonuçlandırmalıdır.

Bu görüşe muhalif kalanlar; dosyanın takipsizlik kararına konu edilebilmesi için buna ilişkin inceleme ve kararın mutlaka soruşturma savcısı tarafından yapılması gerektiğini, yasal düzenlemenin de bu usulü öngördüğünü savunmaktadırlar.

Tüm bu tartışmalardan kurtulmak istenmekte ise, yasal zeminde uzlaştırma büroları varlığını devam ettirmeli, ancak bu bürolara uzlaştırma savcısı görevlendirilmeksizin, büroların Başsavcılık tarafından başsavcı vekili veya görevlendirilecek savcı tarafından denetimi yürütülmesi yöntemi tercih edilmelidir. Bu durumda; soruşturma ve uzlaştırma savcıları arasında görev çatışması ortadan kaldırılacak ve uzlaştırma dışında nihai kararlar soruşturma savcıları tarafından verilecek, uzlaştırma süreçlerinin sonunda çıkan uzlaşma kararlarının tasdiki ise ilgili başsavcılık tarafından yapılacaktır.

Uzlaştırma savcısı bu yetkiyi, kovuşturma aşamasında olup da, adi dolandırıcılık (TCK m.157) gereğince kendisine gönderilen dosya hakkında kullanamaz, yani takipsizlik kararı veremez. Uzlaştırma savcısı dosyayı, ya uzlaştırma ile bitirir veya gerçekleşmeyen uzlaşma üzerine mahkemesine iade eder. Bunun dışında savcının, hukuki ihtilaf olduğundan bahisle dosyayı aynen mahkemeye iade etmesi veya takipsizlik kararı ile bitirmesi mümkün değildir.

Özetle; henüz iddianamesi düzenlenip kamu davası açılmayan, yani soruşturmanın devam ettiği dosyalarda, CMK m.253/4’ün ilk cümlesi dar yorumlanarak uzlaştırma savcısının takipsizlik kararı verebileceği söylense de, kamu davası açılarak sonlandırılan bir soruşturmada mahkemenin CMK m.254 gereğince uzlaştırma bürosuna gönderdiği dosya yönünden artık takipsizlik kararının verilebilmesinin teknik olarak mümkün olmadığı söylenebilir. Şöyle ki;

“Uzlaştırma” başlıklı CMK m.253’ün bir sistematiği bulunmaktadır. CMK m.253/4’ün ilk cümlesine göre, “Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tabi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması halinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir”. Bu fıkradan; kamu davası açmaya yeterli şüphenin varlığı halinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilemeyeceği gibi, bu yetkinin uzlaştırma savcısı tarafından kullanılamayacağı sonucuna ulaşılacağı söylenebilir. Ancak bazı adliyelerde, hem uzlaştırma ve hem de soruşturmayı yürütüp iddianame düzenlemesi hususunda yetki aynı savcıda olabilir ki, bu durumda uzlaştırma ve soruşturma savcılığı birleşeceğinden, uzlaştırmayı yürüten savcının CMK m.172/1’in birinci cümlesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebileceği savunulabilir. Bu düşünce; uzlaştırmayı düzenleyen CMK m.253’ün bir sistematiğinin olduğu, hakkında CMK m.160/1 uyarınca soruşturma açılan bir iddiada soruşturma konusu suçun CMK m.253/1’de sıralanan katalog suçlardan birisi olup uzlaşmaya tabi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin varlığı halinde, yani kanun koyucunun kabulüne göre CMK m.172/1’in birinci cümlesinin tersine kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edildiğinde, dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderileceği, buradan çıkacak uzlaşıp uzlaşmama sonucuna göre hareket edileceği, uzlaşmanın gerçeklememesi durumunda kamu davasının açılmasının şartı olan iddianamenin düzenlenmesi için dosyanın (uzlaştırma ve soruşturma savcılarının aynı olmadığı vaziyette), uzlaştırma savcısı tarafından soruşturma savcısına gönderileceği, soruşturmayı yürüten savcı tarafından CMK m.170 ve 174 uyarınca iddianamenin düzenlenmesi gerektiği görüşünü desteklemektedir.

Henüz kamu davası açılmayıp soruşturması devam eden dosyalarda uzlaştırma savcısının takipsizlik kararı veremeyeceğine dair görüşe katılmadığımızı, her ne kadar CMK m.253/4’ün ilk cümlesinde soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tabi olması ve kamu davası için yeterli şüphenin bulunması halinde dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderileceği söylense de, bunun uzlaşma olmaması halinde kamu davası açılması için iddianame düzenlenmesi zorunluluğunu öngörmediği, soruşturmayı ve uzlaştırmayı yürüten cumhuriyet savcılarının aynı olması dışında, dosyanın soruşturma savcısı tarafından uzlaştırma savcısına gönderildiği, uygulamada da soruşturmaya konu suçun CMK m.253/1’de sayılan suçlardan birisi olduğunun görünüşte tespit edildiği durumda yine dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği dikkate alındığında, uzlaştırma savcısının gelen dosya ile ilgili uzlaştırma usulünü tatbik edeceği, fakat bu sırada ve uzlaştırmanın olumsuz sonuçlandığı durumda da, dosyayı tekrar soruşturma savcısına göndermeksizin CMK m.172/1’in ilk cümlesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebileceği, bu yetkinin kullanılmasını engelleyen herhangi bir yasal düzenlemenin olmadığını, CMK m.253’de de bu yönde bir engel hükmün bulunmadığını belirtmek isteriz.

Savunduğumuz görüş eleştirilebilir. Her ne kadar uzlaştırma savcısının takipsizlik kararı vermesine engel bir hüküm olmadığı ileri sürülse dahi, CMK m.253’ün sistematiğine bağlı olarak 4. ve devamı fıkralarına göre, uzlaştırma bürosunun ve uzlaştırma savcısının yegane görevinin uzlaştırma ile sınırlı olduğu, bunun dışında yetki kullanamayacağı, kaldı ki uygulama hatalarının gerekçe gösterilemeyeceği, yani soruşturma savcısının suçun uzlaşmaya tabi olduğu ve kamu davası açılması için yeterli şüpheyi oluşturacak delil elde edilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini incelemesi gerektiği ve sadece bu andan sonra dosyayı uzlaştırma bürosuna, yani uzlaştırma savcısına göndermesinin zorunlu olduğu, aksi halde dosyayı gönderemeyeceği, yani yüzeysel ve dosya üzerinden inceleme yaparak, yani sadece suçun adının ve iddianın CMK m.253/1’de sayılan suçlardan olduğundan bahisle dosyayı uzlaştırma bürosuna tevdi edemeyeceği, öncesinde mutlaka CMK m.253/4 uyarınca inceleme ve tespit yapması gerektiği, bundan sonra da uzlaştırma savcısının yalnızca uzlaştırma usulünü tatbik edebileceği, bunun şartları itibariyle gerçekleşmediği durumda da, dosyanın soruşturma aşamasında soruşturma savcısına ve kovuşturmada ise ilgili mahkemeye iletmekle yükümlü olduğu savunulabilir.

Ancak yukarıda yer verdiğimiz gerekçelerle bu eleştiriye katılmamakta, soruşturması devam eden dosyalarda (soruşturma ve uzlaştırma savcılarının farklı olduğu durumlarda), uzlaştırma bürosuna gelen dosya hakkında uzlaştırma savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verme yetkisi olduğunu düşünmekteyiz.

Ek olarak;

CMK m.253’ün 4. fıkrasının ilk cümlesinde, her ne kadar soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tabi olduğu ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunduğu durumda uzlaşmanın devreye gireceği, dosyanın bir kül halinde uzlaştırma bürosuna ve savcısına gönderileceği belirtilse de; aynı maddenin 8. fıkrasında, taraflara uzlaşma teklifinde bulunulmasının veya teklifin kabul edilmesinin, soruşturma konusu suç ile ilgili delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin tatbikine engel teşkil etmeyeceği öngörüldüğünden, kanaatimizce uzlaştırma sürecini yürütüp denetleyen cumhuriyet savcısının bu süreçte delil toplaması ve koruma tedbirlerini uygulaması, dolayısıyla da sonuçta takipsizlik kararı verebilmesi mümkündür. Bununla birlikte; dosya kül halinde uzlaştırma bürosuna ve savcısına gönderilse de, bu aşamaya gelinceye kadar delillerin soruşturma savcısınca toplandığı, hatta dosyanın ancak kamu davası açılması için iddianame düzenlenmesi gündeme geldiğinde uzlaştırma savcısına gönderilebileceği, bu nedenle de 253. maddenin 8. fıkrasında yer alan delil toplama yetkisinin, uzlaştırma değil soruşturma savcısına ait olduğu fikri ileri sürülebilir. Bu düşünceye katılmadığımızı, bir bütün olarak dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderildiği düşünüldüğünde, 253. maddenin 8. fıkrası uyarınca delil toplama yetkisinin de uzlaştırma savcısında olduğunu belirtmek isteriz.

CMK m.253’ün 16. fıkrasına göre; uzlaştırma süreci sonunda taraflar anlaşıp uzlaşamazlarsa, iddianame düzenleneceği anlamına gelen bir ibareye yer verildiğinden, zaten uzlaştırma sırasında takipsizlik kararı verilemeyeceği, 4. fıkranın ilk cümlesine göre iddianame düzenlenme aşamasına gelindiği, bundan sonra başlayan uzlaştırma sürecinin, ya tarafların uzlaşması veya kamu davası açılması amacıyla iddianame düzenlenmesi ile neticelenmesi gerektiği ileri sürülebilir.

CMK m.253/16’ya göre; “Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler”. Bu hüküm okunduğunda; iddianame zorunluluğunun olmadığını, soruşturmanın devam ettiğini, uzlaştırma sürecinde de kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verilmesini gerekli kılan bir gelişme olduğunda veya delil elde edildiğinde, buna duyarsız kalınamayacağını, dosyanın kül halinde uzlaştırma bürosuna gönderilmesi ve bu sırada delil toplanabileceğini öngören hükümlerin bu görüşü desteklediğini ifade etmek isteriz.

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.