banner589

İlk olarak Çin’in Wuhan kentinde görülen ardından tüm dünyaya yayılan Corona (Covid-19) virüsü geçtiğimiz haftalarda ne yazık ki Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “Pandemi” ilan edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından Corona virüsün Pandemi olarak ilan edilmesi, Türkiye’de de Corona virüs vakalarının görülmesi , gün geçtikçe yayılması ve ülke yönetimi tarafından çeşitli önlemlerin alınması (okulların tatil edilmesi, toplu etkinliklerin iptal edilmesi, hafta sonları sokağa çıkma yasağı kamu ve özel sektörde sınırlı çalışma vs) akıllara Corona virüsünün mücbir sebep teşkil edip etmediği ve taraflar arasındaki sözleşmelerin, hukuki ilişkilerinin ne olacağı ile ilgili soruları gündeme getirmektedir.

Mücbir Sebep Kavramı

Mücbir sebep kavramı, uygulamadaki kanunlarımızın hiçbirinde tanımlanmış bir kavram değildir. Bu durumun doğal sonucu ise bu boşluğun doktrin ve Yargıtay kararları ile doldurulmaya çalışılması olmuştur. Verilen kararlar ve yapılan tanımlardan yola çıkılarak mücbir sebebin unsurları belirlenmiştir. Bu unsurlara göre meydana gelen olaylar tasnif edilerek hangi olayların/vakaların mücbir sebep olarak kabul edilebileceği üzerinde durulmuştur.

Mücbir sebep, hukukta görevin, taahhüdün ve sorumluluğun yerine getirilmesine engel teşkil edebilecek nitelikte bulunan hallerdir. Mücbir sebep bir sorumluluğun yerine getirilmesini veya bir hakkın veya hukuksal imkânın veya kanuni bir avantajın kullanılmasını veya talep edilmesini, kısmen veya tamamen engelleyen bu niteliği dolayısıyla sorumluluğu kaldıran veya yerine getirilmesini, süresini geciktiren veya sorumluluğun niteliğini değiştiren, bir hakkın veya hukuksal imkânın kullanılmasına ilişkin sürelerin yeniden tanınmasını, sürelerin uzatılmasını veya eski hale iade edilmesini gerekli ve zorunlu kılan, kişinin önceden beklemediği , beklese ve tahmin etse bile kişilerin alabilecekleri her türlü tedbirlere rağmen meydana gelmesini engelleyemeyeceği, kişilerin tedbir alma ve ihmalde bulunmama yükümlülüklerini aşan nitelikte ve ağırlıkta olan , dıştan gelen, olağanüstü, olağan dışı ve mutad ve devamlı olanın dışında gerçekleşen nitelikte bir olay veya durumdur.

 Kısaca açıklamak gerekir ise kişinin kendisi dışında gelişen öngörmesi , önlem alması mümkün bulunmayan olaylar/engellerdir. Bu engel, doğal afetler deprem, sel, seylap, kasırga vb. sosyal gelişmeler büyük çaplı isyan çıkması, genel grev vb. , salgın hastalıklar, mevzuatlar ile getirilen yasaklamalar ve engellemeler, ablukalar, ambargolar, kişilerin özel mal varlığına büyük çaplı ve tamamen el koymalar, büyük ekonomik krizler, kazalar, hırsızlıklar, yangınlar gibi sayısız türde ve değişik şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Yargıtay içtihatlarında mücbir sebep farklı kararlarda şu şekilde tanımlanmıştır ; “... Mücbir sebep, genel olarak sezilemeyen ve karşı konulamayan bir olgudur”, “...mücbir sebebin tanımlamasını yapmak gerekirse, mücbir sebep önceden gözönüne alınmasına ve bunun sonucu olarak ortadan kaldırılmasına imkan bulunmayan ve harici bir etkenden ileri gelen olaydır. Bu olay tabii bir kuvvetten (fırtına, zelzele, su basması gibi) veya üçüncü kişinin eyleminden (haksız fiillerde olduğu gibi) yahut resmi bir yasaklanmadan (memnuiyetten) ileri gelebilir.

Çeşitli Yargıtay kararlarında salgın hastalıkların da mücbir sebep teşkil edebileceği belirtilmiştir. Salgın hastalık sözleşme taraflarınca önceden öngörülmesi mümkün olmayan bir durumdur. Salgın hastalığa tarafların karşı koyma imkanı bulunmamaktadır bu nedenle sözleşmede taraflarca üstlenilen borçların ifası salgın hastalık nedeni ile gerçekleştirilemeyebilir. Ayrıca taraflar yapmış oldukları sözleşmelerde salgın hastalık hususunu mücbir sebep olarak belirtmişler ise anılan bu durumların ortaya çıkması sözleşme tarafları için mücbir sebep teşkil edecektir. Fakat tarafların hazırladığı sözleşmede salgın hastalık mücbir neden olarak belirtilmemişse salgın hastalıkların mücbir sebep sayılması tarafların sözleşmeden doğan yükümlülüklerinin ifasını etkiler boyutta olması şartı ile söz konusu olacaktır.

Mücbir sebebin sözleşmelere etkisi 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İFA İMKANSIZLIĞI başlıklı 136. Maddesinde “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.” şeklinde belirtilmiştir. TBK’nın ilgili düzenlemesi uyarınca mücbir sebep, sözleşmenin tarafları için ilgili sözleşme uyarınca üstlenmiş oldukları borçları sona erdirmektedir. Mücbir sebebin sözleşmelere yansımasında önemli diğer nokta ise , borcun ifasını imkansız hale getiren mücbir sebep niteliğindeki olayın sözleşmenin karşı tarafına bildirilmesi gerektiğidir. Mücbir sebep borçlu tarafından alacaklıya bildirilmelidir. Eğer mücbir sebep borçlu tarafından alacaklıya bildirilmez ve alacaklının zararının artmasını engellemeye yönelik gerekli önlemler alınmaz ise borçlu, alacaklının uğrayacağı zararlardan sorumlu olacaktır.

Corona Virüsü (COVID-19) Mücbir Sebep Midir?

Ülkemizde ve dünyanın çoğu ülkesinde Corona virüsü tespit edilmiştir. Söz konusu salgın hastalığa ilişkin vaka ve ölüm sayıları gün geçtikte hepimizi korkutmaktadır. Corona Virüs vaka sayısının her geçen gün artması nedeniyle hükümetler tarafından Corona virüsünün yayılmasını önlemek adına birçok önlem alınmaktadır. Bu önlemler ulusal ve uluslararası düzeyde olmakta ve hukuki ilişkilere etkisi de farklılık gösterebilmektedir. Corona virüsünün yayılmasının önlenmesi için hükümetler tarafından belirli önlemlerin alınması tek başına Corona virüsünün mücbir sebep olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir. Corona virüsünün sözleşmenin tarafları açısından mücbir sebep seviyesinde kabul edilebilmesi için Corona Virüsü nedeniyle tarafların sözleşmede kendilerine yüklenen borç ve edimleri yerine getiremeyecek duruma gelmeleri gerekmekte ve virüsün sözleşme taraflarını borçlarını yerine getiremeyecek derecede etkilemesi gerekmektedir. Bu nedenle Corona virüsünün sözleşmenin tarafları için mücbir sebep teşkil edip etmediğinin tespiti her sözleşme ilişkisi bakımından ayrı ayrı incelenerek bu kapsamda karar verilmelidir.

Örneğin, bir tren bileti alan tüketicinin tren seyahatini gerçekleştireceği şehire Corona virüsü nedeniyle giriş – çıkışların tamamen durdurulması halinde trenyolu şirketi açısından söz konusu ulaşım yerine getirilemeyeceği için bu durum hem ulaşımı gerçekleştirecek trenyolu firması hem de seyahat edecek tüketici açısından mücbir sebep teşkil edecek, trenyolu firmasının ulaşımı gerçekleştirme borcu, tüketicinin de tren bileti bedelini ödeme yükümlülüğü sona erecektir. Corona virüsünün yayılmasının önüne geçmek adına bir diğer uygulama ise hükümet tarafından alışveriş merkezlerinin kapatılması durumu oldu. Ancak online alışverişler için herhangi bir kısıtlama getirilmedi. Kargo firmalarının çalışması-teslimat yapması konusunda herhangi bir kısıtlama bulunmadığını varsaydığımızda internet üzerinden ürün satın alım sözleşmeleri için Corona virüsü mücbir sebep teşkil etmeyecek ve tarafların yükümlülükleri devam edecektir. Yani alıcının örneğin almış olduğu kıyafetin bedelinin ödenmesine ilişkin borcu satıcının da bu kıyafeti teslim etme borcunu yerine getirmesi gerekmektedir ve taraflar Corona virüsünü sebep göstererek sözleşmeden dönemeyeceklerdir.

Uyarlama Davası Hususu

Tarafların edimlerini mücbir sebep nedeniyle yerine getirememeleri halinde; sözleşmeden doğan edimin ifasının imkânsız hale gelmesi hali bakımından yukarıda belirtiğimiz üzere TBK’ nın 136. maddesi, edimin ifasının önemli ölçüde güçleşmesi durumunda ise TBK’nın 138. maddesinin uygulanması söz konusu olacaktır.

Türk Borçlar Kanunu’ nun AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ başlıklı 138. Maddesi “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. “ hükmüne haizdir.

Mücbir sebepler dolayısıyla taraflarca kararlaştırılan bedel üzerinden ödenme yapılmasının önemli ölçüde güçleşmesi ve TBK 138. maddenin şartlarının bulunması halinde anılan madde kapsamında uyarlama talep edilmesi söz konusu olacaktır. Yasa koyucu bu hüküm ile sözleşmenin kurulmasından sonra ifanın aşırı derecede güçleşmesi halinde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması ya da sözleşmeden dönmeyi Türk Medeni Kanunu Madde 2 ‘ deki dürüstlük kuralıyla genel ilkelerden hareket ederek çözüme bırakmamıştır. Dürüstlük kuralının bir nevi özel bir uygulaması olarak hükme bağlamış ve bunun koşullarını açıkça düzenlemiştir.

TBK m.138 hükümlerinin uygulanabilmesi yani UYARLAMA DAVASI açılabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir :

- Sözleşmenin Geçerli Bir Şekilde Kurulmuş Olması,

- Sözleşmenin Kurulmasından Sonra Tarafların Önceden Tahmin Etmesi, Öngörmesi ve Gözönünde Tutması Mümkün Olmayan Olağanüstü Olayların Meydana Gelmesi,

- Ortaya Çıkan Yeni Koşulların Edimin İfasını Güçleştirmiş Olması ve Borçlunun Bunda Kusurunun Bulunmaması,

- Borçlunun Edimini Yerine Getirmemiş Ya da Haklarını Saklı Tutarak Yerine Getirmiş Olması

Borçlu tarafından sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumdan maksat, hayatın olağan akışına göre borçlunun hesaba katamayacağı ve katmakla yükümlü olmadığı olaylardır. Tacirler yönünden ise; tacirlerin basiretli bir tacir olarak öngöremeyeceği durumlarda borçlu tarafından sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum gerçekleşmesi gerekmektedir. Ölçüt yukarıda belirttiğimiz üzere; somut olayın tüm özelliklerine göre taraflardan öngörünün beklenip beklenemeyeceğidir. Tacirler için 138.maddenin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda doktrin ve Yargıtay kararlarında görüş ayrılıkları bulunmaktadır fakat baskın görüş tacirlerin basiretli bir tacir olarak hareket etmesi gerektiği olsa da öngöremeyeceği durumlarda 138.maddenin uygulanması gerektiğidir.

Kira Sözleşmeleri Yönünden Uyarlama Davası

TBK md. 138 uygulamasını bir kira sözleşmesi bakımından ele alırsak; kira sözleşmesi sona ermeden sözleşmenin devamını çekilmez hale getiren mühim bir sebep ortaya çıktığında buna rağmen, süre sonuna kadar sözleşmenin aynı şartlar altında devam edeceğini kabul etmek adil olmayan neticelere sebebiyet verecektir.

Kiracı, kira sözleşmesini akdederken Koronavirüs riskini bilebilecek durumda değildir ve bu risk kiracıdan kaynaklanmamaktadır. Ancak her ne kadar geçici süreliğine tahliye hususu durdurulmuş olsa bile normalde kira bedelinin ödenmemesi tahliye riskini de beraberinde getirdiğinden kira bedelinin ihtirazi kayıtla ödenmesi ile birlikte uyarlama davası açabilme imkanı gündeme gelebilecektir.

Kira uyarlama davası açılırken dikkat edilmesi gereken hususlar:

- Kira uyarlama davasında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi, yetkili mahkeme ise mecurun (kira sözleşmesinin konusu olan, kiralanan şeyin) bulunduğu yer mahkemesidir.

- Kira uyarlama davasının ne zaman açılacağı ile ilgili farklı yorumlar getiriliyor olsa da uyarlama davası kira tespit davasında olduğu gibi kira döneminin sona ermeden 1 ay önce ihtarname gönderilerek yeni kira dönemi için açılması gereken bir dava değildir. Aşırı ifa güçlüğünün mevcut olduğu bir durum söz konusu olduğundan derhal zaman kaybetmeksizin açılması gerekmektedir.

- Uyarlama davasında, geçmişe dönük kira bedellerinin uyarlanması talep edilemez, edilse dahi bu husus davanın reddi sebebidir. Dava tarihinden itibaren olacak şekilde kira bedeli uyarlanır.

- Dava neticesinde davacı haklı görülür ise kira bedeli yeni koşullara göre indirilir ve yeni şartlara göre kira bedeli devam eder.

- Uyarlama davalarının kira sözleşmesinin sona ermesine 1 yıl kalan kira sözleşmeleri ya da 1 yılı geçmemiş olan kısa süreli kira sözleşmeleri kapsamında açılabilmesi mümkün değildir.

- Dava sonucu karar kesinleşinceye kadar borçlu edimini ifa etmekle sorumludur ve edimini yerine getirmelidir.

- Kararın kesinleşmesi sonrası uyarlanan yeni kira bedeli nazara alınarak arada oluşan fark gelecek kira dönemine ait kira bedelinden takas edilir.

Sonuç olarak Corona virüsünün sözleşme taraflarınca mücbir sebep teşkil edip etmediği her olay ve sözleşme özelinde spesifik olarak değerlendirilmeli ve buna göre yorumlanmalıdır.

KAYNAKÇA

KILIÇOĞLU, Ahmet M., “Borçlar Hukuku Genel Hükümler “, Ankara 2014.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.