Referandumun parlattığı yıldız

Ali Abaday / ntvmsnbc

Referandumu boykot edip seçime katılmayanlar sonuçların değerlendirilmesinde ve okuyuculara aktarılmasında kimi zorluklar yaşattılar. Ancak ABD’nin New Orleans kentinde yaşayan Türk bir akademisyen daha önce yaptığı bir programı kullanarak kendisini takip edenlere sonuçları tüm çıplaklığı ile ulaştırdı.

A. Murat Eren ABD’de bilgisayar bilimleri üzerine doktora yapan bir akademisyen. En büyük hobisi fotoğraf çekmek. Fotoğraflarını ve yazılarını yayımlandığı sitesini pek çok kişi takip ediyor. Eren ile ntvmsnbc için seçimler, doktora konusu ve fotoğraflar üzerine konuştuk.

Referandum sonrasında çok güzel analizler içeren bir yazıyı sitenize koydunuz. Siz referandum sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Toplumun benim referandum değerlendirmelerime hazır olduğunu sanmıyorum. Şaka bir yana ben daha çok insanların daha gerçekçi rakamlar üzerinden referandumu kendi kendilerine değerlendirebilmelerini sağlamalarına yardımcı olabilmek için, içinde "görüş" barındırmayan bir analiz ortaya koymak istedim. Bunun benim değerlendirmelerimden daha önemli olacağını düşündüm. Zira herkes değerlendiriyor. Fakat objektif verileri sunarak "bireylere" değerlendirme şansı veren kimse yok. Çünkü bireylerin değerlendirmeleri kimse için önemli değil. Birey dediğinin önemli olanı değerlendiren, sorgulayanından ziyade ezberleyen, hareket ettirileni. Bu her siyasi görüş için böyle ve bunda şaşıracak bir şey yok. Fakat bireylerin değerlendirmeleri, bireylerin kendileri için önemli. Biz, bireyler, gerçekten neler olduğunu anlama işini başkalarına delege etme alışkanlığını yavaş yavaş bir kenara bırakmalıyız. Bu analizler bu alışkanlığı yavaş yavaş kenara bırakmaya çalışanları desteklemek içindi. Açıkçası araya kendi değerlendirmelerimi sıkıştırarak onların bu mücadelesine saygısızlık etmek istemedim.

ABD’de yaptığınız doktoranın konusu nedir?
Şu anki çalışma alanım mikrobiyal topluluk ekolojisi olarak anılıyor.Temel amacı bir ortamdaki bakteri topluluklarındaki değişimleri gözlemeyerek bu ortamdaki değişimler ile bakteri topluluklarındaki değişimler arasındaki ilişkileri tanımlamak. Bakterilere her yerde rastlamak mümkün olduğu için bu "ortam" herhangi bir yer olabilir; fakat benim çalıştığım laboratuvarda daha çok insanlardaki bakteri topluluklarına yoğunlaşarak hastaların sağlığındaki değişimler ile vücutlarını kolonize eden bakteri topluluklarındaki değişimler arasındaki ilişkileri inceliyoruz. Sağlıklı bir insanın vücudunda yaklaşık 100 trilyon mikrobiyal canlı yaşıyor. Bu rakam insan bedeninin tamamını oluşturan hücrelerin sayısının yaklaşık on katı. Bu mikrobiyal canlıların büyük çoğunluğunu da bakteriler oluşturuyor. İnsan vücudunun çeşitli yerlerini kolonize etmiş olan bu bakteri toplulukları, birçok değişik bakteri türünün bir aradalığı ile meydana geliyor. Bu topluluklar oluşturan bakteri türlerinin oranlarındaki değişimler ise çeşitli sağlık bozukluklarına yol açabiliyor. Ben de tam burada bilgisayar alanındaki deneyimlerimi klinisyenler ve mikrobiyologlar ile beraber çalışarak bakteri toplulukları arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak için kullanıyorum. Sadece bir grup hastadan alınan örnekler içerisindeki bakterilerden elde edilen "ham" genetik bilgi milyonlarca satırı bulabiliyor. Bu veri içerisindeki her bakteriyi tek tek ele alıp onları belirli benzerlik kriterlerine göre kümelemek, bu kümelerden hastaların bakteriyel topluluk profillerini oluşturmak, bu profilleri evrimsel ilişkilerine göre soyoluş ağaçlarına yerleştirmek, bakteri topluluklarının soyuluş ağacı üzerindeki dağılımlarını birbiri ile kıyaslayarak hangi tür topluluk profillerine hasta insanlarda, hangi tür topluluk profillerine sağlıklı insanlarda rastlandığı hakkında makul fikirler ortaya atmak süreci her aşamada karmaşık algoritmaların ve istatistiksel analiz metotlarının kullanılmasını gerektiren çetrefilli bir süreç. Bilgisayar bilimleri, mikrobiyoloji ve ekoloji arasında bir yerlerde bulunan bu niş içerisinde yürüttüğüm doktora çalışmam tüm bu süreci örgün bir altyapı üzerine taşımaya gayret ediyor.

Çalışmanız baya ilginç görünüyor. Bu çalışmanın sonucunda her tür hastalığa dair bakteriyel durumu açısından bir önbilgi elde edilecek gibi. Yanılıyor muyum? Ve bu sayede hastalıklara karşı daha iyi tedaviler de bulunabilir sanırsam.
Bu çalışmaları şimdilik hastalıklara çare bulmaktan ziyade,hastalıkların ve bakteri kolonilerinin doğasını ve bizimle olan ilişkilerini anlamaya çalışmak olarak görmek gerekli belki de (elbette maksat daha sağlıklı bir yaşamın koşullarını araştırmak, fakat bu önce mevzunun doğasını anlamaktan geçiyor). Ayrıca insanda rastlanan tüm hastalıkların sebebi bakteriler olmadığı gibi bakterilerin sebep olduğu düşünülen hastalıklardan da bakterileri öldürerek kurtulmaya çalışmak her zaman en doğru adım olmayabiliyor (kimi hastalıkların yine bakteriler ile çözülmesi gerektiğine dair teoriler var; hatta projelerimden birisini de erken doğum ile dünyaya gelmiş olan bebeklerin ciddi bir yüzdesinin ölümünden sorumlu tutulan ve sindirim sistemini kolonize eden bakterilerin önemli bir rol oynadığı düşünülen necrotizing enterocolitis isimli hastalığın, yine bakteriler ile tedavi edilmesi gereken hastalıklar sınıfında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini araştıran bir klinisyen ile beraber yürütüyorum). Bakteriler ile insan vücudu karşılıklı çıkarlara dayanan profesyonel bir ilişki içerisinde sanki. Bu ilişkinin dinamiklerini, hangi durumlarda bozulabildiğini, düzeltmek için neler yapılabileceğini ise henüz tam olarak bilmiyoruz. Canlıların genomlarından, sahip oldukları genetik kodu okuyabilmemize olanak sağlayan teknolojiler çok yeni olduğu için, bilim dünyası da bakteri kolonilerinden elde ettiği genetik bilgi ile bu sorulara sağlıklı yanıtlar bulma çalışmalarına neredeyse yeni başladı. Benim çalışmam, bu alanda çalışanların inceledikleri verinin anlattığı hikayeyi daha kolay ve daha hızlı okuyabilmelerine, hipotezlerini daha hızlı ve isabetli şekilde test edebilmelerine olanak sağlama hedefi güdüyor.

Yiyecekler üzerindeki bakteri grupları incelenerek, hastalıklara neden olan bakterilerin temizlenmesi olası mı? Şu an teorik bile olsa...
Bakterilerin birbirleri ve diğer canlı ortamlar ile arasındaki lişkilere dair daha derin fikirler elde ettikçe içinde bakterilerin olduğu senaryoların sayısı da artıyor. Örneğin hidrokarbon moleküllerini parçalayarak enerji elde eden bakterileri kullanarak petrol sızıntılarının hakkından doğaya zarar vermeden gelebilir, kimyasal atıklar içerisindeki kimyasal bileşiklerin doğaya zararsız moleküllere indirgenmesinde bakterileri kullanabileceğimizi, henüz tam olarak nasıl yapabileceğimizden emin olmasak da, biliyoruz. Bununla beraber mikrobiyal canlılar toprak altındaki besin döngüsünün de en önemli bileşenleri, karbon, sülfür, magnezyum, azot, fosfor, demir gibi elementler onlar sayesinde yaşam içerisindeki çevrime yeniden dahil oluyorlar. Bakteri topluluklarını anlamanın tarım alanında da önemli uygulama alanları olması bekleniyor. Dolayısıyla bakterilerin doğanın her yerinde yerine getirdikleri bir işlev var, onların davranışlarını anlamak sadece insan sağlığı ile ilgili avantajların yanında şu anda hesap etmenin güç olduğu birçok başka kapıyı da aralayacak muhtemelen.

"Hidrokarbon moleküllerini parçalayarak enerji elde eden bakterileri kullanarak petrol sızıntılarının hakkından doğaya zarar vermeden gelebilir" dediniz. Yani geleceğin en önemli alanlarından biri bakteriler olacak yanılmıyorsam.
"Geleceğin en önemli alanlarından birisi bakteriler olacak" deme fikri beni biraz rahatsız ediyor. Birçok alanda birçok gelişme yaşanıyor, bakterileri onların önüne koymamak gerek. Mesela bu hayattaki en önemli şeylerden üçünün peynir, şarap ve bira olduğunu düşünenler için bakteriler zaten hali hazırda hayatımızdaki en önemli şeylerden birisi.

BP'nin Meksika Körfezi'ndeki petrol krizini düşünürsek, ilerde bu tür bir krizi durdurmak için de dediğiniz bakterileri kullanabilir miyiz?
Krizin etkilerini azaltmak için bu tip çözümlere başvurmak uzunca zamandır tartışılan bir fikir. Fakat "bioremediation" adı altında toplanan çözümleri etkin şekilde kullanmak ve daha fazla zarara neden olmamak için daha fazla öğrenmemiz gerekiyor. Örneğin şu anda yapılan ölçümler Meksika Körfezi'nde petrol parçalayan bakterilerin sayısının normalin çok üstüne çıktığını gösteriyor. Fakat bu bakteriler ortamdan sadece hidrokarbon moleküllerini alarak enerji üretemiyorlar, oksijene de gereksinim duyuyorlar. Ortamda oksijeni onların tükettiği hızda yerine koyacak bir kaynak olmadığı için sudaki çözünmüş oksijen miktarı hızla azalıyor. Suyun canlılığı desteklemeye devam edebilmesi için ihtiva etmesi gereken oksijen miktarı çok fazla düşünce "hypoxia" denen durum meydana geliyor ve toplu canlı ölümleri ile karşılaşıyoruz. Daha birkaç gün önce birçok türden on binlerce balık, yengeç ve karides topluca öldü. Suyun üzerine çıkmış küçük balık kafaları şehirler arası yollardaki çakıl taşları gibiydi. Elbette bunlar BP'nin basın üzerindeki inanılmaz manipülasyon gücü sayesinde çok az duyuluyor. Çünkü kendileri de biliyor ki bu ölümler pekalâ BP'nin kimseye danışmadan kullandığı çözücüler yüzünden dibe çökmüş, su altı akıntıları ile belli bir yerde toplanmış petrol kalıntılarından beslenen ve hızla semiren bakterilerin sudaki oksijeni tamamen tüketmesi ya da suyun pH seviyesini hızla düşürmesi kaynaklı olabilir. Henüz bu konuda bir araştırma yapılmadığı için kesin bir şey söylemek güç. Özetle söylemeye çalıştığım şey doğaya müdahale etmenin sonuçlarını kestirmenin güç olduğu ve çok ciddi bir birikim gerektirdiği. Evet, bakteriler ileride daha fazla alanda, özellikle de "bioremediation" alanında çokça kullanılacak. Fakat ne zaman olacağı ve ne başımıza ne işler açacağını kestirmek güç.

Siz bu çalışmaya nasıl dahil oldunuz?
Çalıştığım enstitü içerisindeki laboratuvarlardan birisi uzun zamandır soyoluş ağaçlarını kullanarak bakteri topluluk profili çıkarmayı denemeyi istiyor fakat enstitü içerisinde yardım edecek kimseyi bulamıyormuş. Söylemesi kolay fakat yapması bilgisayar ve programlama konusunda beliğ olmayı gerektiren bir mevzu olduğu için muhtemelen kimse bu külfetin altına, doğrudan bir çıkarı olmayacağından, girmek istememiş. Dolayısıyla enstitüde kendilerine yardım edecek birisini bulamamışlar. Önce Türkiye Linux Kullanıcıları Derneği sonrasında da Pardus sayesinde özgür yazılım felsefesi ile büyüdüğüm için bu kadar yakınımda dönen bir hadiseye bu tip bir ilgisizlik göstermem mümkün değildi. Boş vakitlerimde çalışıp problemlerini çözdüm. Bu sırada o alana dair birçok şey öğrenmem gerekti elbette. Öğrendiklerimden o kadar etkilendim ki 3 yıldır birlikte çalıştığım tez danışmanıma birkaç ay önce veda edip bu yeni laboratuvarın sevimli bakteri toplulukları üzerine yürüttüğü araştırmalar içinde kendime bir yer buldum.

Eğitiminiz bittiği zaman Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musunuz?
Evet, düşünüyorum. Elbette ardı arkası kesilmeyen intihal haberleri ve intihalcilere karşı takınılan yumuşak tutum insanın cesaretini kırıyor. Bunun üstüne Türkiye'de bilime ayrılan bütçenin azlığı, bu bütçenin üniversiteler ve bölümleri arasındaki orantısız paylaşımı da geriye dönme arzusunu baltalayan faktörlerden. Fakat yine de dönmek, koşulları zorlayayarak kısıtlı imkânlarla neler yapılabileceğini görmek, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ya da Çoruh Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmak güncel hedeflerim arasında.

Neden Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ya da Çoruh Üniversitesi? Özel bir sebebi var mı? Örneğin ODTÜ çalışmalarınız için daha iyi imkanlar sunmaz mı?
İnsanların kendilerine daha iyi imkânlar sunulan yerleri değil, daha iyi imkânlara muhtaç insanların olduğu yerlere gitmeyi bir alışkanlık haline getirmeleri ne güzel olurdu. Ben Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi mezunuyum. Örneğin, ODTÜ ya da ÇOMÜ'ye yerleştirilen öğrencinin sınavda ortaya koyduğu başarı arasındaki fark ile karşılaştıkları eğitim kalitesi arasındaki fark kesinlikle kıyaslanabilir değil. Sınav sistemine karşı değilim; çünkü "daha iyisi şöyle olurdu" diyemiyorum. Fakat her yıl yeni bir tanesi açılan üniversitelerin eğitim kalitesi anlamında hiçbir standardı tutturamayışı, bunun tatsız sonuçlarının da öğrencilerin omuzlarında olması çok çok büyük bir haksızlık. Ben öğrenci iken ÇOMÜ bilgisayar mühendisliğinin bölüm başkanı bir sebeple Trakya üniversitesinden kovulmuş bir Yardımcı Doçent idi (birkaç yıl sonra üniversitenin adını sahte konferans düzenlemek için kullanarak maddi çıkar elde ettiği için ÇOMÜ'den de kovuldu). Bölümde topu topu bir Doçent, bir Yardımcı Doçent, birkaç tane de okutman vardı. O dönem orada okuyan öğrencilerin hiçbirisi hak ettikleri eğitimi alamadı ve dışarıdan kimse bu bölümün boşluğu ile ilgilenmedi. Bu yüzden öncü olması gerekirken kendisi dışındaki üniversitelerin problemleri ile ilgilenmeyen bir üniversiteye gitmektense ÇOMÜ ya da Çoruh Üniversitesi gibi, gelen öğrenciler ziyan olmasın diye çaba gösteren akademisyenlerin savaş verdiği yerlerde, o akademisyenlerin saflarında yer almayı hem daha etik hem de daha verimli buluyorum. Moleküler biyoloji ya da genetik için durum farklı olsa da, söz konusu bilgisayar bilimleri olunca kısıtlı imkânlar ile yapılabilecek kaliteli araştırmalar yok değil. Nerede olduğunuzun da pek bir önemi yok; Artvinliyim, Çanakkale'de okudum, iki şehrin üniversitesinde de daha iyi imkânları hak eden öğrenciler olduğunu biliyorum. Amerika'da geçirdiğim süreyi biraz da bu konuda vizyon sahibi olmaya harcıyorum. Tabi bunlar şimdilik boyumdan büyük hedefler, zaman içerisinde ne olacağını göreceğim.

Son dönemde Türkiye'nin beyin göçünü geri çevirmeye çalıştığını ve yurtdışındaki Türk akademisyenlere teklifler götürdüğü biliniyor. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?
Sevinç ile karşılıyorum. Sonuna kadar destekliyorum. Konuda basına yansıyan beyanatları da okudum. Fakat ne yazık ki beyin göçünün tek sebebi bilimsel yetersizlikler değil. Hatta bilimsel yetersizlikler sadece beyin göçünün tersine çevrilmesi ile çözülebilecek şeyler de değil. Türkiye'deki bilimsel yetersizlikler bir kültürün ürünü. Beyin göçü de aynı kültürün bir sonucu. Beyin göçü tersine çevrilebilir, fakat ifade özgürlüğünün, insan haklarının tesis edilmediği bir ülkede beyin ne kadar tutulabilir, onu bilemiyorum. Örneğin bir basketbol maçında ülkenin başbakanını protesto edenlerin dayak yediği ya da fişlendiği bir ülkede ifade özgürlüğünden bahsetmek nasıl ki neredeyse abese iştigal ise, bu problemlerin yaşanmadığı ülkelerde üretme fırsatları olan beyinlerin büyük çoğunluğunun bunlara katlanmayı tercih edeceğini düşünmek o derece hayalperest bir yaklaşım. Türkiye her anlamda ilerliyor. Beyin göçünü geriye çevirmeye çalışmaya karar vermek dahi çok önemli bir adım. Bol şans diliyorum.

Fotoğraf çekmekle ne kadar zamandır uğraşıyorsunuz?
Yaklaşık 6 yıldır.

Fotoğraf çekmeye nasıl başladınız?
Pek ilginç bir hikayesi yok aslında, çok küçükken babamın ellememe müsaade etmediği bir fotoğraf makinesi vardı. Çok kırılmıştım. Kendi paramı kazandığım bir dönem bunu hatırladım. Hemen gidip bir fotoğraf makinesi aldım ve çekmeye başladım.

Fotoğraf konusnda beğendiğiniz sanatçılar kim?
Türkiye'de çok beğendiğim ve çok önemli işler yaptığını düşündüğüm fotoğraf sanatçıları ve fotojurnalistler var. Erdal Kınacı, Okan Akan, Fatih Pınar, Evren Özesen, Özgür Çakır, Birol Üzmez gibi isimler yaptıkları işler ile beni her daim etkileyen, kayda değer fotoğraf simalarından sadece birkaçı. Yurt dışında da Sebastiao Salgado, Elliott Erwitt, Larry Clark, Richard Avedon gibi isimlerin çalışmalarından çok etkileniyorum. James Nachtwey ise tek idolüm.

*A. Murat Eren'in fotoğraf ve yazıları için internet adresi: http://meren.org/blog/


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.