banner590
banner589

Ceza yasalarının zaman bakımından uygulanması ile ilgili kurallar, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2/2. maddesinde ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun[1] “zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde hüküm altına alınmıştır.

Gerek 765 sayılı Kanun gerekse 5237 sayılı Kanun, ceza hukuku ile ilgili hükümlerin yürürlüğe girdiği andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağını ifade etmektedir. Bu durum İleriye etkili olma prensibi olarak anılmaktadır. Her iki TCK de , ‘geçmişe etkili uygulama’ veya ‘geçmişe yürürlük’ ilkesine yer vermiştir.[2]

Geçmişe yürürlük ilkesinde şu kurallara uyulmalıdır:[3]

1) Somut olaya dair lehe kanunun tespit edilmesinde sadece belirli bir hüküm dikkate alınmaz. (Diğer hükümler de dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır.)

2) Yasal düzenleme hükümlerinin olaya bir bütün olarak uygulanması gerekir. Burada bütüncül uygulamanın sonucuna bakılarak lehe kanun tespit edilmelidir.

Zamanaşımı, suç ile sanık arasındaki bağlantıyı kesmekte ve sanığın cezalandırılmasını önlemektedir. Bu nedenle dava zamanaşımı yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir.[4]

1982 Anayasa’sının[5] 38. maddesinin 2. fıkrasında,[6] dava ve ceza zamanaşımına ilişkin kanun hükümlerinde değişiklik yapılması halinde maddi ceza hukukuna dair zaman bakımından uygulama kurallarının geçerli olacağı ifade edilmektedir.

Bu kurallar dikkate alındığında; genel yargılaması devam eden dava için dava zamanaşımına ilişkin sürelerde değişiklik yapan sonraki kanun lehe hükümler içermesi halinde geçmişe etkili olarak uygulanması mümkündür.

Zamanaşımı ile ilgili lehe kanun uygulamasında şu kurallar dikkate alınmalıdır:[7]

1) Suç için öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alınmalıdır.

2) Zamanaşımı süresi her suç için ayrı ayrı hesaplanmalıdır.[8]

3) Zamanaşımı suç ile sanık arasındaki bağlantıyı keser.

4) Zamanaşımı sanığın cezalandırılmasını engeller.

5) Zamanaşımı uygulaması her aşamada gözetilmelidir.

Sonuç olarak belirtmek gerekir ki, zamanaşımı süresi ceza bağımsızlığını koruyan her suç için ayrı ayrı uygulanmalıdır. Bu durumun tek İstisnası 5252 sayılı Yasanın 9/4. maddesinde hüküm altına alınmıştır.[9]

5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesinin 4. fıkrasına göre; kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmayacaktır.[10] Yani hüküm kesinleştikten sonra zamanaşımı sürelerinin lehe olarak değişmesi halinde kesinleşen hüküm ile ilgili olarak uygulanması söz konusu olmayacaktır. Bu kuralın dışındaki bütün durumlarda dava zamanaşımı ile ilgili lehe hükümlerin uygulanması mümkün olacaktır.

Sanığın eylemi, 765 ve 5237 sayılı Yasaların her ikisinde de suç olarak tanımlanmış olmalıdır.

Örneğin; Sanığa isnat edilen eylem 765 sayılı TCK’nın 493/1, 522(pek fahiş); 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b; 116/2; 151/1. maddelerinde öngörülen ve ceza bağımsızlığını koruyan suçları oluştursun.

Bu örnek olayda, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kapsadığı suçlar yönünden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu açıkça sanık lehine olacaktır.

Bu örnek olayda; sanığın eylemine uyan ve zamanaşımı bakımından lehe olan 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b; 116/2; 151/1. maddelerinde tanımlanan hırsızlık, işyeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçları için öngörülen cezaların türü ve üst sınırlarına göre aynı Yasanın 66/1-e, 66/3-4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık genel dava zamanaşımının, örnek olaydaki suç tarihi olan 26.05.2001 tarihinden inceleme tarihine kadar geçmiş olduğu dikkate alınarak sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekecektir.[11]

Konunun daha iyi anlaşılması açısından farklı bir örnek vermek faydalı olacaktır.

Örneğin; nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarında zamanaşımı ile ilgili her iki TCK uygulaması ne şekilde olacaktır ?

Burada öncelikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri dikkate alınacaktır.

Örneğin; sanıklara yüklenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlarının suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve lehe olan 5237 sayılı TCK’nin 204/1 ve 206/1. maddesindeki cezalarının miktarına göre tabi olduğu gözetilmeli ve TCK’nin 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının suçun işlendiği tarihten inceleme tarihine kadar gerçekleşmesi halinde zamanaşımının dolduğu dikkate alınmalıdır.[12]

Örnek olayımızda, sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan da; suç tarihinden karar tarihine kadar lehe olan 765 sayılı TCK'nın 504/7, 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık kesintili dava zamanaşımının dolduğu tespit edilmiş ise, 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereğince sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan ve resmi belgede sahtecilik suçlarından açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekecektir.[13]

Son örnek olayda olduğu gibi zamanaşımı ile ilgili kuralların zaman bakımından uygulanmasında her suç için ayrı ayrı hesaplama yapılmalıdır. Bu durumda birlikte işlenen suçlar açısından 765 sayılı TCK yanında 5237 sayılı TCK hükümlerinin zamanaşımı ile ilgili olarak uygulanması mümkün olabilecektir.

---------------------

[1] 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

[2] Bu ilke, ‘İleriye etkili olma prensibi’ olarak adlandırılan kuralın istinasını oluşturmakta ve failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması manasına gelmektedir.

[3] Y.6.CD, E: 2012/7825, K: 2014/13729, T: 02.07.2014.

[4] 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesi ile özel hüküm de konulmuştur.

[5] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Kanun Numarası: 2709, Kabul Tarihi: 18.10.1982, Yayımlandığı Resmî Gazete: Tarih: 9.11.1982 Sayı: 17863 (Mükerrer), Yayımlandığı Düstur: Tertip: 5, Cilt: 22, Sayfa: 3.

[6] Madde 38/1-2 – Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.”

[7] Bkz.; 03.06.1942 gün 36/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı.

[8] Başka bir söylemle ceza bağımsızlığını koruduğundan her suç için ayrı ayrı uygulanmalıdır.

[9] Y.6.CD, E: 2012/7825, K: 2014/13729, T: 02.07.2014.

[10] (4) (Ek fıkra: 11.5.2005 – 5349/4 md.)

[11] Y.6.CD, E: 2012/7825, K: 2014/13729, T: 02.07.2014.

[12] Y.15.CD, E: 2019/10900, K: 2020/891, T: 23.01.2020.

[13] Y.15.CD, E: 2019/10900, K: 2020/891, T: 23.01.2020.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.