Eleştiri Kavramı

Eleştiri, herhangi bir kimseyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli ölçütlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve hatalı taraflarını göstermek için ileri sürülen görüş ve düşünceler olarak tanımlanabilir.[1]

Eleştiri kavramı, genel olarak beğenmemek, kusur bulmak şeklinde algılanmaktadır. Oysa eleştirinin temel amacı, konunun anlaşılmasını sağlamak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmektir.

Eleştiri hakkı, haber verme hakkının doğal bir uzantısı konumundadır. Bu nedenle belirli bir olayı kamuoyuna aktarılmasının hukuka uygunluğu için, habere konu olayın gerçek olması yanında, kişilerin tutum, davranış ve uygulamalarına yönelik değer yargısını da içermelidir.[2]

Bu değer yargılarına ilişkin açıklamaların tahkir edici boyuta ulaşmaması gerekmektedir.

Değer yargısı denilen kavram, bir olay veya durum hakkında kişisel düşünce açıklamaları olarak tanımlanabilir.[3]

Değer yargısı şeklindeki haberlerin veya sözlerin eleştirme hakkı kapsamında değerlendirilmesinde, eleştiri hakkının haber verme hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmesi kuralı dikkate alınmak zorundadır.[4]

Eleştirme Hakkının Kabulü İçin Aranan Şartlar

Haber verme hakkının hukuka uygunluğu açısından aranan şartlar, eleştiri hakkında da aranmaktadır.

Bu yüzden, eleştiri konusu olay veya durum gerçek ve güncel olmalı, eleştiri hakkının kullanılmasında kamu yararı bulunmalı, eleştiriye konu olay veya durum ile eleştiri arasında düşünce bağı olmalıdır.[5]

Nitekim Yargıtay, eleştirme hakkının kabulü için şu şartları aramaktadır:[6]

1) Açıklama ve eleştiriye konu olan haber gerçek olmalı.

2) Haber güncel olmalı.

3) Haberin açıklanmasında kamu ilgi ve yararı bulunmalı.

4) Haberin açıklama şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunmalı.

5) Açıklamada "küçültücü" ifadeler kullanılmamalı.

Bir eylem, hukuka uygunluk nedeni yoksa hukuk düzeni tarafından cezalandırılabilir. Ancak eylem, hukuka uygun kılan yani hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin varlığı halinde hukuka uygun sayılır.[7]

İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı halinde, eylemi gerçekleştiren kişi hukuk düzeni tarafından cezalandırılamaz.

Burada eleştiri hak ve görevinin kötüye kullanmaması gerekir.

Şayet söylenen sözler veya yazılarda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılması gerekir.

Yukarıda ifade edilen unsurlardan birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından bahsedilemez ve eylem hukuka aykırı sayılır.[8]

Politikacılar, Üst Düzey Bürokratlar İle Kamuya Mal Olmuş Ünlü Kişilere Yönelik Eylemler Açısından Eleştiri Hakkı

Eleştiri hakkı kapsamında, kişilere yönelen eleştirinin dozu bazı kişiler açısından daha ağır olabilir.

Örneğin; politikacılar, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş ünlü kişiler, diğer kişilere nazaran daha ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorundadırlar. Bu ilke demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür.

Belirtmek gerekir ki, eleştiri kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olsa bile hakaret düzeyine ulaşmamalıdır. Çünkü hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir.[9]

İfade özgürlüğü, eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda egemen olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre tespit edilmelidir.

Kişilerin ifade özgürlüğü ile mağdurun kişi olarak onur ve şerefi arasındaki denge gözetilmelidir. Bu durum her somut olayda Hâkim tarafından tespit edilmelidir.

Yargıtay’ın, kaba sövmenin hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemesi gerektiğine ilişkin kararları da mevcuttur.[10]

Türk toplumunun önemli bir kesimi, kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirmekte ve bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkiler verebilmektedir.

Bu nedensellik, toplumdaki kutuplaşmayı artırmaktadır. Çoğu zaman adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiilleri bulunmaktadır. Bu nedenle, bu eylemlerin cezasız bırakılması demokratik toplum düzenini bozacaktır.[11]

Anayasa Mahkemesi ise bazı kararlarında; politikacıların, kamuoyu tarafından bilinen kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin yerine getirdikleri görev ve sahip oldukları işlevler sebebiyle daha fazla eleştiriye katlanmaları gerektiğini ve bu vasıflara sahip kişilere yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu ifade etmiştir.[12]

Kamu Görevlilerine Yönelik Eylemler Açısından Eleştiri Hakkı

Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemek ve saygınlıklarına zarar vermek amaçlı, aşağılayıcı saldırılar hukuk düzeni tarafından korunmamalıdır.

Bununla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün bir sonucu olarak görülmelidir.[13]

Eleştirinin sert bir şekilde yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur.

Bu nedenle eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı ve düşünceyi açıklama sınırları içinde hareket edilmelidir.

Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici söz, hakaret suçu bağlamında değerlendirilemez. Burada sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması şarttır.

Eleştiri Hakkı ve AİHM uygulaması

AİHM, somut olayda öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunun tespit edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Çünkü olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale olarak kabul edilebilecektir.

Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek “yeterli bir altyapı”nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından dikkate alınmaktadır.

Çünkü değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içerdiği ifade edilebilir.

AİHM, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısını ifade özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirmemektedir.

Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerekir. Şayet bu deliller sunulamıyorsa, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını istemektedir.

Sonuç olarak AİHM, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar açısından başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır.[14]

Anayasa Hükümleri

Bu aşamada Anayasa hükümlerine kısaca değinmek faydalı olacaktır.

1982 Anayasası’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmektedir.

1982 Anayasası’nın 25. maddesinin ikinci fıkrasında, her ne sebeple ve amaçla olursa olsun kimsenin, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı, düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamayacağı ve suçlanamayacağı hüküm altına alınmıştır.

1982 Anayasası’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, bu özgürlüğün resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak veya vermek serbestliğini de kapsayacağı ifade edilmiştir.

1982 Anayasası’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında, bu özgürlüğün belirtilen başkaca nedenlerin yanında başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıyla sınırlanabileceği belirtilerek özgürlüğün sınırlandırılmasına ilişkin nedenlere ve özgürlüğün bir sınırının olduğuna vurgu yapılmıştır.

Eleştiri Hakkı İle Düşünce ve Görüş Açıklama ve Yayma Özgürlüğü Arasındaki İlişki

Eleştiri hakkı, düşünce ve görüş açıklama ve yayma özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir.[15]

Bu nedenle, kişileri, eserleri, olayları, durumları doğru ve hatalı yönleriyle göstermek, incelemek ve bu konuya ilişkin görüşleri ortaya koymak, değerlendirmek eylemi; eleştiri, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü çerçevesinde mütalaa edilmelidir.[16]

Eleştiri hakkı, bir kişiye somut bir fiil ya da olgu isnadında veya kişi hakkında küçültücü değer yargısı içeren ifadeler kullanıldığı anda hakaret suçuna dönüşecek ve eleştiri hakkının sınırları aşılmış olacaktır.[17]

Bu yüzden, eleştiri hakkının sınırını çizen hususlardan birinin de hakaret suçu olduğunu ifade edebiliriz.[18]

Hakaret suçu, kişinin onur, şeref ve saygınlığını hedef almaktadır.

Oysa eleştiri, toplum değerlerinin oluşması ve kişilerin yaşamlarının daha doğru bir yere gitmesi amacıyla yapılır. Yani olumlu bir faaliyet olarak değerlendirilmelidir.

Eleştiri genel olarak şu amaçlarla yapılabilir:

1) Eleştiri, toplumun aksaklıklarını göstermek ve gidermek amaçlı yapılabilir.[19]

2) Eleştiri, kültürün değerleri konumundaki bir eseri, kitap, yazar, film veya siyaset biçimi hakkında genellikle de olumsuz değer yargısında bulunularak, ilgili öznelerin hatalarını ve eksikliklerinin göstermek amacıyla yapılabilir.[20]

3) Eleştiri, daima kamu yararı gözetilerek yapılmalıdır.[21]

Eleştirinin ne zaman bir hak ne zaman hakaret olduğu sorunu, muhatabın sıfatı, sosyo-kültürel durumu, toplumda egemen örf ve adetle ülke kamuoyunda yarattığı etki ve benzeri hususları gözetilerek çözümlenmelidir.

Örneğin; demokratik toplum olmanın bir zorunluluğu olarak, politikacıların diğer kişilere göre kaba, sert ve kırıcı eleştirilere karşı daha hoşgörülü olması beklenir.

Fakat eleştirilen durum ile anlatım şekli arasında düşünsel bağın bulunmaması ve küçültücü değere yargısı içermesi halinde failin eylemi hukuka uygunluk sınırını aşacaktır.[22]

Eleştiri bir övgü olmadığı gibi, eleştirinin sert ve ağır bir şekilde yapılması da olağan karşılanmalıdır.[23]

Örneğin basının, sert eleştirilerini yergi dolu sözlerle ifade etmesi, kendi görüş ve algılarını katarak halka ulaştırması durumunda ifade özgürlüğünün sınırları içinde hareket etmiş olacaktır.[24]

Eleştiri hakkı sınırının belirlenmesinde, özellikle devlet adamları, politikacılar, sanatçılar gibi kişiler haklarında yapılan eleştirilere razı oldukları kabul edilerek değerlendirme yapılmalıdır.[25]

Eleştiri Hakkı ve Mizah İlişkisi

Mizah kavramı, insanları gülmeye yönelten bütün davranış ve söylemler olarak tanımlanabilir.[26]

Mizah[27] içerikli yazı ve sözlerle, topluma mal olmuş kişiler, devlet adamları ve politikacıların hedef alınması durumunda, bu kişilerin vatandaşlara göre daha hoşgörülü, anlayışlı ve eleştiriye açık olmaları gerekir.[28]

Belirtmek gerekir ki, mizah içerdiği özellikleri ile 1982 Anayasası’nın 26. ve 27. maddelerindeki düşünceyi ve sanatı açıklama ve yayma özgürlükleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.[29]

Fakat mizahın da kişilerin, onur, şeref ve saygınlıklarına saldırı teşkil etmemesi, küçültücü değer yargısı içermemesi gerekir.

Bu nedenle, mizah yapıyorum diyerek başkasını gülünç duruma düşürmemek ve ölçülü bir şekilde bu sanatı icra etmek bir zorunluluktur.

Aksi bir durumda hukuka uygunluk sınırının aşıldığından bahsetmemiz gerekecektir.[30]

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-----------------------------------

[1] YCGK, E: 2017/978, K: 2018/422, T: 11.10.2018.

[2] SINAR, Hasan, “Türk Ceza Kanunu’nda Hakaret Suçu ve Bu Suçun Karşılaştırmalı Hukukta Gelişen Hakaretin Suç Olmaktan Çıkartılması Eğilimi Yönünden Değerlendirilmesi”, CHD, S: 24, Nisan 2014, s. 75-115, s.89.

[3] ÇETİN, Erol, Yeni Türk Ceza Yasasındaki Hakaret Suçları, Seçkin Yayınevi, Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara 2008, s.345.

[4] Çetin, s.345.

[5] Çetin, s.346

[6] Y.18.CD, E: 2015/31199, K: 2016/673, T: 18.01.2016.

[7] Y.16.CD, E: 2016/2498, K: 2016/4534, T: 09.06.2016.

[8] Y.16.CD, E: 2016/2498, K: 2016/4534, T: 09.06.2016.

[9] Y.16.CD, E: 2016/2498, K: 2016/4534, T: 09.06.2016.

[10] Y.16.CD, E: 2016/2498, K: 2016/4534, T: 09.06.2016.

[11] Y.16.CD, E: 2016/2498, K: 2016/4534, T: 09.06.2016.

[12] Politikacılarla ilgili bir karar için bkz. AYM, (Başvuru Numarası: 2013/8503), KT: 27/10/2015, Ergün Poyraz (2), § 58. kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili bir karar için bkz. AYM, Nilgün Halloran Başvurusu, (Başvuru Numarası: 2012/1184), KT: 16/7/2014, § 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili bir karar için bkz. AYM, İlhan Cihaner Başvurusu (2), (Başvuru Numarası: 2013/5574), KT: 30/6/2014, § 82; Bilinen ve politikaya hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili bir karar için bkz. Önder Balıkçı, § 42); AYM, Önder Balıkçı Başvurusu, (Başvuru Numarası: 2014/6009), KT: 15/2/2017, R.G. Tarih ve Sayı: 5/5/2017 - 30057

[13] Vatandaşların kamu görevlilerini, onların onur, şeref ve haysiyetlerine saldırmadan eleştirmeleri mümkündür. Çünkü eleştirilemeyen, yanlışları, hataları ve olumsuz yönleri ifade edilemeyen bir siyasal sistemde özgürlükten söz edilemez. Bkz.; POLATCAN, İsmet, Memur ve Resmi Heyetlere Karşı Hakaret ve Sövme Cürümleri, Üçdal Neşriyat Yayınevi, İstanbul 1983, s.109.

[14] YCGK, E: 2017/978, K: 2018/422, T: 11.10.2018.

[15] ÜZÜLMEZ, İlhan, “Hakaret Suçu”, CHD, Y: 5, S: 12, Ankara 2010, s. 41-71.Üzülmez, s.59.

[16] BAYINDIR, Sinan / APİŞ, Özge, “Bir Hukuka Uygunluk Nedeni Olarak Haber Verme Hakkının Yazılı Basın Yoluyla İşlenen Hakaret Suçları Açısından Değerlendiril-mesi”, TBBD, 2010 (91), s. 67-109, s.97.

[17] Üzülmez, s.59

[18] Bayındır/Apiş, s.97.

[19] Çetin, s.345.

[20] AYDIN, Devrim, “Türk Ceza Kanunu’nda Hakaret Suçu”, Prof. Dr. Nur Center’e Armağan, T.C. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Yıl 2013, Cilt 19 sayı 2, Marmara Üniversitesi Hukuk Fa-kültesi Pasifik Ofset – İstanbul 2013, s. 879- 918, s.898.

[21] Bayındır/Apiş, s.97.

[22] ÇALIŞIR, Ayfer Akdemir, ÇALIŞIR, Kurtuluş TAYANÇ, Teoride ve Pratikte Hakaret Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s.132.

[23] Aydın, s.898; Çetin, s.345.

[24] AİHM’nin Skalka-Polonya davasında da ifade edildiği üzere, AİHS’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesi; sadece lehte olan zararsız ve ilgilenmeye değmez bilgilere ya da düşüncelere değil; aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümüne aykırı olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır; bunlar çoğulculuğun hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Bkz.; Skalka/Polonya, Başvuru No: 43425/98, 27.05.2003, §32; Ayrıca bkz: Handyside/BirleşikKırallık, §49.; ÜNAL, Recep, “Bireysel Başvuru Çerçevesinde İfade Özgürlüğü”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Kırıkkale, 2014, s: 55.

[25] Bayındır/ Apiş, s. 98.

[26] YAŞAR, Öznur: Siyasi Mizah ve Y Kuşağı, Volume 13/18, Summer 2018, p. 1389-1407, DOI Number: http://dx.doi.org/10.7827/ TurkishStdies. 13844, ISSN: 1308-2140, Ankara-Turkey, ET: 30.09.2019.

[27] Mizah; doğası gereği, ciddiyetten uzak, gülmece, abartılı ve uydurma unsurlarını içeren, demokratik toplumlarda eleştiride bulunmanın sanatsal araçlarından biri olarak kabul edilmektedir. “İnsanları gülmeye yönelten bütün davranış ve söylemler mizah olarak değerlendirilmektedir. Mizahın birçok işlevleri bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de güldürürken düşündürmesidir. Bu işlevi birçok alanda kendini gösterdiği gibi siyasal mizahta da kendini göstermektedir. Çünkü siyasal mizah toplumları düşünmeye sevk ederek apolitikleşmeyi ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.” Bkz.; YAŞAR, Öznur: Siyasi Mizah ve Y Kuşağı, Volume 13/18, Summer 2018, p. 1389-1407, DOI Number: http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.13844, ISSN: 1308-2140, Ankara-Turkey, ET: 30.09.2019.

[28] Aydın, s.900.

[29] ARISOY, Mine, “Hakaret”, TBBD, S: 72, Y:2007, s. 152-205, s.178.

[30] Çetin, s.282.