Türk Hukuk Sisteminde bazı suçlar bakımından düzenlenen etkin pişmanlık kurumu, son zamanlarda uygulamada sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY soruşturmaları başlatılmış ve çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile birçok kişinin işine son verilmiştir. 2018 yılı rakamlarına göre; 109.000 kişi kamudan ihraç edilmiş ve 105.019 kişinin ise yargılaması devam etmektedir. 2019 yılına gelindiğinde hala bu sayılara yenilerinin eklendiğini görmekteyiz. Etkin pişmanlık, FETÖ/PDY yargılamalarında sıklıkla başvurulan bir hukuki kurum haline gelmiştir. Hakkında soruşturma açılan kişiler ceza indiriminden faydalanmak amacıyla bildikleri isimleri vermekte ve bu isimler hakkında yeni ceza davalarının açılmasına sebep olmakta, yeni açılan ceza davalarında da yeni sanıklar başka isimler vermekte ve bu başka isimler hakkında da başka ceza davaları açılmakta ve sonuç olarak süreç bu şekil uzayıp gitmektedir.

İşte bu durumda, etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın beyanlarının delil niteliğinin ne olacağı sorusu akla gelmektedir.

Etkin Pişmanlık:

TCK’nın sisteminde etkin pişmanlık, suç tamamlandıktan sonra mahiyeti etkin pişmanlığa müsait belli suçlar bağlamında cezayı ortadan kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep olarak kabul edilmiştir.[i]

Etkin pişmanlığı kanun koyucumuz 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun ikinci kitabında yer alan bir kısım suçlar açısından düzenlemiştir. Kanun koyucunun belirlemiş olduğu suçlar dışındaki suçlara etkin pişmanlık hükümleri tatbik edilemez. Etkin pişmanlık genel hükümler kısmında düzenlenmemiştir. Bu nedenledir ki etkin pişmanlık sadece düzenlendikleri maddeler bakımından uygulanabilecektir.[ii]

TCK; Örgüt Kurma, Örgüt Yöneticiliği Veya Üyeliği, Uyuşturucu İmal Ve Ticareti, Yağma, Zimmet, Hakaret ve başka diğer suçlar bakımından etkin pişmanlık kurumunu kabul etmiştir. Görüldüğü üzere ceza hukukumuzda etkin pişmanlık sadece kanunun saydığı bazı suçlar bakımından uygulanabilecektir. Örneğin kasten öldürme suçunda etkin pişmanlık kurumu uygulanamayacaktır. Kanun koyucunun buradaki hareket noktası, doğası gereği etkin pişmanlığa uygun suçlarda bu kurumu uygulamaktır. Kasten öldürme gibi, doğası gereği etkin pişmanlığın uygulanması mümkün olmayan suçlarda bu kurum devre dışıdır. Örgüt üyeliği gibi suçlar açısından ise kanun koyucunun amacı, kişinin örgüt içindeki bütün suçları deşifre etmesini sağlamak ve bunun ödülü olarak ise kişiyi cezada indirim hakkından yararlandırmaktır. Bu şekilde örgüt suçlarında, örgütün diğer üyelerinin deşifre edilmesi ve örgüt içerisindeki diğer suçların ortaya çıkarılması konularında yakalanan kişi teşvik edilmiş olur.

Husumet:

Ceza yargılamalarında husumetin önemli bir yeri vardır. Etkin pişmanlık kurumunun uygulandığı hemen her ceza davasında bakılacak birincil ölçüt fail ile verdiği isim arasında husumet olup olmadığıdır. Fail ile verdiği isim arasında husumetin varlığı iyice araştırılmalı ve ezbere hüküm kurulmamalıdır.

Yargıtay, kişiler arasında husumet olup olmadığının iyice araştırılmadan, hüküm verilmesini bozma nedeni saymaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulu, 2017/162 E. 2017/346 K. Sayılı kararında husumetin iyice araştırılmamasını bozma nedeni saymıştır: Sanıklar savunmalarında 'Mağdurun babası ... ve diğer aile bireyleri arasında görülmekte olan davalar bulunduğunu, bu nedenle kendilerine iftira atıldığını' beyan ettiklerinden, sanıklar ile mağdurun bu aile bireyleri arasında açılan davalar nedeniyle bir husumet bulunup bulunmadığının araştırılmaması,”

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2016/3808 E. 2018/7134 K. Sayılı kararında, Ceza Genel Kurulu ile paralellik göstermiştir: Sanık ...’in ise aşamalarındaki savunmalarında özetle; üzerine atılı suçu kabul etmeyerek sanık ... ile arasında husumet olduğunu, bu nedenle kendisini adli birimlere şikayette bulunduğunu savunması karşısında; sanığın savunması araştırılmadan üzerine atılı yağma suçunu işlediğine ilişkin mahkumiyete yeterli kesin, inandırıcı delillerin nelerden ibaret olduğu gösterilmeden, sanık ...'ın beyanına ise hangi nedenle üstünlük tanındığı açıklanmadan eksik tahkikatla yetinilip yargılamaya devamla yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,”

Görüldüğü üzere Yargıtay, yerleşik içtihatlarında, husumetin varlığının araştırılmamasını bozma nedeni saymaktadır. Her somut olayın kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve iyice araştırılması gerekmektedir.[iii] Husumetin bulunmayışı, etkin pişmanlıkta bulunan lehine yorumlansa bile, dosya kapsamında başka delillerin bulunmaması halinde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilmektedir.[iv] Bu açıdan bakıldığında husumetin bulunmayışının, etkin pişmanlıkta bulunan failin beyanlarının doğruluğu için, tek başına yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Husumet, başkaca deliller ile desteklendiği sürece mahkumiyete yeterli sayılabilmektedir.[v]

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2016/3808 E. 2018/7134 K. Sanık ...’in ise aşamalarındaki savunmalarında özetle; üzerine atılı suçu kabul etmeyerek sanık ... ile arasında husumet olduğunu, bu nedenle kendisini adli birimlere şikayette bulunduğunu savunması karşısında; sanığın savunması araştırılmadan üzerine atılı yağma suçunu işlediğine ilişkin mahkumiyete yeterli kesin, inandırıcı delillerin nelerden ibaret olduğu gösterilmeden, sanık ...'ın beyanına ise hangi nedenle üstünlük tanındığı açıklanmadan eksik tahkikatla yetinilip yargılamaya devamla yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,”

Etkin Pişmanlıktan Yararlanan Sanığın Beyanlarının Delil Değeri:

Etkin pişmanlıktan yararlanmak için beyanda bulunan şüpheli veya sanığın, beyanları tek başına mahkumiyete yeterli değildir. Yargıtay yerleşik içtihatları ile bu şekilde bir duruş sergilemektedir. Dosya kapsamında sırf beyan delilinin bulunması, bu delilin herhangi başka bir somut delil ile desteklenmemesi halinde mahkumiyet kararı verilemez. Verildiği takdirde karar Yargıtay tarafından bozulabilmektedir.

Yargıtay 10 Ceza Dairesinin, 2018/3668 E. 2018/10056 K. Sayılı kararında; “Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen istinaf isteminin esastan reddine ilişkin hükmün incelenmesinde:

Olay tutanağı içeriği ve dosyadaki bilgi ve belgelere göre; kendisinde uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın savunmalarının aksine, ele geçirilen uyuşturucu maddeler ile ilgisi olduğuna ilişkin, diğer sanık ...'ın soyut, tanık ...'ın da görgüye dayalı olmayan beyanları dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki savunması bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 27/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

“İtirafçı sanık olup tanık sıfatı ile dinlenilen, etkin pişmanlıktan yararlanmak için sanık aleyhine beyanda bulunma hususunda hukuki menfaati bulunun … isimli kişinin anlatımı tek başına hükme esas alınamaz. “ (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2018/2944 E. 2018/2741 K.)

Görüldüğü üzere, dosya kapsamında beyan dışında başkaca bir delilin bulunmaması durumunda, mahkumiyete karar verilemez. Kişinin söz konusu suçu işlediği yönünde dosyaya başkaca delillerin girmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, dosya kapsamındaki beyan başkaca deliller ile desteklenmelidir. Bu durumda önemli olan beyanın doğru olup olmadığının tespitidir. Bu tespit ise her somut olaya göre farklı şekillerde yapılabilmektedir. Günümüz uygulamalarında genellikle en çok kullanılan yöntem, fail ile verdiği isim arasındaki HTS kayıtlarıdır. Önceden verilmiş bir dinleme kararı yok ise, burada bakılacak olan şey söz konusu kişilerin birbirlerini ne sıklıkla aradıklarıdır. Suç tarihinde kişiler arasında yaşanmış yoğun telefon trafiği, beyanın doğruluğu şeklinde yorumlanabilmektedir. Çoğunlukla HTS kayıtlarının dışında kişiler arasında ki BAZ çakışması da incelenir ve dosyaya eklenir. BAZ çakışması, kişilerin telefon sinyallerinin tespitini sağlayarak bu sinyallerin nerede çakıştığını gösterir. Bu şekilde suç tarihinde veya öncesinde kişilerin yan yana olup olmadıkları ortaya çıkabilmektedir. Fakat bu durumda değerlendirilmesi gereken bir diğer husus, kişiler arasındaki sosyal ilişkinin seviyesidir. Kişiler arasında arkadaşlık, akrabalık gibi sosyal bir ilişki var ise, HTS kayıtları ve BAZ çakışması aleyhe yorumlanamaz. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu konuda bir karar vermiştir. Şöyle ki: (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/380 E. 2019/43 K.)

Davaya konu olan olayda tesadüfen yakalanan dava dışı sanık ..... eniştesi olan ve hiç bir husumeti bulunmayan sanık ...'nin adını (Cezadan indirim imkanı olduğunu öğrendikten sonra) vermiştir.
Mahkememizce sadece dava dışı kalan sanık .....'ın soyut beyanlarıyla sanık ... hakkında mahkumiyet kararı verilmesi söz konusu olmayıp sanık .....'ın savunmaları HTS kayıtlarıyla ve tanık beyanlarıyla denetlenmiştir. Bozma öncesi aşamada dinlenilen tanıklar..... ve .... sanık ...'nin yazın köye geldiğini ve bilmedikleri bir yeşil ot topladığını gördüklerini beyan ederek ..... .....'nın savunmalarını destekler bilgiler vermişlerdir. Diğer yandan telefon kayıtlarının incelenmesinden özellikle suç tarihi olan 25.12.2014 tarihinde ve özellikle sanık .....'ın yolculuğa çıktığı saatlerde sanık .....'ın sanık ...'yi 2 defa aradığı görülmüştür. Oysa sanık ... sanık .....la telefon görüşmesinin olmadığını savunmuştu.
Tüm bu sebeplerle yani sanığın ilk ifadesinde dava dışı sanık .....'la hiç konuşmadığını söylemesine rağmen, geçmişte telefon görüşmeleri olduğu gibi özellikle sanık .....'ın yolculuk yaptığı sırada da arabada telefon görüşmelerinin olması, sanık .....'ın eniştesi olan ve bacısıyla evli olan sanık ...'ye iftira etmesi için bir sebebin bulunmaması, sanık .....'ın duruşmada gözlenen samimi tutumu, tanıklar .... ve.....'ın sanık ...'nin 2014 yılı yazında caminin etrafından çeşitli otlar toplayıp eve taşıdığına ilişkin beyanları dikkate alındığında sanık ...'nin savunmalarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı..." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek, önceki hükümde olduğu gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

İnceleme dışı sanık .....'ın, suç konusu uyuşturucu madde ile yakalanmasından kovuşturma evresine kadar geçen zaman içerisinde sanığın suçla ilgisi olduğuna dair herhangi bir beyanının olmaması, sanığın kullandığını beyan ettiği GSM hattı ile inceleme dışı sanığın kullandığı GSM hattı arasında 13.12.2014 tarihinde gerçekleştirilen görüşmeden sonra inceleme dışı sanığın yakalandığı 25.12.2014 tarihine kadar geçen süre zarfında herhangi bir görüşmenin bulunmaması, HTS kayıtlarına göre sanık ile inceleme dışı sanığın kullandığı GSM hatları arasında olay tarihinde (2) adet görüşme gerçekleştiğinin anlaşılmasına rağmen, bu görüşmeler ile HTS kayıtlarında görülen diğer görüşmelerin içeriklerinin tespit edilememesi, inceleme dışı sanık .....'ın kardeşi, sanığın da eşi olan Sibel'in, zaman zaman kendisine ait telefonu kullanarak ailesi ve yakınları ile görüştüğünün sanık tarafından ifade edilmesi, suç konusu uyuşturucu maddeler ile sanığın ilgisini gösterir dosya kapsamı itibarıyla herhangi bir delilin bulunmaması, inceleme dışı sanık .....'ın sanığı suçlayıcı nitelikteki beyanlarından sonra ortaya çıkan, suçun sanık tarafından işlendiğini de ispata yeterli nitelik ve mahiyette olmayan tanık ....'in sanığı yeşil renkli bir ot toplarken, tanık.....'ın ise sanığı akşam saatlerinde caminin aşağısına gidip gelirken gördüğüne ilişkin beyanlarına itibar edilemeyeceğinin anlaşılması, sanığın da başlangıçtan itibaren değişmeyen istikrarlı ifadelerinde suç konusu esrarların kendisine ait olmadığını ve atılı suçlamayı kabul etmediğini savunması karşısında; kendisinde herhangi bir uyuşturucu madde ele geçirilemeyen, suç konusu esrar ile ilgisi olduğuna ya da inceleme dışı sanık .....'ın suçuna iştirak ettiğine ilişkin adı geçenin kovuşturma evresindeki soyut beyanı dışında delil bulunmayan sanığın savunmasının aksine, atılı suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığının kabulü gerekmektedir.

Sosyal hayatta kişiler arasında herhangi bir ilişki var ise, ortaya çıkan HTS kayıtları delil olarak nitelendirilemeyecektir. Bir kimsenin arkadaşı ile telefonda sık sık görüşmesi veya yan yana gelerek baz çakışmasının ortaya çıkması kadar doğal bir şey yoktur. Bu şekilde elde edilen kayıtların aleyhe yorumlanması Yargıtay tarafından bozma nedeni olabilecektir.[vi]

Sonuç olarak, etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın beyanlarının tek başına mahkumiyete yeter delil değeri yoktur.[vii] Söz konusu beyan, kişi hakkında dava açılmasına yetebilecek düzeyde olabilir fakat başkaca deliller ile desteklenmediği sürece mahkumiyete yeterli olmayacaktır. Beyanı destekleyen diğer delillerin ise somut olaya ve kişilere göre ayrı ayrı yorumlanması gerekmektedir. Kişilerin sosyal hayatlarına uygun olarak gelişen olaylar, aleyhe delil olarak yorumlanamaz. Yargılama aşamasında kişiler arasındaki husumetin varlığı iyice araştırılmalı ve daha sonra beyanın delil niteliğinin değerlendirilmesine geçilmelidir. Beyanın doğruluğu hakkında en ufak bir şüpheye düşülmesi durumunda bile şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilmelidir. Son zamanlarda ülkemizde sıklıkla uygulanan bu kurum, bir takım kimselerin intikam aracına dönüşmemelidir. Özellikle FETÖ/PDY yargılamalarında sırf kendilerini kurtarmak için bildikleri alakalı alakasız herkesin ismini veren kişilerin bu beyanları tek başına hükme esas alınmamalıdır. Ceza hukukunun temel taşlarından olan şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanmasından vazgeçilmemeli ve hukuk devleti olmanın gereği yapılmalıdır. Çünkü beyanda bulunan kişinin bu beyanı vermesinde hukuki yararı vardır. Kişinin, verdiği beyan sayesinde cezasında indirim yapılmakta veya kişi hiç ceza almamaktadır. Bu şekilde menfaati olan kişinin vereceği beyana tam olarak güvenmek, ceza hukukunun ruhuna aykırıdır.

--------------------------------

[i] ARTUK/GÖKÇEN/YENİDÜNYA: Ceza Hukuku Genel Hükümler (2013), s.581.

[ii] HAKERi, a.g.e., s.299.

[iii] Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2016/14724 E. 2018/7287 K. “Sanığın temyiz dilekçesi ile sanığın eşi tanık ... ve sanığın beyanlarında aleyhine tanık olarak ifade veren...’la sanık arasında bir yıl önce,...’nın sanığın aracının camını kırması nedeniyle husumet bulunduğu iddialarının tespiti açısından söz konusu dava dosyasının celp edilip husumet iddiası değerlendirilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması,”

[iv] Ceza Genel Kurulu, 2017/380E. 2019/43K.

[v] Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2018/2234 E. 2018/1889 K.

[vi] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/380 E. 2019/43 K.

[vii] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2005/10-62 E. 2005/94 K.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Serdar 3 ay önce

Üstad bugünlerde adliyelerde en çok konuşulan konulardan birini detaylı olarak ela almışsınız. Gayet doyurucu bir makale olmuş. Tebrikler. Başarılarınızın devamını dilerim.

Avatar
Mehmet Burak Kartal 3 ay önce

Severek okuyoruz avukat bey. Teşekkür ederiz.