Kadir GÖNÜLBAŞ [1]

Giriş

1982 Anayasası’nda 12/9/2010 tarihinde yapılan değişiklik ile herkese, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS ya da Sözleşme) yer alan ve Anayasa’da sayılan temel hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurma hakkı tanınmıştır[2]. Günümüz itibariyle Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurular hakkında verilen kararların yerine getirilmesi hususunda uygulamada sorunlar ortaya çıkmaktadır. Son zamanlarda kamuya yansıyan davalarda Anayasa Mahkemesi kararlarının yerine getirilmediğine, kararların sadece tespitten ibaret olduğuna yönelik değerlendirme yapan derece mahkemesi kararlarına karşı Anayasa Mahkemesinin kararlarının bağlayıcılığı ve icrai etkisinin olup olmadığına ilişkin tartışmalar çıkmıştır.

Bu çalışmada öncelikle Anayasa Mahkemesinin kararlarının genel olarak bağlayıcılığına, akabinde kısaca bireysel başvuru kurumunun hukukumuzda nasıl düzenlendiğine ve daha sonra da bireysel başvuru neticesinde verilebilecek kararlar ile derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı nasıl bir pozisyon aldığına değinilmiştir. Yazının içeriğinde Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarından örnekler verilmiş olup kararların esasına ilişkin değerlendirme yapılmamıştır. Yalnızca olması gereken hukuk üzerinden doktrin ve yargı kararları çerçevesinde değerlendirme yapılmıştır.

A. Genel Olarak Anayasa Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı

Anayasa m. 153 / f.1, c.1 “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir” şeklindedir. Bir hükmün kesin hüküm teşkil etmesinin iki farklı anlamı vardır. Bunlar şekli anlamda kesinlik ve maddi anlamda kesinliktir.

Bir hükme karşı başvurulabilecek kanun yolunun kalmaması (veya baştan bulunmaması) ile hüküm şeklî anlamda kesinleşir. Şeklî anlamda kesin hüküm, hükmün olağan kanun yollarına başvurularak değiştirilememesi ve gelecek için uyuşmazlığın son bulmasını amaçlar.[3] Anayasa Mahkemesi ise gerçekten de ilk ve son mahkemedir. Gerçekten de Anayasa Mahkemesinin kararlarına karşı iç hukukumuzda gidebileceğimiz bir üst yargı merci yoktur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin kararlarına karşı karar düzeltme ya da temyiz gibi kanun yollarına başvuru yapılamaz.

Maddî anlamda kesin hüküm ise hükmün, kararı veren mahkeme tarafından değiştirilememesi, olağan kanun yollarına başvurulamaması, tekrar dava edilememesi ve daha sonra açılan davada bağlayıcı olmasını ifade eder. Bir hüküm, maddî anlamda kesinleştikten ve kimin ne yönde haklı olduğu tespit edildikten sonra, ikinci kez aynı dava açılamaz ve bu husus tartışma konusu yapılamaz.[4]

Anayasa Mahkemesi kararları maddi anlamda kesin hükme yani bağlayıcılığa sahiptir. Bu bağlayıcılık tüm diğer mahkeme kararlarının bağlayıcılığı gibi hüküm fıkrası için geçerlidir. Kural olarak Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçesi bağlayıcı değildir. Çünkü mahkeme kararlarının gerekçesi kesin hüküm teşkil etmez.[5]

Kararların muhatapları açısından değerlendirme yapıldığında ise iptal kararları herkes için hüküm ve sonuç doğuracaktır, herkes için bağlayıcıdır. Ancak bireysel başvuruya ilişkin verilen kararlar için aynı kural geçerli değildir. Çünkü bireysel başvuru kararları herkesi bağlamaz. Sadece başvurucu açısından bağlayıcıdır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin verdiği kararlar bir mahkeme kararı olarak bağlayıcıdır. Fakat ihlal kararlarının iptal kararlarından farklı olarak herkese karşı bağlayıcılığı Erga Omnes niteliği yoktur. Belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin herhangi bir ihlal kararının hüküm kısmının bağlayıcılığı, o kararın nihai olarak sonuca bağlandığı ve bu sonucun doğası gereği itaati gerektiren bir otoriteye sahip olduğu anlamına denk gelmektedir.[6]

Anayasa Mahkemesinin kararlarının genel olarak bağlayıcılığı hususu bir sorun olarak farklı kombinasyonlarda karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan en önemlisi ilk derece mahkemeleri ve diğer derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve Resmi Gazete’de yayımlanan bir kanun hükmünün uyuşmazlık konusunda uygulanabiliyor olmasıdır. Öyle ki şöyle bir somut örnek verilebilir: Hakimin somut uyuşmazlığa uygulayacağı kanun hükmü yargılama sırasında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir ancak iptal kararı daha sonra yürürlüğe girecektir. Bu ihtimalde uygulanacak olan kanun hükmü karşısında ne yapılacaktır?

Böyle bir durumda Yargıcın önünde iki yol vardır. Birincisi iptal edildiği duyulmuş olan yasanın Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurmak ve neticeyi beklemektir. İkinci yol ise iptal edildiği duyurulmuş olan yasayı (ya da hükmünü) Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi gereği uygulamamaktır. Zira Anayasa m. 11 “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” şeklindedir.

Somut uyuşmazlıkla doğrudan ilgili olarak Anaysa m. 138 “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.” şeklindedir. Öyle ki önüne gelen yasa hükmünün Anayasa’ya aykırılık nedeniyle iptal edilmiş olduğunu bilen yargıç hukuka, vicdani kanaatine ve Anayasa’ya uygun olarak hüküm kurarken Anayasa’ya aykırılığı tespit edilmiş ve kısa bir süre sonra iptal edilecek olan hükmü herhalde ki somut uyuşmazlığa uygulamayacaktır. Yargıcın yapması gereken mümkünse Anayasa’nın doğrudan uygulanmasını sağlamak veya boşluğu içtihat ile doldurmaktır. Zira Anayasa 11 ve 138 hükümleri gereğince yargıca, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış bir hükmü uygulamama ödevi yüklenmiştir. Aksi takdir, hak arama hürriyetinin içinin boşaltması anlamına gelecektir ve hukuk devleti ilkesi ihlal edilmiş olacaktır.[7]

B. Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuruya İlişkin İhlal Kararlarının Bağlayıcılığı

I. Bireysel Başvuru (Anayasa Şikayeti)

Bireysel başvuru hakkı, birçok ülkede demokratik hukuk devleti ilkesi çerçevesinde yer alıp, bireylere temel hak ve özgürlüklerini doğrudan Anayasa Mahkemesinde savunma imkanı verir. Bireysel başvuru yoluyla, vatandaşlar Anayasa'nın kendilerine tanıdığı temel hakların ihlal edildiği iddiasıyla mahkemeye başvurabilirler. Bu hak, genellikle demokratik toplumlarda hukukun üstünlüğü ile temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla önemli bir araç olarak kabul edilir.  

Bireysel başvuru süreci ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Bazı ülkelerde Anayasa Mahkemesine doğrudan başvuru hakkı anayasal bir güvence olarak yer alırken, bazı ülkelerde ise bu hak özel yasal düzenlemelerle sağlanabilir. Bu süreçte, bireylerin temel haklarının ihlal edildiğine dair somut deliller sunmaları ve hukuki süreci doğru bir şekilde takip etmeleri gerekir.

Ülkemizde 1982 Anayasası’nda 12/9/2010 tarihinde yapılan değişiklik ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan ve Anayasa’da sayılan temel hak ve özgürlükleri bir kamu gücü tarafından ihlal edilmiş olan her bireye, Anayasa Mahkemesine başvurma hakkı verilmiştir.[8] Anayasa değişikliğinden sonra bireysel başvuruya imkan tanıyan madde metni “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.” şeklinde Anayasa’ya eklenmiştir.

Madde metninde açık bir şekilde anlaşıldığı üzere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma imkanı bazı koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Gerek Anayasa metninde gerek bireysel başvuruya ilişkin usul ve esasların düzenlendiği 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanununda bireysel başvuruda bulunmaya ilişkin koşullar sayılmıştır.

İlgili mevzuatlar gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun koşulları şu şekilde özetlenebilir: I. AİHS ve Anayasa tarafından korunan temel haklardan birinin ihlal edilmiş olması; II. ihlalin herhangi bir işlem ve eylemle değil ancak Anayasa’da zikredilen işlem veya eylemlerle gerçekleşmesi; III. bireysel başvuru sahibinin temel hakkının, başvuruya konu işlem ve eylem tarafından kişisel, doğrudan ve güncel olarak ihlal edilmiş olması; IV. başvuruya ilişkin hukuki yararın olması; V. bütün diğer kanun yollarının tüketilmiş olması, VI. süresi içerisinde başvurunun yapılmış olması.

Usulüne uygun başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesi tarafından başvuruya konu işlemin Anayasa’ya uygunluğu denetlenir ve sonuçta başvuru konusu eylemin Anayasa’ya uygun veya aykırı olduğuna ilişkin bir karar verilir.[9]

II. İhlalin Varlığı Durumunda Anayasa Mahkemesi Tarafından Verilebilecek Kararlar

Yukarıda açıklanan başvuru şartlarında herhangi bir noksanlık bulunmayan başvurular hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından tespit niteliğinde “ihlal kararı” verilebilir. Ayrıca mahkeme tarafından ihlal kararıyla birlikte “Yeniden yargılama”, “Tazminata hükmetme veya tazminat miktarının belirlenmesi amacıyla genel mahkemelerde dava açılması yolunu gösterme”  ve “İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmetme.” kararı da verilebilir. Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına ek olarak bu kararlardan sadece birisine değil birden fazlasına hükmedilebilir[10].

İhlalin bir mahkeme kararından kaynaklandığı durumda ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. İlgili mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararları doğrultusunda eğer mümkünse dosya üzerinden karar verir.

Belirtmek gerekir ki yeniden yargılama yapılması için hukuki yararın bulunması gerekmektedir.[11] Hukuki yararın bulunmadığı hallerde başvurucu lehine mahkeme tarafından uygun bir tazminata hükmedilebilir ya da tazminat miktarının daha ayrıntılı olarak incelenmesi için genel mahkemeye dava açma yolunu gösterilir.[12]

III. Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararlarının Derece Mahkemeleri Üzerindeki Etkisi

Anayasa Mahkemesi kural olarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağı hususunda ilgili mercilere takdir yetkisi bırakır (bkz. Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 67). İlgili merci ihlal kararının niteliğini dikkate alarak bu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekenleri yapar. Bazı durumlarda Anayasa Mahkemesi somut olayın özelliklerini dikkate alarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağına dair ilkeleri belirleyebilir.[13]

Öyle ki Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruları karar bağlama yetkisini kazandığı 2010 Anayasa değişikliğinden sonra özellikle siyasi kimlikleriyle dikkat çeken birçok başvurucu hakkında kamuoyunda tartışmalara yol açan kararlar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin özellikle siyasi partilerin menfaatleriyle uzlaşmayacak şekilde karara bağladığı bireysel başvurularda, derece mahkemelerinin ihlal kararlarına karşı hukuki zemini doldurulmuş bir direniş sergilediği görülmektedir.

Derece mahkemelerinin, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına uygun şekilde hüküm kurmayı reddettiği kararlardan birisine Şahin Alpay’ın, 2016/16092 başvuru numaralı kararı örnek olarak verilebilir. Mahkeme, Şahin ALPAY’ın “Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine”, “Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” ve “Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal” edildiğine karar vermiştir.[14] Ayrıca Anayasa Mahkemesi tarafından “Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/112) GÖNDERİLMESİNE,” ‘de karar verilmiştir.

Ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi  “i. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularda yargılamanın yapıldığı mahkemenin yerine geçerek delilleri değerlendirip kanun yolunda gözetilmesi gereken hususları inceleyemeyeceği ve yerindelik denetimi yapamayacağı, yerel mahkemece delil durumu takdir edilerek tutukluluk kararı verilmişse Anayasa Mahkemesince delillerin yetersiz olması nedeniyle ihlal kararı verilemeyeceği, dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin davanın esasına girerek karar vermesinin "görev gaspı" niteliğinde bulunduğu, Mahkemenin yasal sınırların dışına çıkarak vermiş olduğu söz konusu kararın kesin ve bağlayıcı olduğundan söz edilemeyeceği,

ii. Anayasa Mahkemesi kararının otomatik olarak başvurucunun tahliyesi sonucunu doğuracağını kabul etmenin mahkemelerin bağımsızlığı, mahkemelere emir ve talimat verilemeyeceği ve telkinde bulunulamayacağı yönündeki düzenlemelere aykırı olduğu,

iii. Başvurucunun yazılarının yanı sıra televizyon programlarındaki konuşmaları ve sosyal medyadaki paylaşımları birlikte değerlendirildiğinde FETÖ/PDY'nin hedef ve amacı doğrultusunda hareket ettiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğu,

iv. Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkındaki ihlal kararı doğrultusunda tutukluluğa ilişkin ayrıntılı gerekçe yazılması halinde "ihsas-ı rey yasağına" aykırı hareket edilmiş olacağı.” Şeklinde gerekçe kurarak Anayasa Mahkemesinin kararına uygun hareket etmemiştir. [15]

Son zamanlarda Anayasa Mahkemesinin tartışmalara yol açan bir diğer kararı da Can ATALAY kararıdır. İlgili karar ve olay örgüsüne göre Gezi Parkı eylemlerinden dolayı Şerafettin Can Atalay hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312 ve 39’uncu maddeleri kapsamında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım suçundan 18 yıl hapis cezasına hükmedilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olup İstinaf mahkemesi tarafından da karar esastan reddedilmiştir. Akabinde İstinaf mahkemesinin kararına karşı da temyiz kanun yoluna başvurulduktan sonra dosya Yargıtay önündeyken, 14.05.2023 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde Şerafettin Can ATALAY, Hatay milletvekili olarak seçilmiştir. Bu nedenle Anayasa’nın 83’üncü maddesi gereğince durma kararı verilmesi ve buna bağlı olarak tahliye edilmesi talep edilmişse de bu talep reddedilmiş, bu karara karşı yapılan itiraz da kesin şekilde reddedilmiştir. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmıştır. 

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından 25.10.2023 tarihinde 2023/53898 numaralı başvuru karara bağlanmış olup kısa karar örneği aynı gün İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararı, 27.10.2023 tarihli 32352 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ise yüksek mahkemenin ihlal kararıyla ilgili olarak “Anayasa Mahkemesince verilen bireysel başvuruya konu ihlal kararı Mahkememizin kararına ilişkin olmayıp, Yargıtay ilgili Ceza Dairesince verilen tahliye talebinin reddi kararına ilişkin olduğu, dosyanın ilgili Daire önünde bulunduğu sırada başvurucunun milletvekili seçildiği ve bireysel başvuruya konu ihlalin bu Dairenin kararından kaynaklandığı, ayrıca bireysel başvuru yapıldıktan sonra ilgili Ceza Dairesince dosyanın esastan incelendiği ve karara bağlandığı, bu sebeple oluşan yeni hukuki durum karşısında Yargıtay 3. Ceza Dairesince yeni bir değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu” şeklinde gerekçe kurmuştur. Dosya akabinde Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ’de yapılan yargılama sonucunda (…[16]) şeklinde gerekçe kurarak Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasına ve Anayasa Mahkemeleri üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.

Somut uyuşmazlıkla doğrudan ilgili olarak Anayasa m. 158 hükmü amirdir ve ilgili hüküm “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. (…) Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” şeklindedir. Madde metninden de açık şekilde anlaşılacağı üzere Anayasa Mahkemesinin kararları Yargıtay ve diğer mahkemeler dahil tüm kurumlar ve kişiler için bağlayıcıdır.

Anayasa Mahkemesinin herhangi bir kararı; vatandaşlar, mahkeme üyeleri, akademisyenler ya da siyaset faaliyeti yürüten kişiler açısından denetleyici bir değerlendirmeye açık değildir. Aksine tartışmalar Anayasa Mahkemesinin yetkisini tartışmaktır. Bu aşamada yapılması gereken hukukun bağlayıcı gücü gereği en üst karar mercii olan Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasıdır.[17]

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bireysel başvuruya ilişkin ihlal kararların şekli anlamda kesin hüküm olduğu ve karar karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemeyeceği yukarıda izah edilmişti. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarının şekli anlamda kesin olduğu, ihlal kararlarının yerine getirilmemesi nedeniyle yeniden başvuru yapılamayacağı anlamına gelmez. Böyle bir ihtimalde Anayasa Mahkemesine ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, kararın yerine getirilmediğine ilişkin yeni bir başvuru yapılabilir.[18] Bu duruma örnek olarak 2018/30030 başvuru numaralı Kadri Enis BERBEROĞLU’nun başvurusu örnek olarak verilebilir.

Enis Berberoğlu kararına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine yönelik karar vermiştir.[19] Mahkemece verilen hak ihlali kararı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş, mahkeme başvurucu hakkında yeniden yargılama yapılmasına yer olmadığına hükmetmiştir. Söz konusu karara karşı başvurucunun avukatları itiraz kanun yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi, itiraz hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Bunun üzerine başvurucu yeniden bireysel başvuruda bulunmuştur.

Somut örnekte görüldüğü üzere derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararına açık bir şekilde uymamıştır. Bu aşamada akıllara gelmesi gereken soru şudur: Anayasa Mahkemesinin kararlarına karşı derece mahkemeleri direnebilir mi?  

Bu soruya en net cevabı Anayasa Mahkemesi 2020/32949 başvuru numaralı kararında şöyle vermiştir.[20]: Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna dair hükmün herhangi bir istisnası bulunmamaktadır. Dolayısıyla mahkemeler ve kamu gücünü kullanan diğer organlar Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz.

Anayasa, kamu makamlarına ve derece mahkemelerine Anayasa Mahkemesi kararlarına direnme veya bağlayıcılığını tartışma yetkisi vermemektedir. Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı, yapılması gerekenleri ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak merciin belirlenmesini kapsar.

Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmaması, Anayasa ile açıkça çelişen ve anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulamadır.

Anayasa'nın 67. maddesinde güvence altına alınmış olan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği şeklindeki Anayasa Mahkemesi kararına rağmen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması başvurucunun aynı hakkının bir kez daha ihlaline neden olmuştur.[21]

Kararda görüldüğü üzere başvurucu hakkında verilen ilk ihlal kararının İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından uygulanmaması nedeniyle tekrar Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından da tekrar ihlal kararı veriliştir. Dolayısıyla olması gereken hukuk açısından değerlendirme yapıldığında derece mahkemelerinin işin esasına girerek yorum yapma, Anayasa Mahkemesinin kararlarını denetleme veya direnme kararı verme gibi bir yetkisi yoktur. Yukarıda da izah edildiği üzere Anayasa Mahkemesinin varlığı itaati gerektiren bir otoritedir.

Öyle ki mahkemenin inceleme yaptığı haklar bir insana sırf insan olduğu için, insanoğlunun aksiyolojik anlamı gereği tanınması gereken en asgari haklardır. Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri de bu haklar çerçevesinde belirlenir. Zira temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesiyle adaletli bir sonuca varılması bu yüzden mümkün değildir. Çünkü tabiri caizse yargılamanın ve dolayısıyla kararın hamurunda bozukluk olacaktır.

IV. Emsal Kararların Gözetilmemesi Sorunu

Derece mahkemeleri tarafından yukarıda bahsedilen hususlardan ayrı olarak Resmi Gazete’de yayınlanan emsal nitelikteki boşluk doldurma kararlarının uygulanmadığına ilişkin örnekler de mevcuttur. Göze çarpan bir örnek olarak Emine GÖKSEL başvurusu üzerinden gidilebilir.

Anayasa Mahkemesi, İcra ve İflas Kanunu m.82/12 “Borçlunun haline münasip evi,” hükmü gereğince meskeniyet şikayeti yapabilecek kişiler arasında borçlunun eşinin de bulunması gerektiğine karar vermiştir. 2016/10454 başvuru numaralı Emine GÖKSEL başvurusunda yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesinin “eşlerden birinin borcundan dolayı aile konutunun haczedilemeyeceğine ilişkin olarak diğer eş tarafından yapılan itirazın aktif dava ehliyeti olmadığı” gerekçesiyle davayı usulden reddetmesi, davacının aile hayatına saygı hakkının ihlaline yol açmıştır.[22] Anılan karar hukuk boşluğu olan bir durumda Anayasa Mahkemesinin ülkenin bütününde uygulamanın nasıl yapılacağına ilişkin emsal nitelikteki kararlarından birisidir. Kaldı ki ilgili karar 8/4/2020 T. ve 31093 S. numaralı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. [23]

Yeni açılan davalarda hukuk boşluğunun doldurulduğu, emsal nitelik oluşturacak yüksek mahkeme içtihadı gözetilmeyerek borçlunun eşi tarafından yapılan İİK 82/12 meskeniyet şikayetleri “Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararların sadece ilgili başvurucu açısından bağlayıcıdır.” şeklinde gerekçe kurularak taraf ehliyeti nedeniyle reddedilmektedir.[24]

Görüldüğü üzere uygulamada Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması açısından çok çekinceli davranışlar sergilenmektedir. Özellikle siyasi faaliyet yürüten başvurucuların kararlarında Anayasa Mahkemesinin kararlarının sorgulandığı gözlemlenirken, emsal ve boşluk doldurucu kararların ise niteliği itibariyle yargıçlar tarafından dikkate alınmadığı gözlemlenmektedir.

Öğretideki bazı yazarlara göre emsal olarak kullanılan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararları sadece ikna edici niteliktedir. Mahkemeler ya da taraflar gerekçelerinde Anayasa Mahkemesinin kararlarını kullanabilirler. Ama ikna edici niteliğe haiz bu kararlar bağlayıcı değillerdir. Çünkü o zaman kararın gerekçesinin de bağlayıcı olduğu ortaya çıkacaktır. Ancak öğretideki yazarlar tarafından ihlal kararları üzerinde teorik ve pratik bir otoritenin bulunması halinde ihlal kararlarında azalmanın olabileceği de ifade edilmiştir.[25]

V. ÇAĞRI KARARLARI VE PİLOT KARAR

Anayasa Mahkemesi verdiği kararda yapısal bir soruna dikkat çekmek istiyorsa ve onu Yasama organına gönderiyorsa doğrudan çağrıdan bahsedilir. Ancak Anayasa Mahkemesi kararı uygulayıcıya veya öğretiye göndermişse o zaman da dolaylı çağrıdan bahsedilir. Dolayısıyla mahkeme; doktrini, uygulamayı, Yasama ve Yürütme organını uyararak yapısal soruna dikkat çekip uygulamada yol çizmek ve yetkilileri sorun hakkında çözüm üretmeye davet etmektedir.[26]

Doğrudan çağrı ve dolaylı çağrı kurumu Alman doktrininde kavramsallaştırılan bir olgudur. Hukukumuzda çağrı kararlarıyla ilgili olarak Pilot Karar usulü Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünde m. 75’te düzenlenmiştir.[27] Pilot Karar usulündeki amaç mahkemenin iş yükünü azaltmak ve yapısal sorun nedeniyle sistemli şekilde oluşacak olan ihlallerin ortaya çıkmasını engellemektedir. [28]

İlgili hüküm gereğince emsal kararların niteliği itibariyle herkes tarafından bağlayıcı olmaması da gözetilerek Pilot Karar usulü düzenlenmiştir. Pilot Kararlar sayesinde ihlallerin tekrarlanmaması amaçlanmaktadır. Öyle ki Anayasa Mahkemesi’nin Pilot Karar usulünü uyguladığı 2016/22418 başvuru numaralı Y.T. kararının hüküm fıkrası şu şekildedir:

(…)E. İhlalin yapısal sorundan kaynaklandığı anlaşıldığından PİLOT KARAR USULÜNÜN UYGULANMASINA,

F. Yapısal sorunun çözümü için 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına BİLDİRİLMESİNE,

G. Aynı konuda 29/10/2016 tarihinden sonra yapılan ve karardan sonra yapılacak başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren 1 YIL SÜREYLE ERTELENMESİNE,

H. Anayasa Mahkemesi internet sitesi üzerinden başvuru numaraları ilan edilmek suretiyle başvuruları pilot karar kapsamına alınan ilgililerin BİLGİLENDİRİLMESİNE,

İ. İncelemesi ertelenen başvuruların listesinin idari mercilerce konuya ilişkin çözüm bulunması amacıyla Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü ve İnsan Hakları Daire Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne GÖNDERİLMESİNE, (…)

Kararda mahkeme tarafından yeni ihlallerin oluşmasının engellenmesi amacıyla yasama ve yürütme organlarına bildirim yapıldığı ve bazı tedbirlerin alındığı görülmektedir. Ancak Pilot Karar usulüyle beraber Anayasa Mahkemesinin emsal nitelikteki kararları da derece mahkemeleri tarafından dikkate alınmalıdır. Öyle ki adalet hızlı ve etkin bir şekilde tecelli etmelidir. Pilot Karar usulü olabildiğince hak ihlallerini engellemeye yönelik olsa da önemli olan uyuşmazlığı hızlı ve etkin bir şekilde sonlandırmaktır. Bu amaca hizmet edecek bir uygulama olarak da derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesinin emsal nitelikteki kararlarının, en azından objektif niteliğe haiz tespitleri gözetilmelidir.

C. SONUÇ

Anayasa Mahkemesi, Anayasaya uygunluk denetimi yaparken, Anayasa’yı yorumlamakta ve Anayasa’nın nasıl olduğunu söylemektedir. Hukukta İstikrar ilkesi[29] hukuk kurallarının yargı yerlerince serbest yorumunu sınırlamaktadır. Temyiz incelemesi ve içtihatların birleştirilmesi, hukukun farklı şekilde yorumlanmasının ve ülkenin farklı bölgelerinde farklı hukuk uygulamalarının oluşmasını önleyen mekanizmalardır. Aynı nitelik Anayasa hükümlerinin yorumlanmasında da mümkündür. Anayasa kurallarının yorumunda Anayasa Mahkemesinin önceliği, üstünlüğü vardır ve diğer yargı yerleri bu yorumla bağlı olmalıdır.[30] Kaldı ki mahkemenin niteliğiyle de doğrultulu olarak itaati gerektiren bir otoriten varlığı kabul görmelidir.

Hukuki İstikrar İlkesinin uygulanması için öncelikle mahkeme kararlarının yerine getirilmesi gerekmektedir. Yapısal bir sorun olarak öncelikle yüksek mahkeme kararlarının alt derece mahkemeler tarafından muhatap üzerinde etki doğuracak şekilde uygulanması gerekir. Akabinde emsal kararlar niteliğine haiz kararların da ülkedeki hukuk birliğinin sağlanması amacıyla yerine getirilmesi gerekmektedir. Zira hukukun vatandaşlar tarafından en somut şekilde hissedildiği yer mahkemelerdir, kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Bu çerçevede hukuk birliğinin sağlanmamış olduğu, teorinin ve pratiğin fazlasıyla ayrıştığı bir ihtimalde hukukun belirlenebilir olduğundan söz edilemez.

Anayasa Mahkemesi bir dava konusu olayın esası dışında tüm yargılama süreçlerini ve üst hukuk normlarını bir arada değerlendiren bir muhakeme sürecinin sonunda hüküm vermektedir. 2010 yılı referandumu ile getirilen bireysel başvuru ve hak ihlallerinin önlenmesi hususlarında da toplum sözleşmesinde bir güvence olan Anayasa Yargısının kararlarının her nevi seviyede yürütme ve yargı organlarınca uygulanması gerektiği kuşkusuzdur. Özellikle siyasi söylemlerin “tünelden önceki son çıkış olan”  Anayasa Yargısını eleştirip itibarsızlaştırması Türk yargısına büyük zararlar vermektedir. Kanaatimizce yargı bağımsızlığına saygı duyulmalıdır ve Anayasa ile korunan Anayasa Mahkemesinin kararları eleştiri hakları çerçevesinde tartışılmakla birlikte bağlayıcılığı hususunda eleştiri yapılmamalıdır.

Kadir GÖNÜLBAŞ

-----------------

[1] Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. Sınıf Öğrencisi

[2] RG, 13 Mayıs 2010, 27580, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, Erişim Tarihi : 09.11.2023.

[3] PEKCANITEZ, ATALAY, ÖZEKES, Medeni Usul Hukuku, Onikilevha, İSTANBUL, 2019, 7. Bası, S.444

[4] PEKCANITEZ, ATALAY, ÖZEKES, Medeni Usul Hukuku, Onikilevha, İSTANBUL, 2019, 7. Bası, S.444

[5] GÖZLER, K., Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin, 20. Baskı, 2016, S.437

[6] KÖKÜSARI, İ., Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Yolunda İhlal Kararlarının Kesinliği, Bağlayıcılığı ve Etkisi, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşunun 60. Yılı Anısına, Ankara, 2022, Cilt 2, S.1313

[7] TURAN, Y., Anayasa Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşunun 60. Yılı Anısına, Ankara, 2022, Cilt 1, S.596

[8] ÖBZBUDUN, E., (2019), TÜRK ANAYASA HUKUKU, 19. Baskı, Yetkin, S. 375.

[9] Gözler, K., (2011), ANAYASA HUKUKUNUN GENEL ESASLARI, 2. Baskı, 2011, S. 461.

[10] 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 50 ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 79, Erişim Tarihi 09.11.2023

[11] Gümüşay, R., BİREYSEL BAŞVURUDA İHLALİN ORTADAN KALDIRILMASININ BİR ARACI OLARAK “YENİDEN YARGILAMA” KARARI VE İCRASI, EBYÜHFD, C. XXII, S. 1–2 (2018) , S.94.

[12] YOKUŞ, ÇAKMAZ, KUŞ, GÜRÜHAN, BEKİR, ÖZÇELİK, ÇELİK, ÖZBEY, ATASOY, Türkiye’de Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru (Anayasa Şikayeti), Seçkin Hukuk, 2. Baskı, S. 92

[13] Bkz. (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § …) 

[14] (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § …) 

[15] KAHRAMAN, ŞAHİN, Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararlarının Yerine Getirilmesi, Anayasa Yargısı, Cilt: 36, Sayı: 2, (2019), s.42

[16]Bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 08.11.2023 tarihli 2023/12611 Esas, 2023/…Değişik İş sayılı kararı:

 “1-Yukarıda açıklanan nedenlerle; Anayasa Mahkemesi’nin 2023/53898 numaralı, Şerafettin Can Atalay’ın bireysel başvurusu hakkında 25.10.2023 tarihli ihlal kararına hukuki değer ve geçerlilik izafi edilemeyeceği cihetle, bu bağlamda Anayasa’nın 153. maddesi kapsamında uygulanması gereken bir karar bulunmamakla; keza Şerafettin Can Atalay hakkında verilen mahkumiyet kararının temyizi üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucu 28.09.2023 tarihinde Dairemizin 2023/12611 esas 2023/6359 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen ve infazı kabil bir hükmün mevcudiyeti karşısında; Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararına UYULMAMASINA,

2-Serafettin Can Atalay hakkındaki mahkumiyet hükmünün 28.09.2023 tarihinde Dairemiz tarafından onanması ile hükümlü sıfatını kazandığı ve Anayasa’nın 84/2. maddesinde milletvekilliğinin düşmesi sebeplerinden biri olarak ''kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinin'' düzenlenmiş olduğu, Anayasa’nın 76. maddesinde sayılan milletvekilliği ile bağdaşmayan suçlardan kurulan mahkumiyet hükmünün milletvekilliğini düşüreceği, Anayasa’nın 84/2 maddesi yönünden Anayasa Mahkemesi’ne müracaat imkanı tanınmadığı ve Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda inceleme yetkisinin de bulunmadığı gözetilerek; hükümlü Şerafettin Can Atalay'ın milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik işlemlere başlanması için kararın bir örneğinin TBMM Başkanlığı’na GÖNDERİLMESİNE,

3-Anayasa hükümlerini ihlal eden ve kendisine verilen yetki sınırlarını yasal olmayacak şekilde aşarak hak ihlalinin kabulü yönünde oy kullanan ilgili Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında gereğinin takdir ve ifası için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda BULUNULMASINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde mütalaaya uygun olarak, dosyanın İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 08.11.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”

[17] ASLAN, V., Anayasa Krizinin Tomografisi, 11 KASIM 2023, https://www.perspektif.online/anayasa-krizinin-tomografisi/ Erişim Tarihi: 14.11.2023

[18] KAHRAMAN, ŞAHİN, Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararlarının Yerine Getirilmesi, Anayasa Yargısı, Cilt: 36, Sayı: 2, (2019), s.46

[19] Bkz. (Kadri Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § …) 

[20] Bkz. (Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § …) : Görüldüğü üzere Anayasa, Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına ve somut olayda İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine Anayasa Mahkemesi kararlarına direnme veya bağlayıcılığını tartışma yetkisi vermemektedir. Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için hükmettiği yapılması gerekenleri kapsadığı gibi -İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin iddiasının aksine- ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak merciin belirlenmesini de kapsar (bkz. § 98/viii). Anayasa'nın açık düzenlemesi ve bireysel başvurunun işlevleri nazara alındığında Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve usul hukukunun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa'nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen ve anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulama olmuştur.

[21] Anayasa Mahkemesinin 3.2.2021 Tarihli basın duyurusu, https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-kararinin-uygulanmamasi-nedeniyle-secilme-ve-siyasi-faaliyette-bulunma-hakki-ile-kisi-hurriyeti-ve-guvenligi-hakkinin-ihlal-edilmesi

[22] Bkz.  Emine Göksel [GK], B. No: 2016/10454, 12/12/2019, § :  

Öte yandan 4721 sayılı Kanun'un 194. maddesinde yer alan aile konutuna ilişkin düzenlemelerin aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin bir görünümü olduğu açıktır. 2004 sayılı Kanun'un 82. maddesinde öngörülen haciz yasağının temel gayesi borçlunun hâline münasip evinin haczedilmesini önlemek suretiyle borçlunun barınma hakkını korumak ise de hacze konu meskenin aynı zamanda aile konutu niteliğinde olması hâlinde borçlu ile alacaklının farklı menfaatlerinin dengelenmesinde artık Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinde öngörülen aile hayatına saygı hakkına yönelik güvenceler de devreye girmektedir. Bu durumda hacze konu olan evin borçlunun hâline münasip olup olmadığı değerlendirilirken bunun aynı zamanda bir aile konutu olduğu hususu da gözönünde bulundurulmalıdır. Borçlunun hâline münasip evinin haczedilmesi ve icra yoluyla satılması durumunda, o evde kalan aile bireylerinin de mağdur olacağı ve anılan haciz ile icra yoluyla satış işlemlerinden doğrudan etkilenecekleri aşikârdır. Şu halde haczedilen evin aile konutu olduğu hâllerde hâline münasip ev kavramı sadece borçlunun değil borçlunun ve ailesinin sosyal ve ekonomik durumuna uygun olan konut biçiminde anlaşılmalıdır.

Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinin aile konutuyla ilgili olarak devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin mülkiyet hakkından bağımsız olduğunun altı çizilmelidir. Dolayısıyla aile konutundan kaynaklanan anayasal güvencelerin ihlalinin tespiti, durdurulması ve giderilmesi amacıyla oluşturulacak mekanizmalara başvuru imkânının sadece konuta malik olan eş tarafından değil bazı durumlarda malik olmayan eş tarafından da kullanılabilmesi gerekir. Aile konutunun maliki olmayan eşin koruyucu yetkileri kullanmasının engellenmesi devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali sonucunu doğurabilir.

Bu bağlamda aile konutunun haczedilmesine karşı borçlunun eşinin de yargı yoluna gitmekte hukuki yararının olduğu; aile konutu güvencesinden kaynaklanan haklarını ileri sürebilme ve bunları yargı mercilerinde tartıştırabilme imkânına sahip olması gerektiği açıktır. Aksi takdirde ailenin yaşamını sürdürdüğü konutun aile konutu güvencesinden yararlanmasının hiçbir anlamı kalmaz (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yıldız Eker [GK], B. No: 2015/18872, 22/11/2018, § 39).

[23] Bkz. İstanbul Anadolu 11. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/… Kararı: Mahkememizce ilk olarak; dava şartlarının mevcut olup olmadığının tespiti açısından dosya kapsamında mevcut olan somut belgeler çerçevesinde değerlendirme yapılmıştır. Bu itibarla yapılan değerlendirmede ise; her ne kadar davacı, borçlu eşi aleyhine icra takibinin başlatıldığı İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğünün 2023/.. Esas sayılı dosyası kapsamında üzerine haciz konulan ve satışı talep edilen taşınmazın aile konutu olduğunu ileri sürerek; taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılmasını talep etmiş ise de; icra takip dosyası incelendiğinde; davacının, icra takip dosyasının tarafı olmadığı anlaşılmıştır.

Bu hususta emsal teşkil eden Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06.04.2016 tarihli, 2015/33435 Esas - 2016/10274 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; meskeniyet şikayeti, yalnızca takip borçlusuna tanınmış bir hak olup, takipte borçlu sıfatı taşımayan 3. kişinin bu konuda şikayet hakkı bulunmamaktadır.

[24] Bkz. İstanbul Anadolu 23. İcra Hukuk Mahkemesinin 2023/… Kararı: Bilindiği üzere, dava şartlarından olan husumet (sıfat) ehliyeti, davanın tarafları arasındaki ilişki ile ilgili olup, dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verilebilmesi için bu kişilerin gerçekten davacı ve davalı sıfatlarını haiz olmaları gerekir.

Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı), kural olarak o hakkın sahibine aittir(aktif husumet).

Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişi olup, doktrinde buna da pasif husumet (veya davalı sıfatı) denmektedir (B.Kuru Medeni Usul Hukuku sf:222, 1993 baskı Ankara). Husumet ehliyeti, dava şartı olup, mahkemece re'sen dikkate alınmalıdır. (Yargıtay 12. HD 2016/32195 E. 2018/4376 K.).

İİK.'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendinde; borçlunun haline münasip evinin haczolunamayacağı ifade edilmiştir. Anılan yasal düzenleme uyarınca, meskeniyet şikayeti, yalnızca takip borçlusuna tanınmış bir hak olup, takipte borçlu sıfatı taşımayan 3. kişinin bu konuda şikayet hakkı bulunmamaktadır. (Yargıtay 12. HD 2015/33435 E. 2016/10274 K.)

Somut olay bakımından; Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda verdiği ihlal kararları sadece başvuruda bulunan kişi ve başvuruya konu idari işlem ya da karar açısından geçerli ve bağlayıcı olduğundan, İİK'nın 82/1-12. maddesine dayalı haczedilmezlik şikayetinde bulunma hakkı borçlunun şahsına sıkı sıkıya bağlı olup, şikayetçinin icra takibinde taraf sıfatı ve taşınmazda ayni bir hakkı bulunmadığı anlaşıldığından (Yargıtay 12. HD 2022/12427 E. 2023/4089 K.), şikayetin aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddi yönünde aşağıda yazılı hüküm kurulmuştur.

[25] KÖKÜSARI, İ., Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Yolunda İhlal Kararlarının Kesinliği, Bağlayıcılığı ve Etkisi, S.29

[26] GÖZTEPE, E., Bireysel Başvuru Kararlarının İcrası: Anayasa Mahkemesinin Doğrudan Ve Dolaylı “Çağrı Kararları” Üzerine Bir İnceleme, Anayasa Yargısı, Cilt: 38, Sayı: 1, (2021), s. 56

[27] Pilot karar usulü MADDE 75- (1) Bölümler, bir başvurunun yapısal bir sorundan kaynaklandığını ve bu sorunun başka başvurulara da yol açtığını tespit etmeleri ya da bu durumun yeni başvurulara yol açacağını öngörmeleri hâlinde, pilot karar usulünü uygulayabilirler. Bu usulde, konuya ilişkin Bölüm tarafından pilot bir karar verilir. Benzer nitelikteki başvurular idari mercilerce bu ilkeler çerçevesinde çözümlenir; çözümlenmediği takdirde Mahkeme tarafından topluca görülerek karara bağlanır. (2) Bölüm, pilot karar usulünü resen, Adalet Bakanlığının ya da başvurucunun istemi üzerine başlatabilir. (3) Pilot karar uygulaması için seçilen başvuru, gündemin öncelikli işleri arasında sayılır. (4) Bölüm pilot kararında, tespit ettiği yapısal sorunu ve bunun çözümü için alınması gereken tedbirleri belirtir. (5) Bölüm pilot kararla birlikte, bu karara konu yapısal soruna ilişkin benzer başvuruların incelenmesini erteleyebilir. İlgililer erteleme kararı hakkında bilgilendirilirler. Bölüm, gerekli gördüğü takdirde ertelediği başvuruları gündeme alarak karara bağlayabilir.

[28] ŞİRİN, T., Bireysel Başvuru Usul Hukuku, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi – 7, s. 275.

[29] Hukukta İstikrar İlkesi: Hukuk kurallarının sıkça değiştirilmemesi, ülkede farklı uygulamaların önüne geçilmesi için içtihatların ve mevzuat hükümlerinin istikrarlı bir biçimde ülkenin her yerinde aynı uygulanmasıdır. Hukuk kurallarının belirli, aynı ve eşit şekilde ülkenin sınırları içerisinde sirayet etmesi.

[30] TURAN, Y., Anayasa Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşunun 60. Yılı Anısına, Ankara, 2022, Cilt 1, S.602