Yakalama, ceza muhakemesinin sağlıklı bir şekilde yapılması amacıyla suç şüphesi altında olan kişilerin, henüz bir hakim kararı olmaksızın özgürlüklerinin kısıtlanmasıdır.[1] Yakalama koruma tedbiri, “Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 4. maddesinde tanımlanmıştır. Tanıma göre adlî yakalama, “... suç işlediği yönünde hakkında kuvvetli iz, eser, emare ve delil bulunan kişinin gözaltına ... alma işlemlerinden önce özgürlüğünün geçici olarak ve fiilen kısıtlanarak denetim altına alınmasını’’ ifade eder. Uygulamada ise yakalama kavramı, daha çok şüpheli veya sanığın alıkonulması fiili durumunu tarif etmek üzere kullanılır.

Yakalama bir koruma tedbiridir.[2] Koruma tedbiri olması nedeniyle yakalama koruma tedbirlerine özgü özellikleri taşır. Yani araç olma ve geçici olma, bütün koruma tedbirlerinde olduğu gibi bu koruma tedbiri açısından geçerli olan özellikler olduğu gibi gecikmede tehlike bulunması, haklı görünüş ve orantılılık[3] da yine bütün koruma tedbirlerinde olduğu gibi yakalamada da ön koşul niteliğindedir. Koruma tedbirleri, ceza muhakemesinin sağlıklı yapılması, delillerin korunması, şüpheli veya sanığın kaçmasının engellenmesi gibi amaçlarla başvurulan muhakeme tedbirleridir. Yakalamada koruma tedbirlerine başvurulmasındaki genel amaçların yanı sıra kişiyi gözaltına alma veya tutuklama amaçlarının gerçekleşmesinde bir araç olarak kullanılması amacı vardır.

Kişi özgürlüğünü, hakim kararı olmaksızın sınırlayan bu tedbire zorunlu hallerde başvurulur. Bu yüzden yakalamanın şartları Anayasa’da ve kanunlarda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.[4] Anayasa’nın 19. maddesinin 3. fıkrasında, yakalamanın ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabileceği belirtilmiştir. CMK md. 90/1’e göre ise, yakalama, suçüstü halinde ve ayrıca tutuklama kararının verilmesini veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir.

Yakalamanın belli bir şekli yoktur, herhangi bir biçimde yapılabilir. Kişinin fiziksel hareket özgürlüğünün kısıtlandığı ve fiziksel hareket özgürlüğünü istediği gibi kullanamadığı her türlü işlem yakalama niteliğindedir.[5] Bu tedbirde kişinin hareket özgürlüğünün sona erdirilmesi yeterlidir. Yakalama, kural olarak fiilî bir durumu yansıtmaktadır. Bir başka ifadeyle, yakalama herhangi bir emre dayanmaksızın yapılır.

Yakalamayı Yapabilecek Kişiler Bakımından Yakalama Çeşitleri

CMK, yakalamayı “herkes” tarafından yapılabilecek ve “kolluk görevlileri” tarafından yapılabilecek yakalama ayırımına göre ortaya koymuş ve koşullarını belirlemiştir.

- Herkes Tarafından Yapılabilecek Yakalama: Yakalama koruma tedbirinde diğer tedbirlerden farklı olarak CMK md. 90/1 ile, hiçbir resmî sıfatı haiz olmayan kişilere, bazı hallerde, suç faili olma şüphesi altında bulunanların özgürlüğünü kaldırma hakkı tanınmıştır.[6] Bu hak, devletin soruşturma ve kovuşturma makamlarına ait olan yetkiye bir istisnadır. Yakalama hak ve yetkisini kullanacak olan kişilerin özellikleri hakkında kanunda herhangi bir belirleme bulunmamaktadır. Bu nedenle kanunun öngördüğü durumlarda, kişiye ilişkin herhangi bir şart aranmaksızın (ergin olma, vatandaş veya kamu görevlisi olma vs.), herkes yakalama hakkını kullanabilecektir.[7] “Herkes” kavramı suçtan zarar gören de dahil olmak üzere yaşı, cinsiyeti, vatandaşlığı, toplumdaki görev ve fonksiyonu, kusur yeteneği önemli olmaksızın toplumdaki bütün bireyleri kapsar.[8]

Herkesin yaptığı yakalama toplumdaki bireyler tarafından kullanılan ve kanunen tanınan bir hak olup bir görev veya yükümlülük niteliğinde değildir.[9] Bu nedenle CMK’da öngörülen koşullar oluşsa dahi yakalama yetkisini kullanmayan kişinin bu nedenle bir sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.[10] Ancak herkes kavramına kolluk görevlileri de dahil olduğundan somut olayda herkes tarafından yakalamanın koşulları bulunsa dahi, eğer kolluk görevlileri söz konusu ise, onlar açısından bu yakalamayı yerine getirmek bir yükümlülük niteliğindedir[11] ve yerine getirilmemesi halinde görevin ihmalinden söz edilebilecektir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre resmi görevi olsun olmasın aşağıdaki koşullardan biri varsa herkes (her vatandaş) adli yakalama yapabilir (CMK md. 90/1):

- Kişiye suçu işlerken rastlanması,

- Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması.

Bu bentte sayılan yakalama işleminin yapılabilmesi için suçun teşebbüs aşamasında kalmış veya tamamlanmış olmasının hiçbir önemi yoktur.

- Kolluk Görevlileri Tarafından Yapılabilecek Yakalama: Herkes tarafından yakalama yapılabildiği durumlarda kolluğun da bu koşullar bağlamında yakalama işlemini gerçekleştirme yetkisi bulunmakla birlikte, kolluğa bunun dışında da kanunda gösterilen belirli koşulların bulunması halinde yakalama yetkisi tanınmış bulunmaktadır. Madde metninde Cumhuriyet Savcılarının da yakalama yetkisine sahip oldukları açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte emrinde bulunan kolluk görevlilerinin yakalama yapabildiği durumlarda Cumhuriyet Savcılarının da yakalama yetkisine sahip olduğu konusunda şüphe yoktur. CMK’da kolluğun yakalama yetkisi “yakalama emrine dayalı olmayan yakalama” ve “yakalama emrine dayanan yakalama” olarak ikiye ayrılmıştır.

Kolluğun yakalama emri bulunmaksızın yakalama işlemini gerçekleştirebilmesi için şu koşulların bir arada bulunması gereklidir:

- Tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren bir durumun bulunması

- Gecikmesinde sakınca bulunması

- Cumhuriyet Savcısına veya amirlerine derhal başvurma olanağı bulunmaması

- Soruşturması ve kovuşturması şikayete bağlı suçlarda şikayet koşulunun gerçekleşmiş olması

Kolluğun yakalama emrine dayanan yakalama yetkisinin şartları ve yakalama emri düzenlenebilecek durumlar şu şekilde açıklanabilir:

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, kişinin mevcut olmadığı durumlarda da tutuklanabilmesini ifade eden “gıyabi tutuklama” kurumuna yurtdışındaki kaçak dışında yer vermemiştir. Bunun yerine belirli bazı durumlarda kişiler hakkında “yakalama emri” düzenlenmesi öngörülmüştür. Bu bağlamda CMK’nın 98. maddesi ile CGİK’nın 19. maddesinde yer alan hallerde kişiler hakkında yakalama emri düzenlenebilir ve kolluk bu emri yerine getirmek üzere kişileri yakalayabilir.[12]

Yakalama emri düzenlenebilecek durumlar şunlardır:

- Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. Yine tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir.

- Yakalanmış iken kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık ya da tutukevi veya ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet Savcıları ve kolluk kuvvetleri de yakalama emri düzenleyebilirler.

- Kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalama emri re’sen veya Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine hakim veya mahkeme tarafından düzenlenir.

- Hükümlü, hapis cezası veya güvenlik tedbirinin infazı için gönderilen çağrı kağıdının tebliği üzerine on gün içinde gelmez, kaçar ya da kaçacağına dair şüphe uyandırırsa, Cumhuriyet Savcısı yakalama emri çıkarır.

Soruşturması ve Kovuşturması Şikayete Tabi Suçlarda Yakalama

Herkes tarafından yakalama yapılabilmesi için, CMK’nın 90. maddesinin 1. fıkrasında ortaya konulan iki durumdan birisinin varlığı yanında soruşturma ve kovuşturması şikayete bağlı suçlarda, şikayet koşulunun da gerçekleşmiş olması gereklidir.

CMK’nın 90. maddesinin 3. fıkrasında şikayete bağlı suçlarda şikayet koşulu gerçekleşmese de yakalama yapılabilmesi hali istisnai bir durum olarak düzenlenmiş olmasından dolayı, 1. fıkrada öngörülen durumlarda yakalamanın yapılmasının şikayete bağlı olduğu sonucuna ulaşıldığı gibi 5237 sayılı TCK’nın 73/1. maddesi de “soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar” deyimini kullanmış olup “soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağı” hükmüne yer vermiştir. Görüldüğü üzere, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında şikayet koşulu gerçekleşmedikçe hiçbir soruşturma işlemi dahi yapılamayacağından bu koşul gerçekleşmedikçe “yakalama” koruma tedbirinin gerçekleştirilmesi de mümkün olmayacaktır. Maddenin gerekçesinde de açık bir biçimde, soruşturma ve kovuşturması şikayete bağlı suçlarda, şikayet olmadan yakalamanın mümkün olmayacağı ifade edilmiştir.[13]

Yakalamanın Yapılması ve Yakalanan Kişinin Hakları

Kişinin fiziksel hareket özgürlüğünün kısıtlandığı ve fiziksel hareket özgürlüğünü istediği gibi kullanamadığı her türlü işlem yakalama niteliğindedir. Ancak kişinin kimliğini sormak amacıyla durdurma gibi çok kısa süreli işlemler yakalama niteliğinde değildir.[14] Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği de 27/1. maddesinde bu hususu belirtmiştir: “Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir”.

Yakalanan kişinin kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önlemek amacıyla kaba üst araması yapılarak, silâh ve bunun gibi unsurlardan arındırılması sağlanır. Yakalama sırasında suçun iz, emare, eser ve delillerinin yok edilmesini veya bozulmasını önleyecek tedbirler alınır.

CMK. md. 90/4’e göre “Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir”. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin md. 6/4’e göre, “Yakalanan kişiye, suç ayrımı gözetilmeksizin yakalama sebebi ve hakkındaki iddialar ile susma ve müdafiden yararlanma ... kanuni hakları ... herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal bildirilir”. Ayrıca yakınlarına haber verme hakkı da YGİY md. 6/6’da düzenlenmiştir. Yakalama anında bildirilecek olan kanunî haklar şunlardır:

- Susma Hakkı

- Müdafiden Yararlanma Hakkı

- Yakınlarına Haber Verme Hakkı

Bunların yanında yakalanan kişinin en doğal haklarından biri, yapılan isnadı öğrenmesidir. Bunun anlamı, yakalanan kişiye neden yakalandığının veya yakalanma sebeplerinin ne olduğunun açıklanmasıdır. İsnadın öğrenilmesi, savunma hakkının temelini oluşturur. Kendisine isnat edilen suçu bilmeyen bir kişinin, savunma yapması mümkün değildir.[15]

Yakalanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere kelepçe takılması hukuken zorunlu değildir. Yakalandıktan sonra adliyeye veya başka bir yere nakledilen şüphelilere şu hallerde kelepçe takılır:

- Kaçacaklarına ilişkin belirti olması,

- Kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde kelepçe takılabilir.

Yakalanan kişinin gözaltına alınacak olması veya zor kullanılarak yakalanması

hâllerinde hekim kontrolünden geçirilerek yakalanma anındaki sağlık durumu belirlenir.

SONUÇ

Yakalama, herkes veya kolluk görevlileri tarafından yapılabilecek bir koruma tedbiri olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden koruma tedbirlerinde aranan ölçülülük, geçicilik, görünüşte haklılık gibi unsurların yakalama işleminde de bulunması gerekmektedir. Bu unsurlara aykırı, keyfi olarak uygulanan yakalama işlemi kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal edecek ve haksız yakalama nedeniyle devletin tazminat sorumluluğunu gündeme getirecektir.

Uygulamada ve doktrinde yakalama işlemi bakımından bazı tartışmalar bulunmakta ise de CMK ve diğer alt normlar yakalama ile ilgili hükümler açısından uluslararası standartları haizdir. Bununla birlikte genel olarak kolluk görevlilerinin yukarıda sayılan şartların tamamı gerçekleşmeden kişiler üzerinde yakalama işlemleri yaptıkları da bir gerçektir. Bu hukuka aykırı işlemlerin en aza indirilmesi, kişilerin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına en yüksek düzeyde riayet edilmesi için kolluk görevlileri doğru eğitimlerden geçirilmeli, gerekli psikoteknik uygulamalara başvurulmalıdır.

----------------------------------------------------

[1] Kunter, Nurullah - Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, İstanbul 2000, s. 631 vd.; Kunter, Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Baskı, İstanbul 1989, s. 703 vd.; Kunter, Nurullah - Yenisey, Feridun - Nuhoğlu, Ayşe, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 14. Baskı, İstanbul, 2006, s. 810-811; Centel, Nur - Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, İstanbul 2008, s. 329 vd.; Öztürk, Bahri - Erdem, Mustafa R., Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, Ankara 2007, s. 535; Öztürk, Bahri - Erdem, Mustafa R. - Özbek, Veli Özer, Uygulamalı Ceza Muhakemesi, 5. Baskı, Ankara 2000, s. 558 vd.; Toroslu, Nevzat – Feyzioğlu, Metin, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s. 230; Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 7. Baskı, İstanbul 1998, s. 337; Centel, Nur, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Yakalama, İstanbul 1992, s. 175 vd.; Taner, Tahir, Ceza Muhakemeleri Usulü, İstanbul 1945, s. 136 vd.; Kantar, Baha, Ceza Muhakemeleri Usulü, Ankara 1957, s. 126 vd

[2] Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 753 vd.

[3] Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 756

[4] Pervin Aksoy İpekçioğlu, Yakalama ve Gözaltına Alma Koruma Tedbirleri, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 9, Özel Sayı, 2007, s. 1216

[5] Kleinknecht, Theodor / Meyer-Goßner, Lutz: Strafprozeßordnung, 43. Auflage, München 1997, s. 443

[6] Centel, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Yakalama, s. 175; Kunter, s. 706 vd.; Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, s. 338 vd.

[7] Centel, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Yakalama, s. 176-177

[8] Gölcüklü, Feyyaz: Ceza Davasında Şahıs Hürriyeti (Muvakkat Yakalama – Tevkif) – (Türk Hukukunda), Ankara 1956, s. 68

[9] Centel, Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Yakalama, s. 177; Kleinknecht, Theodor / Meyer-Goßner, Lutz: Strafprozeßordnung, 43. Auflage, München 1997, s. 442; Soyaslan, Doğan: Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2006, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 299

[10] Ali Kemal Yıldız, Ceza Muhakemesi Hukukunda Yakalama ve Gözaltına Alma, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 14, Sayı 1, Yıl 2006, s. 139

[11] Rüping, Hinrich: Das Strafverfahren, 3. Auflage, München 1997, s. 80

[12] Yıldız, s. 154

[13] Yıldız, s. 148

[14] Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 810; Yenisey, İnsan Hakları Açısından Arama, Elkoyma, Yakalama ve İfade Alma, s. 83, dn.: 155

[15] Özgen, Eralp, Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Bilgisi, Eskişehir 1988, s. 119; Tosun, Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C. I, Genel Kısım, 4. Baskı, İstanbul 1984, s. 629; Er, Deniz Erol, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Hukukumuzda Sanık Hakları, Ankara 2002, s. 124-125.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hukukçu 1 ay önce

Yazarın Almancası var mı? Yoksa alıntı yaptığı Alman kaynakları kimden okuduysa pna atıf yapması lazım. Varsa doğrusunu yapmış.

Misafir Avatar
avukat 1 ay önce @Hukukçu

ne önemi var, bilgiler doğru ve birçok sayıda kaynak sunulmuş zaten . kuralı kendi uyduramayacağına göre kaldı ki birçoğu kaynak bile yazmıyor

Beğenmedim! (4)