Boşanma davası; ölüm, gaiplik, cinsiyet değişikliği halleri dışında evliliğin sona erdirildiği bir eda davasıdır. Boşanma davası Türk Medeni Kanununun 2. Kitabında düzenlenmiştir. Hukuk sistemimizde boşanma davası 3 farklı şekilde görülebilir. Buna göre taraflar; özel nedenlere (zina, terk, pek fena muamele, onur kırıcı davranış v.b. yasada belirtilen nedenler) veya genel nedenlerle (evlilik birliğinin temelinden sarsılması, şiddetli geçimsizlik) bu davayı açabilirler.

Anlaşmalı boşanma ise Türk Medeni Kanununun 166/3. Maddesinde düzenlenmiştir.  Buna göre en az 1 yıl süreli evli kalan çiftler mahkemeye başvurarak hazırladıkları protokolün hâkim tarafından onaylanması halinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilerek boşanma kararı verilir.

Anlaşmalı boşanma davasının protokolü hazırlanırken taraflar boşanmanın fer’i niteliğinde olan; nafaka, tazminat, mal paylaşımı, ziynet eşyaları gibi hususları tek tek belirlemelidir. Daha sonrasında anlaşılan hususlarda yeniden talepte bulunmak mümkün değildir. Çünkü böyle bir durumda tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettikleri kabul edilir.

Nitekim bu doğrultuda Yargıtay;

“Davacının manevi tazminat talebi, davalının evlilik birliğinde sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiş olmasına dayanmaktadır. Tarafların anlaşmaları üzerine Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiş, boşanma kararı 27.09.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Boşanma kararı tarafların anlaşmalarına dayandığına göre, davacının boşanmadan sonra, boşanma sebebiyle artık manevi tazminat talep etmesi mümkün değildir. Çünkü böyle bir durumda tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettikleri kabul edilir. Bu itibarla anlaşmalı boşanmadan sonra artık boşanma sebebiyle tazminat istenemez. Bu bakımdan dava reddedilmelidir. Bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” (T.C YARGITAY 2.HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2011/11544  KARAR NO:2012/25372)

Aynı doğrultuda;

Taraflar anlaşmalı olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesi uyarınca boşanmışlar ve boşanmaya ilişkin karar 29.1.2010 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı kadın tarafından 3.5.2010 tarihinde açılan manevi tazminat ( TMK.md. 174/2 ) evlilik birliği devam ederken davacı kadının, eşinden şiddet ve kötü muamele görmesine dayalıdır. Boşanma kararı tarafların anlaşmalarına dayandığına göre, davacının boşanmadan sonra, boşanma sebebiyle artık manevi tazminat talep etmesi mümkün değildir. Taraflar arasında anlaşmalı olarak boşanmaya karar verilmiş olması durumunda, boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettiklerinin kabulü gerekir. Bu itibarla anlaşmalı boşanmadan sonra artık boşanma sebebiyle tazminat istenemeyeceği nazara alınmadan, davacı yararına manevi tazminata ( TMK.md. 174/2 ) hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk dairesinin E. 2014/18709 ve K. 2014/20286 Sayılı 20.10.2014)

Anlaşmalı boşanma sonrasında mali yoksulluğa düşen taraf düzenlenen protokolde nafaka talebinden feragat ederse daha sonradan yoksulluk nafakası talep edemez.  Dolayısıyla anlaşmalı boşanma davalarında en önemli husus düzenlenen protokolde her türlü hak ve menfaatin düzgün şekilde tesisini sağlamaktadır.

“Somut olayda; taraflar anlaşmalı olarak boşanmışlar, bu dava sırasında davacı, davalıdan yoksulluk nafakası talep etmeyeceğini belirtmiş, mahkeme tarafından da bu beyana dayanılarak, yoksulluk nafakası konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davacı kadın, boşanma davası sırasında, hür ve serbest iradesi ile, yoksulluk nafakasından feragat etmiş bulunduğundan, artık bir daha, yoksulluk nafakası talep edemez. Davacı kadın yönünden, yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi gerekir. “  ( Yar. 3. Hukuk Dairesi 2015/1220 E. Ve 2018/3087 K.)

Özetle anlaşmalı boşanma davasında kararlaştırılan hususlar yeniden dava konusu edilemez. Burada dikkat edilmesi gereken husus anlaşmalı boşanma davasının kesinleşmiş olmasıdır. Tarafların anlaşmalı boşanma davalarından kesinleşene kadar rücu hakkı bulunmaktadır. Bu halde anlaşmalı boşanma kararı batıl olup dava çekişmeli boşanma davasına dönüşür.  ( Yar. 2. HD 2015/20548 E. ve 2016/14337 K. sayılı kararı)

Taraflar eğer ki daha sonra söz konusu şartların uyuşmazlığının olabileceğini düşünüyorsa bu hususta protokolde haklarını saklı tuttuklarını belirtmektedirler. Protokolde anlaşılmayan hususlar her halükarda dava konusu yapılabilir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde bu durumun tek istisnası müşterek çocukların velayetini alan tarafa verilen iştirak nafakalarıdır. Her ne kadar protokolde taraflar iştirak nafakası talep etmeseler dahi, bu hak çocuklara yönelik bir hak olduğu için feragat geçerli değildir. Anlaşmalı boşanmada davasından sonra da iştirak nafakası istenebilir ve/veya bu nafakanın arttırılmasına ilişkin davalar açılabilir.