Kurbağalıdere'nin sonuçları korkunç!
Türkiye’nin en şık semtlerinden Kadıköy... Geçen salı, Şükrü Saracoğlu Stadı’nın önünü kızlı-erkekli gruplar doldurmuş; tezahürat yapılıyor, marşlar söyleniyor. Şampiyonlar Ligi ön eleme maçı oynanacak. Akşam serinliği çökmeye başlamış, etraf cıvıl cıvıl. Görünüşte her şey çok güzel. Ama sadece görünüşte.

Bir de kokuyu alsanız... İnsanın midesini bulandıran, burnunuzu tutmadan tahammül edemediğiniz kesif lağım kokusu yayılıyor bütün semte. Geniz yaktığı için Kadıköylüler biber gazına benzetiyor bu kokuyu. Yüzlerce metre öteden alabiliyorsunuz ama Kızıltoprak’ı Moda’ya bağlayan köprüye yaklaştıkça verdiği rahatsızlık iyice dayanılmaz hale geliyor. Çünkü kaynağı bu köprünün altında: Yıllardır bir türlü ıslah edilemeyen Kurbağalıdere. Üstelik bu yaz her zamankinden daha beter. Pislikten fokur fokur kaynıyor, içinden çıkan her baloncuk koku bombası gibi havaya karışıyor.

Birlikte teste gittiğimiz Prof. Dr. Meriç Albay’ın cihazı suya değer değmez alarm vermeye başladı. En az 7 mg olması gereken oksijen miktarı 0.1 mg’ye düşmüş.

Derenin yanındaki Yoğurtçu Parkı bomboş. Civar apartmanlarda yaşayanlar yazlıklara kaçmış, gidemeyenler sabah çıkıyor, bir daha akşam dönüyor evlerine. Başka çare yok. Mesela Esra Karakış’ın çocukları bu yıl iki kez rota virüsü kapmış: “Kusuyorlar ve ishal oluyorlar. Su bile içemiyorlar. İki kere acile kaldırdık. Bir daha olursa İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni mahkemeye vereceğim.” Perşembe günü bir yürüyüş yapılacağını öğrenince komşusu Melahat Çelik Şencan da gelmiş protestoya: “Dere çok yakın, çocuklarımız için korkuyoruz. Çocuğum oyuncak ayısına bile maske takmamı istedi. Onu da korumaya çalışıyor.”

BİKİNİLİ ALMANLAR YÜZERDİ

Öyle uzun uzun teknik analizlere gerek yok. Şişe atsanız batmayan deredeki görüntü zaten her şeyi anlatıyor ama tam olarak nasıl bir tehlikeden bahsettiğimizi anlamak için dereler üzerine çalışan İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Albay ile Kurbağalıdere’de; yerinde incelemelerde bulunduk. Derenin üzerindeki bir kayıktan ölçüm cihazını suya batırdı. Cihaz alarm vermeye başladı. Prof. Albay’ın söylediğine göre suda canlı yaşamı için litrede en az 7 miligram oksijen olması gerek. Cihazın alarm vermesi burada 7 yerine 0.1 olmasından. Oksijen bitince bakteriler ürüyor. Onlar da dipteki organik maddeleri parçalıyor. Oluşan kabancıklar da kokuya neden oluyor. Bakteri, hastalık demek. Islah çalışması bugün bitse bile derenin kendine gelmesi en az birkaç sene... En büyük tehlikeyse derenin doğrudan Marmara Denizi’ne dökülmesi. Mesela Fenerbahçe Spor Kulübü Yelken Şubesi az ötede antrenman yapıyor. 1969’dan beri şubede kaptanlık yapan Yılmaz Yamaç, “Kokudan çok etkileniyoruz ama faaliyetlerimize ara vermedik. Çocukları antrenman için tekneyle açığa götürüyoruz” diyor. Halbuki eskiden böyle miydi? Doğma büyüme Kadıköylü olan Yılmaz Kaptan, bir zamanlar derede lüferlerin, istavritlerin olduğunu hatırlıyor: “Karşı kıyıdaki otelin Alman müşterileri dereyi yüzerek geçerlerdi. Hatta ilk bikiniyi onlarda gördüm.”

SIFIR OLMASI GEREKEN KOLİBASİLİ 200 ÇIKTI 

Derenin durumuyla ilgili Kadıköy Belediyesi’yle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin karşılıklı suçlamaları yılan hikâyesi gibi. Derenin geçmişini en iyi bilenlerden Kadıköy’ün eski belediye başkanı Selami Öztürk, sorunun İBB’nin beceriksizliğinden kaynaklandığını söylüyor: “İBB, dere yatağını genişletme kararı aldı. Bu sırada içinden foseptik akan iki buçuk metre çapındaki borular kırıldı ve lağım dereye akmaya başladı. Kadıköy’e de Marmara’ya da yazık.” Gerçekten de yazık. Çünkü ilçe belediyesinin dere ağzında yaptırdığı ölçümlere göre, her 100 mililitrede 200 olması gereken fekal bakteri 2900, 1000 olması gereken koliform 6300, sıfır olması gereken kolibasili 2200 çıktı.

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’na bunun ne demek olduğunu sorduk, cevap: “Derenin yakın çevresinde bulunmak, suyla temas etmek çok büyük risk... İnsan dışkısıyla bulaşan tüm hastalıklara kapı açık: Sarılık, tifo, dizanteri... Derenin denize döküldüğü civardan çıkan balık yenilemez... Evcil hayvanların dere kenarına geçişleri bariyerlerle engellenmeli... Denizde de bu kirliliğin takip edilmesi gerekiyor. Yakında yelken yapılan, balık tutulan, denize girilen yerler var. İBB’nin bu analizleri yapması ve bulguları açıklaması gerek. Ben şu ana kadar böyle bir açıklama görmedim.”

İBB ise metro tipi tünellerle ıslah çalışması yapıldığını ve yıl sonuna kadar da durumun kontrol altına alınacağını söylüyor. (Hürriyet)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.