Darbeleri Araştırma Komisyonu ev gezilerine başladı.
     Son olarak Tansu Çiller’in, İstanbul Yeniköy’de ki yalısına gittiler.
     Ben de “Darbeleri araştırma Komisyonu”nu bizim evde sabah kahvaltısına davet ediyorum.
     Sayın Komisyon üyelerine, Tansu Çiller’in boğaza nazır lüks villasındaki kadar ikramda bulunamasam da, eğer bizim fakirhaneye teşrif ederlerse, mahalle bakkalına darbe yaparak aldığım çifte sarılı köy yumurtalarından ikram ederim. Bu arada çift sarılı köy yumurtalarından edinebilmek için, bakkala nasıl bir darbe teşebbüsünde bulunduğum yolunda açıklamalarda da bulunurum.
     Üstelik Sayın Çiller, gelecek olanları sadece alt komisyon üyeleri ile sınırlı tutmuş. Katılmak isteyen diğer vekilleri “evim müsait değil” diye kabul etmemiş. Ben iki sıra iskemle koyar gelecek olan bütün konukların tamamını misafir ederim. 
     Başım üstünde yerleri var.
     Bu suretle komisyonun sahipleri ve katılımcıları gibi, medyaya çıkıp meşhur olmak imkanını da bulabilirim.
     Zira bu Sayın Komisyon’un toplantıları artık dizi film gibi oldu. Uzadıkça uzuyor ve kamu oyunda reytingi arttıkça yeni bölümleri çekiliyor.
     Eteğinde dökecek taşı olanlar, Komisyon davetini bahane ederek; sataşmak istedikleri yer ve kişilere yollamalarda bulunmak, içlerini dökmek fırsatını kaçırmıyorlar.
     Komisyon üyelerinin soruları ise bir alem.
     Sanki darbe araştırması değil de, gıcık oldukları kişileri sıkıştırma operasyonu. Davet ettikleri kişiye soruyorlar : “Gözlerimin içine bakarak cevap ver”.
     Komisyona üye olmayan bazı vekiller de arada bir toplantılara katılıyorlar. Katılma gerekçeleri de çok ilginç “Yüzleşmek için katılıyorum” diyenler var. Sanki araştırma komisyonu değil, hesaplaşma ünitesi. 
     Ve arada bir konuşmalar, hanımların “altın günü” davetlerine dönüyor. Kişisel ve araştırılan darbe ile ilgisi olmayan soru, cevap ve hesaplaşmalara dökülüyor.
     İşin bir diğer ilginç yönü de, darbe komisyonu üyelerinin bir kısmının kendilerini, araştırdıkları darbenin mağduru olarak görmeleri ve öyle tanıtmaları. Yani araştırılan konunun hem mağduru, hem hakimi, hem savcısı durumundalar.
     Eh, bizde araştırma dediğin böyle olur. 
     Toplantı sonrasında da her bir üye kendine göre bir yorum ve bir açıklama yapıyor ki, kamu oyunun kafası iyice karışıyor.
     Darbeleri araştırmak iyi de, biz de bir söz vardır :“Hırsızın hiç mi suçu yok” diye. Yani eğer ortada bir darbe varsa, darbeye neden olacak kadar kötü yönetimlerin araştırılacak hiç mi suçu yok.
     Bu nasıl bir darbe araştırması ise, dinlenmeyen kimse kalmadı. Sanki milletçe darbeci olduk.
     Eski Genelkurmay başkanları, eski yeni bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar, öğretim üyeleri, gazete patronları, yazarlar, gazeteciler, hukukçular…
     Katılmak zorunlu olmamasına rağmen, içlerini boşaltmak için gidiyorlar.
     Araştırma Komisyonunun toplantıları sırasında yöneltilen öyle soru ve cevaplar var ki en ünlü komedilere taş çıkartır. Günün birinde bunlar alt alta yazılıp çizildiğinde başkaca eğlenceye lüzum kalmayacak. O kocaman adamların neler söylediğini okuyunca gözlerimizden yaşlar boşalacak:
     - Darbe günü çiğ börek yediniz mi?
     - Ben çiğ yemedim ki karnım ağrısın.
     - Daha önce Migrosdan darbeli matkap aldınız mı?
     - Ben hiç Migrosa gitmem, alış verişlerimi kantinden yaparım.
     Darbe yapmak ne kolaymış.
     İnternet sayfana iki satır bildiri koydun mu, al sana darbe.
     Biz günlük hayatımızda her gün darbe üstüne darbe yiyoruz da hatırımızı soran bile yok.
     Ancak beni üzen nokta; Sayın Komisyon üyelerini fakirhaneye davet fikri tutmayacak gibi görünüyor çünki bir sonraki toplantılarını Dolmabahçe Sarayında yaptılar.
     Giderek işi büyütüyorlar. 
     Darbeleri ve darbeler tarihini araştırmak için; AB ülkeleri, Yunanistan, Portekiz, İspanya, Küba gibi ülkelere gideceklermiş.
     Ne yapalım, talihlerine küssünler; çift sarılı yumurta yemek fırsatını kaçırdılar.
     Bizde eskiden beri söylenen bir söz vardır : “Bir konuyu çıkmaza sokmak, karıştırmak istiyorsan komisyona havale et” derler.
     Doğruymuş.

Av.A.Erdem Akyüz