Bireylerin varlıklarını ortaya koymanın birer teminatı olan ve demokratik toplumun ayrılmaz mihenk taşlarından biri konumunda bulunan düşünce özgürlüğü demokratik toplumların en temelde bireylerine tanıdıkları, tanımak zorunda oldukları temel haklardan biridir.

Basın özgürlüğü de düşünce özgürlüğünden gücünü alan ve kamuoyunun bilgi alma hakkının gereğinin yerine getirilmesinde hayati bir fonksiyona sahip olan ve mutlak surette hukuk devletlerinde korunması gereken ve toplumların gelişmişlik düzeylerini göstermekte faydalanılan, ulusal ve uluslararası en üst normlarca korunan bir diğer temel haktır.

Dünyada ilk olarak Basın Özgürlüğü kavramına 26 Ağustos 1789‟da yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 11‟inci maddesinde yer verilerek “düşünce ve kanaatlerin özgürce iletilmesi insanın en değerli haklarından biridir. Her yurttaş özgürce konuşup yazabilir ve basım yapabilir. Yalnız yasada öngörülen hallerde bu özgürlüğün kötüye kullanımından sorumludur” denilmiştir.

Basın özgürlüğü ülkemizde de Anayasa’nın 28.maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3.maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler ile basının özgürce yayın yapması ülkemizde güvence altına alınmıştır.

Lakin basının bu özgürlüğü sınırsız değildir, olamaz. Görüldüğü üzere basının özgür olduğu kavramına yer verilen dünyadaki ilk metinlerde dahi basına tanınan bu özgürlüğün sınırsız olmadığı ve tanınan bu özgürlüğün basına her istediğini istediği şekilde yayarak kimseye hesap vermeme hakkı tanımadığı ortadadır.

Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10 uncu maddesi de herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olduğunu ilk fıkrasında belirtmişse de burada da aynı durum söz konusu olup  özgürlüğün kullanımının kişilere görev ve sorumluluk yüklediği özellikle sözleşmenin 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir.

Yine aynı madde ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ve kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve başkalarının şöhret ve haklarının korunması gibi nedenlerle de basın özgürlüğünün yasalarla sınırlandırılabileceğine ve yaptırım uygulanabileceğine özellikle yer vermiştir.

Görüldüğü üzere hukuk bize basının haber yaparken sahip olduğu bu özgürlüğün sınırsız olmayıp kişilerin şeref ve saygınlığını basın yoluyla yok etme, mesnetsiz suçlamalar yapma yahut iftiralar atma hakkını basına vermediğini açıkça söylemektedir.

Yine bu hakkın basına yalan haber yaparak bireylerin nefret duygularını artırma ve bireylere yanlış bilgi aşılayarak manipüle etme hakkını da bahşetmediği bu temel mevzuatlardan anlaşılmaktadır.

Konumuzla ilgili olarak ONGUN basın özgürlüğünün sağlanması ve yine bu özgürlüğün korunması ne denli önem arz ediyorsa kişilerin kişilik haklarının basın karşısında korunması da bir o kadar önem arz etmektedir diyerek basının sınırsız bir özgürlük alanı olmadığının altını çizmiştir.[1]

Yine GELGÖR de “Basın Özgürlüğü” adlı makalesinde özellikle belirttiği üzere basın özgürlüğünün kamu güçleri karşısında olduğu kadar özel güçlere karşı da muhakkak korunması gerektiğini ve medya tekelinin oluşmasına karşı gerçek sınırlamalar koymanın, medyanın çoğulculuğunu sağlamak adına koruyucu önlemler almanın devletin başlıca görevleri arasında olduğunu belirterek medya şirketlerinin ve gazetecilerin basın özgürlüğü çatısı altında sınırsız bir özgürlük alanına sahip olamayacaklarını ve bu nedenle devletin çeşitli düzenlemeler yaparak medyanın tekelleşmesinin önüne geçmesi gerektiğini vurgulamıştır.[2]

Özetle basın özgürlüğünü kullanan kişi ve kurumların kamuoyunu aydınlatırken muhakkak siyasal ve toplumsal olaylara ilişkin olarak doğru, gerçeği yansıtır bilgi vermesi gerekmektedir.

Doktrine ve Yargıtay kararlarına göre basının yaptığı haberlerin  (i) gerçek olması,  (ii) haberde kamu yararı olması, (iii) haberin güncel olması ve  (iv) haberin özü ile sunuluş tarzı arasında bağlantının olması bir zorunluluktur. Aksi takdirde basın kurumları basın özgürlüğü hakkını kötüye kullanmış olur ki hiçbir hukuk düzeni hakkın kötüye kullanılmasına müsaade etmez.

Örneğin  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca verilen güncel bir kararda[3] şöyle denilmiştir:

“..temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur.”

Sonuç olarak herkesçe bilinen bazı yayın organlarının son günlerde salt siyasi ve ideolojik düşünceleri nedeni ile yalan haber yapması ve “basın özgürlüğü” kavramının arkasına saklanması gazetecilik meslek etiği bağdaşmadığı gibi biz kamuoyunun doğru bilgi alma hakkını ciddi bir şekilde zedelemektedir.

Basın yayın kuruluşlarının doğru bilgiye ulaşmamıza engel olması hukuken kabul edilebilir olmamakla birlikte bazı yayın organlarının kamuoyunu doğru olduğunu ispatlayamadığı yalan bilgilerle manipüle etme ve kişilere iftira atarak karalama kampanyası yürütme çabası da hukuken kabul edilebilir ve savunulabilir olamaz.


Mehmet Fatih YAŞAR
Associate /  Avukat

Not: Av. Mehmet Fatih YAŞAR ve HukukiHaber.Net kaynağına atıf yapılarak yazı kullanılabilir. Aksi halde tüm yasal haklarım saklıdır.


----------------------------
[1] Coşkun Ongun, Basın Özgürlüğü ve Kamuya Mal Olmuş Kişi Kavramı, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 88, Sayı 2 2014   Makale, s. 135

[2] Burhan GELGÖR, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, http://www.yayin.adalet.gov.tr/adaletdergisi/26.sayi/09_29_24.pdf, s. 128

[3] www.kazanci.com, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu  ESAS: 2014/1351 KARAR: 2015/824