'Beni durdurun' diye yalvaran erkekler var
- HABERLER AİLE-SAĞLIK ANKARA

Çantasında 3 kitap taşıyor, fırsat buldukça okuyor. “Her insanın başkası için mutlaka yapacağı bir şey var” diyerek gönül elçisi olmaya davet ediyor herkesi. Bakan Şahin’le kadına şiddette gelinen noktayı, medyanın tutumunu ve aileyi konuştuk…

Sıkça gündeme gelen şiddet, son yıllarda arttı mı yoksa görünür mü oldu?

Kapalı bir toplumdan açık topluma gidiyoruz. Bu dönüşümü bizim iyi yönetmemiz gerekiyor. Ben 10 yıllık aktif siyasî hayatımda şunu gördüm: Kadına yönelik şiddet hep kayıt dışıydı ya da aile içi şiddet denilip geçiliyordu. Şiddet gören, bir yere başvurduğu zaman yok sayılıyordu ve eve geri dönmek zorunda kalıyordu. Biz bir çalışma yaptık ve genelgeyi Başbakanlık’a sunduk. Türkiye tarihinde ilk kez kabul edilen bir eylem planına dönüştü. Ayrıca şiddet; kadının okuma-yazma oranı artınca, hakkını aramaya başlayınca, yasalar bu noktada gittikçe güçlenince, derdine çare bulmaya çalışan bir mekanizmanın olduğunu görünce daha görünür oldu. Medya da bunu sevdi. Çocuklara, yaşlılara ve sosyal yardıma muhtaç kişilerle ilgili yaptığımız çalışmaları anlatmamıza karşın bunlar çok küçük görünüyor. Negatif bir şiddet haberi ise ciddi manada manşete çıkıyor. Bunun böyle de bir alıcısı var. Biz bakanlık olarak bir taraftan yapısal dönüşümümüzü bir yandan da zihinsel dönüşümümüzü başarmaya çalışıyoruz. Bizim işimiz çok kolay değil. Kadın meselesi çok değişkeni olan ve duygusal bir mesele.

Peki şiddeti önleme adına yaptığınız çalışmalarda istediğiniz noktaya gelebildiniz mi?

Birçok merkezimiz çalışıyor. Bu yıl itibarıyla kadına yönelik şiddet yüzde 5 azaldı. Yıllara göre baktığınız zaman bunlar daha önce sayı olarak bile yoktu. Kimse bunu ne kabul ediyor ne sayıyordu. ‘Yok’ kabul ediliyordu. Mesela şimdi 177’den 163’e düşmüşüz ve son olarak 155’e düşmüşüz. Belki az bir düşüş olarak görülebilir ama bu değişim ve dönüşümde sosyal alanda kısa vadede hemen başarılı olamıyorsunuz. Biz burada bu sayıyı sıfırlamak için büyük bir gayret göstereceğiz. Uzun vade planlarını da çok net koymak gerekiyor. Kısa vadede kötü bir olay üzerine, yapılan tüm çalışmaları ve emekleri yok saymak da doğru değil.  Bu yalnızca aile bakanının ve başbakanın meselesi de değil. Toplumsal bir mücadele ve büyük bir koordinasyon isteyen bir mesele. Diğer bakanlıklar gibi somut ölçülebilir bir iş değil bu. Yol yaparsın geçersin, bina yaparsın oturursun. Bizim alanımızda büyük mücadele gerekiyor. Net ürün için de beklemeniz gerekiyor. Bunu oturtan ülkelere bakıyorsunuz, on yılları geçen çalışmaları var.

Şiddet gösteren erkeğin rehabilite edilmesine ilişkin haberimizle ilgili ne düşünüyorsunuz? Çünkü erkeği dışlayan bir koruma, aileye zarar verebilir. Babasız bir aileden söz etmek de mümkün değil.

Zaman’da bu konunun manşette olması dikkatleri çekiyor. Yasada da koruyucu ve önleyici tedbirlerden bahsediliyor. ŞÖNİM’lere kadınlarla beraber çok ciddi manada erkek geliyor. Alkol alıyorsa, kumar oynuyorsa bırakmak istiyor. “Öfkemi kontrol edemiyorum, bana yardım edin.” diyor. Sigorta kapsamında olmasa bile kanun kapsamında sağlık sigortasını doğrudan biz karşılıyoruz. Erkeğin sağlık sorunu mu var? Ekonomik sebeplerle mi şiddet oluyor? Bunu tetikleyen neden ne? Buna göre çare arıyor. Kimse yuvasını dağıtmak istemiyor. Çünkü çözüm değil. İnsanların yüzde 14’ü yeniden eski eşiyle evleniyor. Boşanıyor, deniyor ve bakıyor ki sorunlar daha da büyüyor. Bu yüzden bunlara gerek kalmadan ihtiyacı olan desteği anında veren bir sistemi hayata geçirmeye çalışıyoruz. O merkezlerimizde hemşire, polis, İŞKUR ve baro’dan olmak üzere 7 ayrı bakanlığın temsilcileri var. En iyi sistemin Viyana olduğunu öğrenince gittik, tespit yaptık. Orada da yalnızca kadın odaklı tespit yapılıyor. Biz sadece tespit değil tedavi yapacağımız kadın-erkek odaklı bir çalışmayı oraya koyduk. Boşanma süreci danışmanlığı hizmetiyle 407 vakadan 75’i evliliğine devam etme kararı almış. Bunlar çok önemli. Bir anda olmayacak bu iş ama mesele sorunu kabul edip çözebilme iradesi ortaya koymak.

Uzmanlar, medyanın şiddet olaylarına yaklaşımını eleştiriyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben çalıştığım en güçlü grubu yanımda tutmak zorundayım. Fakat şiddet öğreniliyor, öğretiliyor ve uygulanıyor.  Şiddet içeren yayınların çocuklar üzerinde çok ciddi etkisi olduğuna ve örnek teşkil ettiğine, sanal ekranda gördüğünü uygulamaya çalıştığına dair akademik camianın çalışmaları var. Bunu Münevver Karabulut cinayetinde de gördük. O olaydan sonra arkasından birkaç tane daha aynı tür cinayetler işlendi. Toplumsal bilincin yükseltilmesini çok önemsiyoruz. Burada tek suçlu medya dediğiniz zaman onlara da yazık etmiş oluyorsunuz. Töre ve Namus Cinayetleri Komisyonu başkanıyken Diyarbakır’da aşiret reislerini topladık. “Bakanım, Güneydoğu’da ataerkil düzende çok ciddi çözülme var. Gençler artık aile büyüğü ve kanaat önderlerinden çok etkilenmiyor, medyadan etkileniyor.” dediler. Yayın yönetmenleri ile görüştüğümüzde ise diyorlar ki “Sizin dediğiniz gibi bir yayını da kimse izlemiyor. Biz ticarî kurumuz hayatta kalmamız lazım.” O zaman anladık ki birbirini ters yönde besleyen çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Bu işi, elindeki kumandayı doğru yöneten aileler ve kendi içinde hassasiyeti olan örgütler başaracak.

‘Koruyucu aile’ sistemini de çok önemsiyorsunuz fakat toplum çok bilmiyor. Evlat edinmeyle arasındaki fark nedir?

Biz bu konuyu Diyanet İşleri Başkanlığı ile birebir çalıştık. Bu konuda hassasiyeti olanlarla ilgili bize bir bilgi notu geldi. Sayın başkan bize dedi ki: “Bir insanın hayatını kurtaracaksak, buradaki bizim değerler ve inanç sistemimize göre çok net bir duruşumuz var. Biz koruyucu aileyi her şekilde destekliyoruz.” Burada mahrem daire içinde insanın kendi evlatları için bile koruduğu şeyler var. Bu çocukları da bu şartlar içerisinde yetiştirdiğiniz zaman siz hayat kurtarmış oluyorsunuz. Bir çocuk temel bilgileri aldığı zaman kişiliği okul öncesinde oluşuyor. Uzmanlara göre özgüven, sevgi ve kendini iyi hissetmesi 0-6 yaş arasında. Koruyucu aile sisteminde ergenlik dönemine kadar olan süreçte bir ailenin yanında kalıp, kişiliğinin karakterinin, millî ve manevî değerlerinin olgunlaşması sağlanıyor. Yani olmaz diye bunu baştan yok etmek, insanı yok etmektir.

Sizce Türkiye’de en dezavantajlı grup hangisi?

Ben, çocuğun dezavantajlı olduğunu düşünüyorum. Diğerleri bir şekilde kendi hakkını, hukukunu arayabilir ama çocuğun bunu yapacak gücü yok.

İstismarın her türlüsüne de uğrayabiliyorlar.

Evet, cinsel istismar değil sadece. Dilendirilen çocuklar var. En büyük istismarlardan biri çocuğa el açtırmaktır. Bir anne bir baba bu kadar sosyal devlet imkânı güçlenmişken bunu nasıl yapabilir? Ya kötü niyet ya cehalet. Bununla ilgili çalışmalarımız var. Sokak çocuklarıyla ilgili çalışmalarımız sonuç verdi. Bu sorun azaldı ama sıfırlamamız lazım.

Davos’ta, ‘çalışma hayatında toplumsal cinsiyet eşitliği’konulu toplantıya katıldınız. Ülkemiz bu konuda nerede?

Bundan önceki Dünya Ekonomik Fo-rumu’nda Japonya, Meksika ve bize görev gücü oluşturma ve çalışmayla alakalı çalıştırma grubu oluşturmamız için görev verilmişti. Kamu, bazı konularda geridir ve özele yetişmeye çalışır. Özel sektörün en iyileri arasında bir anket yaptık. Ne kadar kadınların ihtiyaçlarını giderebiliyorlar? Ne kadar emzirme ve kreş odaları var? Ölçtük, değerlendirdik ve kendilerine sunduk. Eşitlik platformuyla beraber bir deklarasyona imza atarak, “Ayrımcılık yapmayacağız, eksikliklerimizi tamamlamak için çalışma yapacağız” dediler. Bu çalışmayı Davos’ta anlatınca Meksika ve Japonya’dan çok daha ileri çalışmalar yaptığımız onaylandı ve Türkiye modeli diye örnek gösterildi.

Evimde Anadolu insanından farkım yok


Çalışan kadının hayatta çok rolü var, hele bir bakansa. Evdeki annelik rolünüz nasıl gidiyor?

Çok ciddi fizikî zaman problemimiz var. Çocuklar baştan beri buna alıştılar. Yaptığım her işte ailemden çok büyük destek aldım. Bu işe başlamadan önce eşimin ‘Bu işin en iyisini yap, biz üzerimize düşen neyse hep senin yanındayız’ dediği bir bakış açısıyla bugünlere geldik. Ben bu toplumun içinden geldim. Evimde Anadolu’daki bir insanın yaşantısından hiçbir farkım yok.

Yoğunluğunuz arasında formunuza dikkat ediyor musunuz? Hobileriniz var mı?

Ekran beni olduğumdan kilolu gösteriyor. Led ekranları sakıncalı ilan etmeli. (Gülüyor) Spor yapmayı seviyorum. Yoğun bir tempomuz var ve fizikî olarak çalıştığımız için çok vakit bulamıyorum. Fakat pazar günleri vakit buldukça eşimle yürüyüş yapıyoruz. En çok satan kitapları mutlaka takip etmeye çalışıyorum. Çantamda mutlaka iki-üç kitap olur. Takip ettiğim köşe yazarları var. Mutlaka her gün okumaya çalışıyorum. En son Saniye Dedeoğlu ve Adem Yavuz Elveren’in Türkiye’de Refah Devleti ve Kadın kitabını okuyorum.

Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.