Günlük siyasi tartışmalar içinde, gözlerden kaçan ve yeterince üzerinde durulmayan bir  konuya  İstanbul Kadın Kuruluşları Derneği (İKADDER) Başkan Yardımcısı meslektaşım Avukat Fatma Benli temas etmiş. Kendisinin muvafakati ile bugünkü köşemi  bu önemli değerlendirmeye ayırıyorum.
ATV’de 03.12.2014 tarihinde yayımlanan Kara Para Aşk dizisinde mahkemede gerçekleşen bir sahne ister istemez ATV yetkilileri ne yapmak istiyor sorusunu sorduruyor
Zira dizinin en sevimli iki karakteri birbirini seviyor, eski devre olan polislerden birinin evli olması aşklarını birbirlerine ilan etmelerine engel olmuyor.
Erkeğin eşi, bağırarak adliyeyi birbirine katan, kendini rezil eden, kendi davranışıyla evliliği bitirme noktasına getiren, geçimsiz, zaten bu sonucu hak etmiş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.
Diğer tarafın hakim önünde, evli bir erkek için “ben duygularımı senelerdir atıyorum ama artık kabul etmem gerek ben ona aşığım” demesi ise “cesaret” olarak sunuluyor,
Sonrasında sevimli karakterlerimiz de birine aşklarını ilan etmenin verdiği rahatlık içinde el ele adliyeden çıkıyorlar.
Bu sadece tek bölümlük bir durum değil. ATV kara Para Aşk dizisi, yan tema olarak bu ilişkiyi uzun zamandır kurguluyor
Bu karakterler erdemden yoksun ahlaki zafiyet içinde olan kişiler olsa hiç sorun değil,  Türkiye’yi Amerika zannedip tutuksuz yargılanmak için kefalet gerektiğinin söylenmesi gibi, dizilerdeki pek çok yanlış arasında konuşmaya bile değmez.
Sorun bu karakterlerin önce sevdirilip sonra onlar vasıtasıyla yaşananların normalleştirilmesi, topluma bunlar en erdemli insanlarca bile yapılabilen olağan davranışlardır mesajının verilmesi, zira yan karakterler arasındaki bu sevda uzun zamandır devam ediyor, sevimli kahramanımız  önce kendine engel olsa da erkeğin ısrarları neticesi artık kalbini ona açmaya karar veriyor. Bu dakikalarca süren elele tutuşma  sahnesi gibi ısrarla sürekli olarak uzun zamandır verilen bir tema.
Dizinin başlangıcından veri üstün karakterli erdem sahibi insanlar gösteren kişiler, daha boşanma gerçekleşemeden birbirlerine olan ilgilerini “sadece aşka karşı yenilmek” olarak meşrulaştırıyorlar. Nedir baştan beri verilen mesaj aslında iki taraf duygularıyla çok savaştı, bunu engellemeye çalıştı ama olmadı, mutluluk onların da hakkı.
Eskinin içten pazarlıklı, fettan, hiç kimsenin kendi ailesi arkadaşı akrabası ile özdeşleştirmeyeceği üçüncü kadınlar, yerini vefakâr cefakâr aslında buna olabildiğince karşı çıkan ama sonunda duygularına yenik düşen mutluluğu hak eden kişiler olarak sunulmaya başladı. ATV’nin de sahip çıktığı yeni trendde aslında karşı tarafın evliliğin bitmesinde kendisinin hiç dahli olmayan! her şey kendisi dışında olup biten tek suçu duygularına yenilmek olan kişiler olarak gösteriliyor.  Dünün mağduru aldatılan kadına bu gün biçilen  rol ise mutsuz, dırdırıyla kocasını mutluluğu dışarıda aramaya iten geçimsiz sorunlu tipler. Erkekler her dönemde masumdu zaten.
Hiç kimse karakter zaafı olan kişilerin davranışlarını içselleştirmez, ancak kendinden bildiği sevdiği karakterlerin davranışlarını ise bir müddet sona normalleştirir. Bir sonraki adımda yakınımızda yöremizde ki insanlar ne yapayım kendime çok direndim ama duygularıma engel olamadım der buluruz.
Peki bu, bu kadar normal midir? Eşlerden bir tanesinin aslında evlilik öncesi sevdiği birisi için yada tamamen farkı bir nedenle evi erk etmesi sonra boşanma davası açması, üstelik senelerdir evine arkadaşı olarak girip çıkan birisine aşkını ilan etmesinin çok normal bir davranış olarak gösterilmesi için yeterli midir? “Ben zaten evlenmeden önce de seni seviyordum sen başkasıyla nişanlandığın için evlendim eşimi hiç sevmedim artık seninle olmak istiyorum” sözü yapılanları  haklı hale getirir mi? 
Her şey bu kadar kolay mıdır?
Kişi henüz evli iken başkasına ilanı aşk ettiğinde, sevgilim kalbim dediğinde sadakat yükümlülüğünün ihlal etmez mi?
Sadakat evlilik devam ettiği müddetçe kadın için de erkek içinde temel bir yükümlülüktür.  Sadakat yükümlülüğü, eşlerden biri evi terk edip boşanma davası açana kadar değil, boşanma davası bitene hatta Yargıtay kararlarına göre mahkemece boşanma kararı verildikten sonra dosya temyizde ise Yargıtay’dan nihai karar gelip  boşanma kararı kesinleşene kadar devam eder.
Yine Yargıtay'a göre evli olduğunu bildiği halde bir başkasıyla beraber olma,  aldatılan eşinin kişilik haklarını zedeler ve manevi tazminat gerekir.
Yine Medeni Kanun hükümleri göre, evliliğin sona ermesinde daha fazla kusurlu olan eşin açtığı boşanma davası ret edilir. Zira hiç kimse, kendi kusurundan yararlanamaz.
 
Bu noktada  ATV’nin “Ben aşığım demek liseli aşıklar havasında el ele tutuşmak gayet romantik bir ortam oluşturmak ve yapılanı toplum nezdinde olağanlaştırmak” şeklindeki dizisini anlamlandırmak kınıyorum.
Bu çok masumane kendiliğinde gelişen bir senaryo değil. Aksi durumda ben seni zaten hiç sevmedim sen evliliği bitirdin sözleriyle terk edilen kadın “sen defalarca benim evimde kaldın yemeğimi yedin şimdi eşime aşık olduğunu söylüyorsun” diye bağırtılarak kendi kendini rezil eden konuma düşürülmezdi? Dizide kocasının kendisini aldattığı her iki kadının da “dırdırcı, sorunlu” kişiler olarak  gösterilmesinin tesadüf olmadığı da açık.
ATV bu konuda ne düşünüyor ?
 Dizilerin mesaj verme yükümlüğü yoktur diyenler, “Ben sevdim” demenin her şeyin bahanesi olabileceğini düşünmek yanlış değildir diyenler, bir gün aile mahkemelerinde duruşmaları izlemeliler.
Artık 7 aylık 9 aylık hamile kadınlar yargıç karşısına çıkıyor eşleri artık kendisini değil başkasını sevdiğini söylediği için! Sadece bir hafta önce tanıştığı bir kişi yüzünden küçücük çocuklarını terk eden kadın, eşine açtığı telefonda “ben çocuklarımı alacağım ne yapalım sevdik birbirimizi” diyebiliyor, bir haftadır tanıdığı kişi için eşini ailesini bırakan bir erkeğin, neden kendi çocuklarına bakacağını ve daha sonra kendisini de başka biri için bırakmasına neyin engel olacağını düşünmeksizin. Çünkü artık anlık yaşıyoruz. Önemli olan o an hissedilenler,  sonrasını düşünmek yok.
Kimse sen halen evlisin, halen sadakat yükümlülüğün var, bu sadakat her anlamda gerçekleşmeli diye düşünmüyor, boşanma davası nasılsa uzun sürüyor istediğim gibi yaşamımı sürerim diyor. Doğru davalar uzun sürüyor, ama bu “artık sıkıldım bu evlilikten, arabamı evimi değiştirdiğim gibi eşimi de değiştireyim, ama ne doğru dürüst nafaka ne tazminat vereyim” anlayışından kaynaklanıyor, her şeyden çabuk sıkılan ama bunun bedelini ödemeye yanaşmayan bir toplum olduk zira, bu nedenle boşanmak isteyen kişiler eşi ile anlaşarak tek celsede evliliği bitirmek yerine, uzun yolu nizalı boşanmayı tercih ediyorlar. Nasılsa Yargıtay kararları, eş ne kadar kusurlu olursa olsun, çok cüzi tazminatlar verilmesi gerektiği yönünde. Nasılsa boşanma davası devam ederken istedikleri gibi yaşayabiliyor. Nasılsa ATV’nin dizisinde görüldüğü gibi bu gayet normal gayret insanı çok erdemli çok iyi insanların da yapabileceği bir şey.
Merak ediyorum gerçekten ATV yetkilileri bu konuda ne düşünüyor?
Bir taraftan yayımladıkları dini sohbet programları ile diğer taraftan diğer taraftan uzun  zamandır devam eden ama artık son bölümünde ayyuka çıkan bu anlayışla nasıl bağdaştırabiliyor.
Bu noktada eğer kasıtlı davranmıyorlarsa ATV yetkililerine aile bütünlüğüne, evlilik tamamen sona erene kadar sadakat yükümlülüğüne saygınız olsun, verecekseniz de bu mesajı en sevimli, en erdemli görünen karakterleriniz eliyle vererek toplum nezdinde normalleşmesine katkıda bulunmayın, aldatılan kadınları cazgır, yaşadıklarını hak eden sorunlu kişiler gibi göstermeyin çağrısında bulunuyorum.

Bu yazı, sayın Reşat Petek tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için gönderilmiştir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.