Yasa yapmakla görevlerini yaptıklarını zannediyorlar!
Hukuk fakülteleri her yıl binlerce mezun veriyor. Artan avukat sayısı, mesleğin zorluklarını iyiden iyiye gün yüzüne çıkarmaya başladı bile... Mezunların büyük bir bölümü gelecek kaygısı yaşıyor. Avukatlık mesleğinin sorunlarını, meslek etiğini, yabancı avukat konusunu ve gündemdeki gelişmeleri Erzincan Barosu Başkanı Av. Cemalettin Özer'le konuştuk.

Özer, İç Güvenlik Paketi'nin gerekli olmadığının altını çizerek, "Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkındaki düzenlemeler, valiliğe tanınan soruşturma yetkisi, polise verilen arama ve silah kullanma yetkisi gibi düzenlemelerle,  polis keyfiliğinin yasal güvenceye kavuşturulacağı endişesini ciddi olarak taşımaktayım" dedi.

MEHMET ALİ AY / HUKUKİ HABER - ERZİNCAN

Sizce Erzincan Barosu'nun ve meslektaşlarınızın çözülmesi gereken en öncelikli sorunları nelerdir?

Türkiye geneli sorunlar bizde de mevcut. Avukatın öncelikli sorunu ekonomik sorunlar. Emeğimizin karşılığını tam olarak aldığımızdan söz etmek mümkün değil. İş alanı her geçen gün daralmakta, avukatsız davaların sayısı artmakta, vekâlet toplama gibi ciddi bir problemle karşı karşıyayız. Bununla birlikte hukuki danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaşması ve teşvik edilmesi gerekiyor. Fakat bu yönde bir çalışma yok. Ekonomik sorunlar dışında diğer bir sorun meslek etiği.

Şuan avukatlık hukukunun zorunlu ders olarak okutulduğu bir hukuk fakültesi hatırlamıyorum. Yıllık 7-8 bin mezun verildiği ve mezunların yüzde 80-90’ının avukat olarak mesleğe başladığı bir durumla karşı karşıyayız. Fakat buna rağmen hukuk fakültesinde avukatlık hukuku zorunlu ders olarak okutulmuyor. Dolayısıyla meslek ilke ve ahlakı sadece barolarda yapılan staj eğitiminde ele alınıyor. Bu eğitim ise çok yetersiz. Küçük barolarda neredeyse staj eğitimi yok. Böyle olunca mesleğe yeni başlayan kişilerin ekonomik kaygılarla meslek ilke ve ahlakına uymayan davranışları artmakta. Bununla birlikte son dönemde adliyelerde yaşanan tutarsız uygulamalarda bizler için ciddi sıkıntılar oluşturmakta. Sık sık yapılan atamalar ve hâkim ve savcıların yetkilerinin değişmesi de ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır 

ADLİYELERDE CİDDİ SORUNLAR VAR!

Erzincan Barosu’nun yargı çevreleriyle uyum içinde çalışıyor mu?

Fakat mevcut durum itibariyle uyum içerisinde çalışmak herkesin arzu ettiği durum olsa gerek. Gerçekte böyle mi tartışılır. Yargı çevreleriyle olan ilişkilerde ortak bir mevzuat yok. Dolayısıyla bunun ciddi sorunlar doğurduğu da bilinen bir gerçektir. Adliyelerde ciddi sorunlar var ve bu sorunların, esasen karşılıklı diyalogla çözülmesi amaçlanan bir yöntem olmasına rağmen bu yöntemle çözülmesi mümkün değildir. Sorunların bir kısmı yerel kaynaklı olsa da büyük bir kısmı sistem ve yönetim kaynaklı olması nedeniyle çözümde tüm paydaşların birlikte hareket etmesi kaçınılmazdır. Geçmişte yaşadıklarımızla sabit olduğu üzere kurumsal olarak sadece hâkim ve savcı görevlendirmekle sorunların çözülmediği ve günümüzde de çözülmeyeceği aşikârdır. Yargı görevini yerine getirenlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde ortak bir mevzuat olmadığından, bu ilişkilerin, daha çok kurumsal eğilim ve kişisel çabalarla belirli bir düzeyde tutulduğu fakat sorunların çözümünde bunun yeterli olmadığı ve nihayetinde baroların ve avukatların çözüme ortak edilmediği ve görüşlerinin dahi alınmadığı bir ortamda kalıcı çözüm üretmek te mümkün olmamıştır.

Dolayısıyla mevcut sorunların kaynağı barolar dışında tüm paydaşlardır. Tek düze yönetim anlayışının geldiği nokta, artarak devam eden sorunlar ve bunlarla uğraşmak zorunda kalan barolar ve bir türlü adil yargılanma hakkını elde edemeyen halkın kendisidir. Memur anlayışıyla adalet hizmetlerinin yürütüldüğü bir ortamda hakkaniyetten, insan haklarından ve adil yargılamadan bahsetmek elbette mümkün olamayacaktır. Yargı görevini yapanların, nihayetinde halk adına adaleti tesis etmesi gibi temel bir görevi olduğundan, bu görevin ifasında her türlü etkiden uzak, objektif, evrensel hukuk ilkeleri ve insani değerlere uygun çözüm üretmek zorunda oldukları da bu görevin bir gereğidir.

Hükümet’in Meclis’e sunduğu 'Yabancı İstihdamı Kanunu Tasarısı' Türkiye’de ithal avukat, veteriner, balıkçı hatta noter dönemini de başlatacak. Yabancı avukat konusuna bakışınız nasıldır?

Ben kişisel olarak sıcak bakmıyorum. Mevcut durum itibariyle ekonomik olarak yabancı sermayeli hukuk bürolarıyla mücadele etmemiz mümkün değil. Bu nedenle ciddi olarak hukuk çevrelerince tüm yönleriyle ele alınıp tartışılması gerekir.

AVUKATLIK SINAVI GETİRİLMELİ 

Avukatlık sınavı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Biraz öncede bahsettim. Bu kadar çok mezunun verildiği, hukuk fakültesine girişte hiçbir niteliğin aranmadığı, mesleki eğitimin yetersiz kaldığı bir durumla karşı karşıyayız. Kendi mesleki piyasamızın bunu elemesi mümkün değil bu açıdan sınavın yapılması gerektiğini düşünüyorum. 

'POLİSİN KEYFİLİĞİ YASAL GÜVENCE ALTINA ALINIYOR'

Türkiye'yi polis devletine götüreceği eleştirileri yapılan İç Güvenlik Paketi’de, vatandaşı sıkıntıya sokacak maddelerin kabul edildiği ileri sürülüyor. Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümetin, şu ana kadar Meclis’ten geçirdiği maddeler hukuk sistemini nasıl etkiler?

İç güvenlik paketinin gerekli olduğu kanaatinde değilim. Mevcut düzenlemelerin tüm ihtiyacı karşılayacağını/karşıladığını düşünüyorum. Evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda bakıldığında bir takım düzenlemeleri hukuki olarak nitelemek mümkün değil. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkındaki düzenlemeler, valiliğe tanınan soruşturma yetkisi, polisin arama ve silah kullanma yetkisi gibi düzenlemelerle polis keyfiliğinin yasal güvenceye kavuşturulacağı endişesi ciddi olarak taşımaktayım. 

DOĞRU BİR YAKLAŞIM DEĞİL

İç Güvenlik Paketi'nin tartışmaları devam ederken, cezaevlerindeki tutuklulara yönelik benzer bir tasarı TBMM Genel Kurulu’na getirildi. Tasarıyla gardiyanlara cezaevi içinde eğitimli köpekler, biber gazı ve ateşli silah kullanma yetkisi veriliyor. Bu kapalı mekânda da biber gazı kullanılacağı anlamına geliyor… Bu değişikliği nasıl yorumluyorsunuz? Başka ülkelerde bu şekilde bildiğiniz bir uygulama var mıdır?

Ayrıntılı olarak incelemedim. Fakat dışarda özgür kişilere karşı kullanılmasında dahi ciddi sakıncalar olan konularda cezaevinde tutuklu/hükümlüler için benzer düzenlemeler getirmek doğru bir yaklaşım olmasa gerek. 

ÖSYM'nin Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın verdiği kararları dikkate almayarak, üniversite sınav sorularının yalnızca yüzde 20'sini basına açıklayacağını ilan etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Sorunu mahkeme kararının uygulanmaması şeklinde ele almak gerekir. Hukuk devletinin hakim olduğu düzenlerde, mahkeme kararlarının uygulanmaması gibi bir yaklaşım olamaz. 

EN FAZLA DEĞİŞİKLİK KADINLARI İLGİLENDİREN MEVZUATTA YAPILIYOR

Türkiye’de kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin sayısı her geçen gün daha da artıyor. Cezaların caydırıcılığı noktasındaki tartışmalar yaşanıyor. Üniversite öğrencisi Özgecan’ın canice öldürülmesinin ardından tartışmalar daha da alevlendi. Kadına şiddet hassas bir konu mutlaka barolarında bulunduğu illerde üzerine düşün görevler vardır. Sizin bu konuyla ilgili bir çalışmanın var mıdır? Kadına şiddetin engellenebilmesi için ne tür çalışmalar yapılmalıdır? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

İnsana yönelik her türlü şiddetin karşısında olmak gerekir. Kadına yönelik şiddet açısından değerlendirmede ise toplumsal olarak erkek eğitiminde ciddi sorunlar olduğunu düşünüyorum. Sorunun kökeninde eğitimsizlik olduğunu düşünüyorum. Kronolojik olarak bakıldığında en fazla yasal değişikliğin kadınları ilgilendiren mevzuatta yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla cezaları artırmakla sorunun çözülmediği artık herkesçe bilinmektedir. Fakat her ne hikmetse şiddet arttıkça sadece ceza hukuku açısından yasal değişiklik yapılıyor. Hiçbir kurum sorunu temelinden ele alıp çözüm üretme çabasında değil. Sorunun çözümünde esasen sadece baroların değil toplumun tüm kesiminin özellikle eğitim ve yargı çevrelerinin birlikte hareket etmesi kaçınılmaz. Sorun tüm detaylarıyla ele alınmalı ve ciddi ve uzun araştırmalar sonucu bir takım kalıcı yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 

YASA YAPMAKLA GÖREVLERİNİ YAPTIKLARINI ZANNEDİYORLAR...

Siyasilerin bu denli hassas bir konuya yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toplumda şiddet arttıkça gündeme geldiğini düşünüyorum. Diğer konularda da olduğu gibi bu soruna toplumsal bir sorun nazarıyla bakıldığını düşünmüyorum. Yasa yapmakla görevlerini yaptıklarını zannediyorlar. 

Kürt sorununun çözümü ve PKK’nın silah bırakmasını amaçlayan,  yeni dönemde Anayasa çalışmaları kilit rol oynarken, Anayasada yapılması planlanan ‘vatandaşlık tanımı’ yeni bir tartışmanın odağına oturdu. Konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Vatandaşlık konusunun anayasada yer alması uygun olur mu? Teknik bir konu olduğu için Anayasada vurgu yapılmadan konunun kanun çerçevesinde çözülmesi yeterli midir? Yoksa vatandaşlık bir hak olduğu için Anayasal koruma altına alınması gerekir mi? Şeklindeki yaklaşımlardan vatandaşlık konusunun hak olarak ele alınmasını ve anayasada tarifinin yapılmasını uygun bulan yaklaşıma sahibim. Anayasada tarif yapılırken kişinin dil, mezhep, din ve benzer ayırımlar yapılmadan devlete olan siyasi bağını belirtmek bakımından bir tarifte yapılabilir. Bu doğrultu da yapılacak tarifin daha eşitlikçi olacağını düşünüyorum. 

BU TÜR SORUŞTURMALAR HUKUKİ ZEMİNDEN ÇIKIYOR

Türkiye’de son dönemde çok sayıda gazeteci gözaltına alındı ya da tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bu tutuklamaların siyasilerin kararlarıyla gerçekleştiği iddia ediliyor. Bu konu hakkından yorumlarınız nelerdir?

Adli soruşturmaya konu olaylar hakkında ilgili dosyalarını görmeden yorum yapmayı pek doğru bulmuyorum. Fakat her zaman ifade hürriyeti, basın özgürlüğü gibi konular tartışmalı konular olmuştur. Hukuk çevrelerince de kabul edilebilir standart bir uygulamada yoktur. Örneğin bir yandan devlet büyüklerine hakaret suçundan polis resen soruşturma yapmakta, kişilere cezalar verilmekte diğer yandan kişilere yönelik hakaret suçlarında mahkemeler konunun güncel olması nedeniyle düzeltme hakkı taleplerini dahi reddetmektedir. Bu uygulamaları gördükçe bu tür soruşturmaların hukuki zeminden çıktığı yönündü ciddi bir kanaate sahibim. 

YARGIDA CİDDİ SORUNLAR YAŞANIYOR

Sizin ilinizden büyük fotoğrafa bakıldığında Türkiye’nin genel konjonktürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?  Türkiye’de hukuk nasıl bir hal aldı?

Yargıdan beklenen hali tespit, hakkı tescil ve adaleti tevzidir. Yargı TÜM paydaşlarıyla hali tespitte, hakkı tescilde ve adaleti tevzide ciddi sorunlar yaşamaktadır. Hukukun hali maalesef budur. Çözümü de Yunus Emre’ye bırakalım; "Cümle yaratılmışa bir gözle bakmayan, halka müderris ise hakikate asidir."

(Hukukihaber.net)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.