Bu denememi, fırsat bulursanız Zeki Müren'in şu şarkısı eşliğinde okumanızı dilerim:

https://www.youtube.com/watch?v=dRZ3kFVuIDo
http://www.dailymotion.com/…/xdcugk_zeki-muren-bir-gonlume-…

İnsanoğlu varoluş sebebini bilemez ama varlığını sürdürmek ve geliştirmek için durmadan usanmadan çabalar. Bir bir türlü şekilde ortaya çıkan çabalama ve davranışlarının temelinde aşağıda kendimce özetlediğim insana has temel istek ve dürtüler vardır:

1.Yaşamını sürdürmek (yiyecek, içecek ve korunmak);
2.Soyunu sürdürmek (döllemek ve çoğalmak);
3.Kabul edilmek (varlığına saygı gösterilmesi);
4.Sevilmek (varlığının istenilmesi);
5.Zekasını kullanarak yetkinliklerini geliştirmek;
6.Ruhunu doyurmak (yaşama tarzının takdir edilmesi).

İnsanoğlu bütün istek ve dürtülerini gerçekleştirmek için başkalarına muhtaçtır; sadece, ölüm tehlikesi son kaçış noktasında insan sadece kendini kurtarmayı seçer. Öyleyse insan yalnız olamaz. Tek başına bir insan ne kadar bütün olursa olsun tam değil, tamamlanması gereken bir parçadır. Bütünleşebilmesi için kendisini tamamlayan parça ile buluşması gerekir. O zamana kadar ise insan tamamlayıcısını arayan bir yalnızdır. Başka bir deyişle "yalnızlık" bütünleyici parçalarından yoksun olanların halidir.

Binlerce yarım, birbirini tamamlamadığı sürece hiç bir zaman bir tam bütün etmez. Yarım bir insan da kendisini tamamlayan yarı ile buluşmadığı sürece etrafında binlerce kişi (yarım) olsa bile yarımdır ve dolayısıyla yalnızdır. İnsan topluluklarını bir koyun sürüsü emsalinde hayal edin: "başkoyun" önde giden yalnız parça; onu takip edenler de başkoyun'la bir araya gelirlerse bütün olacaklarını düşünenler gibidir. Yani alsında sürüde herkes yarım ve yalnızdır.

Başka birisi ile birleşerek veya onun sayesinde bütünlenmek çok az insana nasip olmuştur; ama o hal bile geçici bir histir; bu hissin kaybolması ve daha ağır bir yalnızlık haline düşülmesi kaçınılmazdır. Tebrizli Şems'in gelişi ile bütünlendiğini düşünen Mevlana'nın Şems'in gitmesinden sonra hissettiği eksiklik böyle bir yalnızlık hali olmalıdır.

Herkes için acı ve kaçınılmaz bir gerçek olan yalnızlıktan kaçınabilmek için insanoğlu temel istek ve dürtülerinden hep ödün vermiştir: sanırım en ağırı yaşamını sürdürebilmek için katlanılanlardır. Yaşama ve soyunu sürdürme endişesi olmayanların sorunu, sırasıyla: kabul edilmek, yaşama ve düşünme biçiminin benimsenmesi olacaktır.

Hepsinin ortak yanı ise hesinin ancak sevgi ile var vemümkün olabilecek olmalarıdır. Sevmek, sevilmek arzusundan dolayıdır. Onun içindir ki kimse bizim onları sevdiğimiz kadar sevemez! Tek istisnası ana'nın evladına "soyunu sürdürebilme" dürtüsüyle duyduğu sevgidir.

Severken verilen sevgi ile sevilirken alınan sevgi bir birine eş ve bütünleyici olmayınca insan aşk içinde iken bile az ya da çok yalnızdır. Herhalda onun içindir ki insan, temel istek ve dürtüleri konusunda bir nevi pazarlık yapar; bir şeyi almanın karşılığında başka bir şeyden vazgeçer. Kendimize ve etrafımıza bir bakalım istediklerimizin ne kadar azına razı oluyoruz; başkalarının bizden beklentilerine ne kadar karşılık verebiliyoruz? Başkaları bizim yalnızlığımızı ne kadar, biz onlarınkini ne kadar giderebiliyoruz!

Bana göre yalnızlık, insanı kendi kendisini tamamlamaya zorlayan bir varlık gerçeğidir; yok edilemez ama belki azaltılabilir; Mevlana'nın insan sevgisini dışa vurarak, çağlar ötesine taşırarak kendini bütünleştirmeye çalışması gibi... Belki de böylesi yalnızlığı daha da büyütebilir; Mevlana'nın deryalardan büyük yalnızlığı gibi...

Günlerinizin dolu dolu geçmesini dilerim.

Av. Mehmet GÜN

"Yazarın izni ile Facebook/Mehmet Gün sayfasından aynen alınmıştır."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.