Avukatlar ekseriyetle söz sanatlarında çok iyidirler. Özellikle de Avukatların “Baroculuk” yapanları...

TBB’nin ve Baroların yapısının değiştirilmesinin konuşulduğu şu günlerde hep aynı sloganları duyuyorum.

Savunma özgürlüktür,

Baro olmazsa yargı bağımsız olmaz,

Baro olmazsa insan hakları olmaz,

Adil yargılama olmaz…

Hepsi çok etkileyici ancak gerçekte Barolar bu sloganların altını ne kadar doldurabiliyor?

Belki ben unutmuş olabilirim; Baroların veya Barolar Birliğinin, yakın zamanda Avukatlar için gösterdiği herhangi bir başarıyı hatırlıyor musunuz?

(Euro’nun 8 TL’ye yaklaştığı şu günlerde “yeşil pasaport” demeyin lütfen)

İki büyük başarısızlık örneği vereyim:

1. 2001 yılında Avukatlara altın tepside bir fırsat sunuldu. Avukatlık Kanunu’na “uzlaşma sağlama” başlıklı 35/A maddesi eklendi.

Bu maddeye göre hazırlanan tutanağın, şu yerlere göklere sığdırılamayan “arabuluculuk”tan tek farkı; 35/A’ya göre hazırlanan tutanak yalnızca “dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce” hazırlanabilirken, arabuluculuk tutanağı her aşamada hazırlanabiliyor.

Taraflar ve Avukatları birlikte imzaladığında her iki tutanak da “ilam hükmünde” oluyor.

Başkaca hiçbir fark yok. Kendimizi “yuvarlak masayla”, anlamsız ve geçersiz psikoloji teknikleriyle boş yere kandırmayalım.

İşte bu öz hakiki arabuluculuk olan “35/A maddesi” Kanuna 2001 yılında eklendi, yani Arabuluculuk Kanununun yasallaşmasından 11 yıl, tasarı halinde ortaya çıkmasından 5 yıl önce. Bir kısım davalarda zorunlu hale gelmesinden ise tam 16 yıl önce...

Yani tehlike geliyorum diyor. Bağırıyor!

O sırada ise koskoca bir Birlik, 79 baro başkanı (Kilis Barosu 2013’te kuruldu), 300 den fazla delege bir proje sunup Bakanlığa kabul ettiremiyor.

2016 yılında bir kısım avukatlar ve baro yöneticileri kırmızı kart gösterme eylemi yaptılar ancak kart gösterenlerin bir kısmı o kartları usulca cebine sokup sessiz sedasız arabulucu oldular.

2. Diğer bir örnek ise “Avukatların Emekliliği” konusunda:

Kısaca özetlemem gerekirse, 2008 öncesinde topluluk sigortası kapsamında prim ödeyen avukatlar, 2008 yılında yayımlanan 5510 sayılı Kanunla 4/a (topluluk sigortası) kapsamından çıkartılarak 4/b kapsamına alındı. Bu değişiklik Avukatların daha fazla prim ödeyip daha az maaş ile daha geç yaşta emekli olmalarına neden oldu.

Basından takip etmişsinizdir; bir kaç ay önce Fransa’da hükümet çok benzeyen bir değişiklik yapmak istedi, avukatların yaptığı çeşitli eylemler sonucu, Fransız Hükümeti bu değişiklikten vazgeçti.

Peki bizim barolarımız o dönem ne yaptı?

Yeni emeklilik kanununa uyum için seminerler düzenlediler.

Barolarımız, mensubu olan Avukatların sorunlarıyla uğraşmıyor diye kapatılmasını savunacak değiliz.

Elbette çoklu baro gibi bir sisteme karşıyım ancak ortada savunacağım veya destekleyeceğim bir Baro kurumu da göremiyorum.

Ve sonra aklıma olmayacak düşünceler geliyor. Böyle bir şey olmaz ama olduğunu düşünün:

Bir sabah uyanıyoruz, İstanbul Barosu’nun başkanı ve yönetim kurulu üyeleri kötü adamlar tarafından kaçırılmış. Veyahut altı aylığına tatile çıkmışlar.

Baronun hangi işleyişi aksar? Çalışanların maaşları mı ödenmez? CMK görevlendirmesi mi yapılamaz? Servisler mi çalışmaz?

Avukatların gündelik hayatında ne değişir? Adliyelerin etrafını arzuhalciler mi sarar? Adliye bizim için iş yapılamaz bir hale mi getirilir? Yoksa savunmamız beğenilmediği için duruşma salonundan mı çıkartılırız?

Ülkede ne değişir? Bir anda tüm baro yöneticileri kaybolsa, demokrasi indeksinde alt sıralara mı düşeriz? Avukatlar mesleğini yaptığı için tutuklanmaya mı başlar? Siyasi iktidar kendisine yönelen her türlü muhalefeti terörist yaftası ile mi bastırır?

Mesela görevini yaptığı için yargılanan, ceza alan meslektaşlarımız varken, en tabi görevi kendisine aidat ödeyen meslektaşlarını korumak, kollamak, savunmak olan Baro, bu konuda görünürden veya gizliden neden bir şey yapmaz?

Öyle ki, iki avukat adil yargılanmadıklarını düşündüğü, seslerini duyuramadığı için iki ayı aşkın süredir ölüm orucunda.

Barolar ne işe yarıyor?

***

Gündemde olan bir diğer konu da Baroların delege yapısının değiştirilmesi. Yani 114. maddeye göre her iki senede bir seçtiğimiz delegelerin sayısında yapılmak istenen değişiklik.

Peki bu delegeler seçildikten sonra ne yapıyor? İki senede bir Ankara’da toplanan TBB genel kurulunu oluştuyor.

Genel kurul dediysem de gözünüzde büyütmeyin.

Bu toplantıların biri 4 yıllığına seçilen Birlik Başkanı ve Yönetim Kurulu için yapılırken diğeri de TBB’nin mali genel kurulu olarak yapılıyor.

Yani biri Başkan seçiyor, diğeri de o Başkanı ibra ediyor. Sonrasında kuru pasta yiyip, TBB logolu çanta, defter, ajanda gibi eşantiyonları alıp dağılıyorlar.

Böyle de anlattığıma bakmayın, asla küçümsemek veya delegelerin hiçbir işe yaramadığını söylemek değil niyetim.

Elbette mesleğin menfaatleri tehlikeye düşer, meslektaşlar zor durumda kalırsa, TBB olağanüstü de toplanabiliyor.

Mesela 2013 yılında, herhalde böyle bir durum oldu ki, olağanüstü bir toplantı yaptılar. Munzam emeklilik isimli bir yönerge hazırladılar. Hatta şu anki TBB Başkanı bunu 2023 projesi diye tanıttı. Alkışlarla kabul edildi.

Kısaca, 69 yaş üstü meslektaşlara ihtiyacı olsun veya olmasın emeklilik maaşı bağladılar.

Hukuka aykırı olduğundan bahisle 2013 senesinde yönerge aleyhine Danıştay’da iptal talepli dava açtım.

Önce yürütmenin durdurulması talebim reddedildi, beş yılın sonunda da açmış olduğum dava…

Bu sırada ise (ihtiyacı olsun ve olmasın) 69 yaş üstü meslektaşlara 6 yıl boyunca 50 milyon TL’ye yakın bir para ödendi.

6.yılın sonunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu TBB’nin yetkisini yönetmelik çıkarmak veya mevcut yönetmelikte değişiklik yapmak suretiyle kullanması gerekirken yönerge şeklinde yapması hukuka uygun değildir diyerek iptal etti.

400’ü aşkın delege, koskoca TBB Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri, kanuna aykırı bir şekilde düzenleme yaparak 6 yıl boyunca TBB’nin 30 milyon TL’yi aşkın bir parasını boşa harcadılar. Delegeler de bunu oy birliği ile kabul etti.

Kendilerine maaş bağladılar diyeceğim ama dilim varmıyor… *

Adliyelerin aylarca kapalı olduğu, avukatların iş yapamadığı pandemi sürecinde, TBB neden meslektaşlarına yardım yapamadı, parası yok muydu diyorsanız sorumluları uzakta aramayın.

Kısaca Barolar olmasa, daha kötü ne olabilir?

Av. Erdost BALCI

*  Munzam Emeklilik Konusunda Detaylı Bilgi için :  https://www.hukukihaber.net/barolar-birliginin-2023-projesi-ve-hayal-kirikligi-makale,6062.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
av.fikret 1 ay önce

Meslektasımın yazdıklarını 30 yıldır düşünürüm böyle güzel ifade edemezdim
Her kelimesine imzamı atarım

Avatar
Yorum 1 ay önce

Yönerge iptal edilmişse yapılan 30 milyon lirayı aşkın ödemeler geri alınmış mı? Bunun da ortaya çıkarılması gerekir.

Avatar
Av. otto 1 ay önce

Antalya barosu kendi avukatlarından zor durumda olanlara destek yaptı. İst barodan ise faturaları birbirine ödetme olayı dışında bir şey göremedik. Koskoca İst. barosunu işlevsiz kılmak da bir meziyettir kanımca. Demokratik duruş yetmiyor, hareket bekliyoruz ama yok malesef.

Avatar
Paracıklar? 1 ay önce

Peki 30 milyon TL’yi haksız yere alan avukatlar geri ödeyecek mi? Yoksa alan aldığı ile mi kalacak? Kurum zararına sebep olanlara kimse bir şey demeyecek mi?

Avatar
Helal olsun 1 ay önce

Abi sen harbi yürekli adamsın. Tebrikler. Benim en sinir olduğum şey.; bizim oylarımızla hizmet yapıcam deyip seçilen ve yönetim görevini Kılıçdaroğlu olarak kullanıp şahsi ikbal peşinde koşan Zübük arkadaşlar.