Gün geçmiyor ki avukata özgülenmiş çalışma alanına tecavüz vuku bulmasın. En son Türkiye Barolar Birliği (TBB) yayınladığı 3 Nisan 2020 gün ve 2020/39 no’lu duyuruda, Ticaret Bakanlığı nezdinde yaptığı girişimler sonucu Bakanlığın, faaliyet alanı olarak “hukuk danışmanlığı” ve benzeri ifadelere yer veren firmaların izin taleplerini karşılamadığı, gerekli düzeltmeleri yaptırdığı yazısını paylaşmıştır.

İstanbul Barosu; önceleri trafik kaza mahallerine giderek tarafların tazminat haklarını düşük meblağlarla temlik yoluyla satın alan, daha sonra hukuka aykırı olarak kişisel verilere erişip taraflara ulaşan hasar danışmanlık firmaları hakkında suç duyurularında bulunmak suretiyle yargısal; şirketlerin ana sözleşmelerine aykırı faaliyette bulunmaları nedeni ile feshedilmeleri için Sanayi ve Ticaret Bakanlığına başvurmak suretiyle de idari girişimde bulunmuştu.

Yakın zamanda “hasar danışmanlık firmalarının hasar vereceği, avukatların ise hakkını vereceği”ne dair afişlerle İstanbul’u donatarak farkındalık yaratmaya çalışmıştı.

Hukuk literatüründe “avukatlık tekeli” diye bilinen, esasen halkın hak arama hürriyetinin güvencesi olan Avukatlık Kanunu’nun “Yalnız avukatların yapabileceği işler” başlıklı 35/1. maddesindeki: "Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnızca baroda yazılı avukatlara aittir." yasak hükmüne rağmen, avukatlara hasredilen bu alan avukat olmayan kişilerin faaliyet göstermek istedikleri bir yer oldu.

Anayasa Mahkemesi bu hükmün iptali için yapılan başvuruyu, 20.12.1977 gün ve 1977/121-142 no’lu kararı ile reddetmişti. Kararda, hak aramak için yargı yerlerine başvurmada uzmanlık, bilgi ve yetenek gerektiği, bu kapsamda halkın kendisine yol gösterecek yetenekli kimselerin yardımından yararlanmasında kamu yararı olduğu, hukuk fakültesi mezunu, stajını yapmış ve avukat olmuş bir kişi dışındaki kişilerin hak arama işlerinde olmasının kamu düzenini ve kamu yararı ilkesini zedeleyeceği belirtilmişti.

İstanbul Barosu’nun avukat olmayan bir kişinin "İş Hukuku Alanında Rehberlik Hizmeti Vermek" şeklinde tanımlanan faaliyetinin yalnızca avukatların yapacağı iş kapsamında olduğunun tespitine ve bu ibarenin web sitesinden kaldırılmasına dair 2016 yılında açtığı davada ise, davalının Avukatlık Kanunu’nun 35/1. maddesinin Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak reddolunmuştur.

Ayrıca davalının bu alanlarda bilirkişilik yaptığı, hukuk fakültelerinde dersler verdiği, idari yargıda hukuk mezunu olmayanların da hakimlik yapabildiği, faaliyetlerinin hukuki hizmet sınıfından Türk Patent Enstitüsünce tescil edildiği, herkesin dilediği mesleği seçebileceği savunmalarına itibar edilmeyip topluluk davası şeklinde açılan davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava, istinaf ve temyiz aşamalarından geçmek suretiyle kesinleşmiş ve emsal bir karar niteliğini almıştır.

Avukatlara özgülenmiş hukuk alanı, avukat dışı faktörlerin her dönem faaliyette bulunmak istedikleri bir alan olmuştur. Maalesef bu faaliyetlere avukatların da bilerek yahut bilmeden iştirakleri olmuştur.

1990’lı yıllarda PTT ile bir firmanın birlikteliği ile oluşturulan “Alo Avukat” hattı, günümüzde şirketlerin hukuk alanında danışmanlık hizmeti verdikleri internet siteleri şeklini almıştır.

Geçmişte hesap uzmanlarına mali konularda avukatlar gibi temsil yetkisi tanınması, mali müşavirlerin Maliye İtiraz ve Temyiz Komisyonlarında avukatlara ait hak ve yetkileri kullanmaları, mali ve idari davaları takip edebilmeleri gibi yetkiler tanınmasına yönelik yasa çalışmaları olmuştu. Barolar ve TBB’nin çabaları ile bu çalışmalar nihayete ermemişti.

Sonuç olarak Barolar ve TBB, bu tür yasak faaliyetlerin durdurulması için erişimin engellenmesi, savcılık suç duyuruları ve kamuoyu oluşturulması gibi idari ve yargısal yollara başvurmaktadırlar.

Yargıda hukuk dışı aktörlerin varlığına avukatların meslek örgütleri dışında ses çıkartan olmaması, hatta aksi yönde çalışmalar yapılması, avukatlık faaliyet alanını tehlikeye sokmakla birlikte; avukatların ve Baroların mücadeleleri hakimsiz, savcısız ve avukatsız bir yargıya müsaade etmeyecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tıp Fakültesini bitirmeyen doktor olabilirmi? İnşaat Fakültesini bitirmeyen inşaat Mühendisi olabilirmi? Veteriner Fakültesini bitirmeyen Veteriner hekim olabilirmi? OLAMAZ. Öyle ise; Hukuk Fakültesini bitirmeyenlerde Avukat OLAMAZ. 2 ay önce

Avatar
Turgay Akın 2 ay önce

Tıp fakültelesi ve mühendislik fakültesi mezunları, vasat zekaya sahip normal insanlara; meslekleri hakkındaki esasa ilişkin konuyu izah etmekte zorluk çekerler çünkü bu kişiler Pozitif bilimin temel ölçütleri üzerinde eğitim görmüşlerdir. Fakat hukuk fakültesinin konusu beşeri ilişkilerdir; tıpkı iktisat ve işletme fakültelerinde olduğu gibi ve vasat zekaya sahip mezunları Türk Ceza Kanununda yer alan "kanunu bilmemek mazeret sayılmaz" hükmünün ne anlama geldiğini bilir dava dilekçesi şekil şarlarını ve eksik kaldığı ilgili kanun maddelerini google da araştırabilir kendi davalarını kendi açıp takip edebilir hale gelmiştir. Hukukun elde ettiği şey bilgi değil temel olarak hüküm”dür. Bu temel anlayış sayesindedir ki, idari yargıda hukuk mezunu olmayanlar da hakimlik yapabilmiş ve hukuk dili sadeleşmiş ve günümüz Türkçesi ile uyumlu hale getirilmiştir.

Avatar
Turgay Akın 2 ay önce

Zira hukuk toplumla birlikte gelişmemiş olsaydı enginisazyon mahkemeleri halen var olurdu veya kalıplaşmış şekillerin dışına çıkılmayacak olsa, Baroların gücüne rağmen, Türkiye'de pek çok hukuk profesörü var iken Anayasa Mahkemesine üye olarak hukukçu olmayanlar aday olamazdı.